Son Dakika Haberler

Fazıl Say’ın Mezopotomya’sı. Mahiye Morgül

Fazıl Say’ın Mezopotomya’sı. Mahiye Morgül
Okunma : 211 views Yorum Yap

fazilsayAntalya Piyano Festivalinden videosu var bilgisunarda. Altında sınırsız yorum bölümü var. http://www.youtube.com/watch?v=Wz236uQrCRI
Bir tane yorum vardı, o da, “İlk parçanın ismi neydi ya sinir oldum hatırlayamadım” diyordu.
Püf noktası bu cümlede saklı; negatifle başlatıyor iletişimi. Ona cevap vermeye geçtim. Negatif enerjisi düşük bir söz kullandınız, “sinir oldum” dediniz. Buna beyne çöp atmak diyorum; bu siteye giren insanlara gerilim verdiniz, hiç bir değer katmadan hem de.
Aslında Fazıl’a ve onu sevenlere seslenmek istiyordum. Bestenin içinde benzer bir şey vardı; müziksel hiç bir değeri olmayan ama izleyenin dikkatini kendine çeken beyazlı kadın. Ne sanatçısıydı acaba? Ne yapıyordu, pantomim mi? Hayır. Sadece iki eli arasında uyumsuzluk (asimetri) vardı, buna görsel çöp derim, müzikle uyumlu hiç bir şey yoktu ve tüm sanatsal uyumu deliğe süpürüyordu. Nedeni?
Nedeni, besteciye değil eserin siparişini verenlere sorulmalıdır. Sahnelenirken devreye girer bu sanat yıkımcıları. Üstelik de sanat adına yaptıklarını ileri sürerler. Güzel bir eser dinlerken bütün düşsel imajlarınızı elinizden alırlar, müziğin ruhunuza verdiği pozitif yükü çalarlar. Besteci, yeter ki bestem çalınsın diye susar. Çünkü, artık küresel egemenler çağındayız, sahneyi satın alan düdüğü çalıyor. Böyle asimetrik çöplere bakmamak için bir süre sonra bu salonlara giden kalmaz.
Ankara CSO salonunda benzer negatif enerji yayan görseller sinevizyonla verilmeye başladığında artık salona gitmemeye başladım. Asimetri bombardımanı vardı. Buna salonda sakız çiğneyenleri ekleyin; her biri başka ritimde çiğniyor, istemeden gözün takılıyor, stres yapıyor. Bitirdiler güzelim düşsel imajlarımı, gitmiyorum. Arada solo konserlere gidiyorum artık. Küresel efendiler insanoğluna pozitif enerji veren ne varsa yok ediyorlar, bunu fark ettim. İlkokul ders kitapları sırf olumsuzluk üstüne.
İlkokul ders kitaplarında çocuklarımızın beyinlerine boca edilen negatif enerjinin ne sonuçlar yarattığını biliyor musunuz? Disleksi yapıyor, alt özürlü sınıfına alınıyor çocuklar. Bu bir psikolojik savaştır, bunu görmeliyiz. Her yaştan insana yönelik toplu yaşam alanları nerede varsa oraya bu virüsü salıyorlar. Durdurulması sadece gerçeği görmekle mümkündür. Gerçeğe hü diyelim. Kötü enerjiyi defetmenin yolu bu; yüzü açığa çıktığında yok olur.
Fazıl üzerinden oynanan oyunlara dikkat edelim.
Fazıl iyi bestecidir, iyi piyanisttir. Kötülük nerden nasıl gelir bunları bilmez, bunlarla ilgilenmez. Bu anlamda o kadar saftır ki, 11 Eylül’deki İkiz Kulelere saldırıyı gerçekten Taliban’ın yaptığına inanmış ve ABD’nin Afganistan işgalini desteklemiştir. Şöyle ki, “Artık Afganistanlı kızlar da piyano çalabilecek” demiştir. Bu kadar saftır Fazıl.
Ö.Hayyam, o dörtlüğü ne yaşadı da onu hicvetmek için yazdı, onu bilmez Fazıl. Birisi ona yollamış, o da safça yayınlamış, tuzağa düşürülmüştür.
Hayyam gibiler durduk yerde laf etmezler, onlar yaşanmış olayları hicvederler.
Sağolsun rahmetli babam, “O gün olanları bilmeden Hayyam’ı bugüne oturtamazsın” derdi. Camiden seccade çalan hırsızı örnek verirdi. Hırsızın teki, camiden iki seccade çalmış, birini kadıya hediye etmiş, kadı nerden buldun diye sormamış. Daha sonra bir gün hırsız başka bir olaydan kadılık olmuş, tekrar camiye gitmiş. Hayyam da yazmış:
“Sanmayın geldik camiye namaz kılmaya /Daha önce aldığımız seccade eskidi de / Geldik yenisini almaya”
Bu sözleri babamdan böyle öğrendim. Şimdi bunu her camiye giden hırsızlık yapmaya gider gibi yazmak olmaz, değil mi? Eğer bunu yapan olursa, anlarım ki, safça, bugün küresel savaş baronlarının Müslümanı Müslümana kırdırma projesine malzeme veriyor.
Seccade hırsızından söz etmişken… Bakın bakayım mahallenizin camisinde babanızın hediye ettiği ipek halılar duruyor mu? Duvardan duvara serili olan ne?
Artık camiden halıları cemaatten kimse çalmıyor, devlet eliyle toptan götürülüyor. Hayyam diliyle diyelim; “Katır kervanıyla kadılar götürüyor.”(*)
Şimdi, Fazıl Say’a diyorum ki, bu işi sana tezgahlayanları ihbar etmeliydin, etmedin. Davanın devamından menfaati olanlar vardır. Çünkü Türkiye’yi laik-antilaik çatışmasına sürükleyenler artık bu noktada safları belirginleştirme operasyonuna geçtiler, bu dava bu iş için malzeme yapılacak. Buna malzeme olma, davayı geri çek, sehven düştüğü bu durumdan özür dileyerek çık, büyüklük sende kalsın. Seni var eden Ankara konservatuarını, onu var eden Cumhuriyeti kuran yüce Türk milletini hatırla… Sana ödül verdi diye Nevyork lobisine,  Paris lobisine değil, kendi halkına şükran duy ki seni yaşatacak olan bu millettir, onlar değil. Bu bağlamda “küstüm gidiyorum” demeyi bırak, çok çocukça tepkiler bunlar.
Daha önemlisi, insanların birbirine küfretmesine fırsat veren o siteleri kaldırtmalısın. Birileri senin videonu koyuyor oraya, altına da küfretmek serbest anlamında, sürekli birbirine hakaretli cevaplar vermeye açık tutuyor, böyle olmamalı. Seviyeyi aşağı çektikçe müzik kültürü yükselemez ki…
Bu yazıyı öyle sitelere cevap olsun diye hazırladığımı belirtmeliyim.
Son bir ek yapacağım. Mezopotomya Senfonisi bestelerken imaj başlıklarını seçerken yeterli tarih araştırması yapmadığını anlıyorum. Örneğin AY ile ilgili, “Ay aynı zamanda ürkünçtür” gibi bir söz ediyorsun. İnanılır gibi değil!
Tarih boyunca Ay(Hilal) ve Güneş(Şems) bizim kutsalımızdır, çok nedeni vardır. Ay’ı severiz, ondan korkmayız, hatta Peygamber mührü deriz, ona bakarken bir dilek tutarız. Ay, yani Kafkafların Mez (Med) inanışlı Amison analarımızın başında taşıdığı, medrese ve cami kubbesinde sarı renkte yukarıya bakarken “alem” diye resmettiğimiz… Şu sıralar bunlar yamuluyor, yoksa Ay’dan korkanlar mı yapıyor bunu diye sormak lazım. Katolik Haçlı istilalarına karşı da, ondan önce Roma istilalarına karşı da hep altında birleştiğimiz sarı hilalli sancağımız vardı. Ay’ın düşmanlarımıza korku verdiği doğrudur, ancak bunu bizim kültürümüz gibi göstermek,  Milat’la birlikte Romalı yağmacıların tarihten sildiği Mezopotomya’yı bir daha tarihten silmek demektir. Üçüncü bin yılın haçlı seferi dedikleri de bu galiba!
Bugün eğer Anadolu ve Mezopotomya adları bir başka amaçla, Türkiye adını silmek için, önümüze getiriliyorsa, yine Hilal’in altında birleşip direneceğiz diye düşmanlarımız korkuyor olmalılar. Onlar hilalden korkar, Ay’dan Güneş’ten korkar, ama biz değil! Çünkü, o bizim adımızdır. “Ay” demek, artmak, türemek, kadın demek, 28 günde bir Ay-başı olmak demek, yani neslin devamını sağlamaktır, Tur kavmi olmaktır. Bu da biz Türklerin antik adıdır. Türk adının kökeninde Tur-ika, yani Ay-gibi demek olan Turci vardır. Sahnede, beyaz entarili (Hitit Kızıdır) kızın korku imajlı aritmik hareketler yapması, Türk deyince aklına korku gelen istilacı batılıları ifade eder bence.
Sevgili Fazıl, Mez-opa-damı’nı müzikle anlatmak,  Hilal sevgisi olmadan, “Ay doğar bedir bedir” demeden eksik kalır, kalmıştır. Şimdi bir tane de 1.Artemis için beste yapmanı istiyorum, Zazaların ulu ninesidir o. Karadenizli kadın ordularıyla Atina’ya kadar gidip köle satılmış kızlarımızı oğullarımızı kurtaran, koynunda koç yumurtalarıyla ve başında hilalle Atarg-atis heykelleri yapılan o Amazon annemizi müzikle anlatacaksın. Kaç lira ise ücreti, bunun parasını ben bu halktan toplarım, herkes verir, çünkü hilal uğruna savaşmaya yeniden kararlı bir halk var artık, bundan emin ol.
(*) Katır kervanı: Mezopotamya’yı yağmalamaya gelen Venedikli Ekustriyani Yahudi korsanların yanında getirdiği katırlara denirdi!
28.4.2013 / Mahiye Morgül