Son Dakika Haberler

Yılmaz Özdil: Olsa olsa ‘idrak yolları enfeksiyonu’dur!

Yılmaz Özdil: Olsa olsa ‘idrak yolları enfeksiyonu’dur!
Okunma : 13.389 views Yorum Yap

Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil koronavirüs gündemi sürerken AKP iktidarının geçmişteki ortaya attığı ve yanlış olduğu kanıtlanan iddialarını yazdı.

Özdil, koronavirüs salgını hakkında da benzer durumların yaşandığını yazısında vurgularken “Ahalimizde yirmi yıldır salgın halinde yayılan o esrarengiz bulaşıcı hastalık, olsa olsa ‘idrak yolları enfeksiyonu’dur!” dedi.

Özdil, “Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın vaka sayısı açıklamasına ilişkin olarak, “Koronavirüsle mücadelede dünyanın en başarılı ülkesiyiz’ dediler. Vaka sayısında Avrupa’nın en kötü ülkesi olduğumuz ortaya çıktı.Nüfusa oranla, dünyanın en kötü ikinci ülkesi olduğumuz ortaya çıktı.” ifadelerini kullandı.

Yılmaz Özdil’in yazısı şöyle oldu:

“Ergenekon terör örgütü” dediler.

Ergenekoncuların aslında Agarta diye bir tarikata mensup olduklarını, bu tarikatı kuranların milattan önce dokuz bin yılında Atlas Okyanusu’nda batan Atlantis kentinden karaya çıktıklarını, Asya’ya gelip, Tiyenşan Dağları’nın mağaralarına yerleştiklerini anlattılar, Menemen’de Kubilay’ın kafasını kesenlerin Ergenekoncu olduğunu söylediler, iddianameyi TRT spikerlerine okuttular.

Yalan çıktı.

“Balyoz” dediler.

Cami bombalayacaklardı dediler.

Yalan çıktı.

“Casus” dediler.

Ergenekon ve Balyoz’la içeri atamadıkları üç bin subayımıza fuhuş yapıyorlar, casusluk yapıyorlar dediler.

Yalan çıktı.

Profesör Türkan Saylan’a “terörist, fahişe, dinsiz, misyoner, Amerikan ajanı” dediler, Profesör Mehmet Haberal’a, Profesör Fatih Hilmioğlu’na, Profesör Erol Manisalı’ya, Profesör Kemal Gürüz’e, Profesör Yalçın Küçük’e, Profesör Uçkun Geray’a, Profesör Kemal Alemdaroğlu’na, Profesör Mustafa Yurtkuran’a, Profesör Ferit Bernay’a “darbeci” dediler, Profesör Tayfun Uzbay’a “darbeci casus” dediler, Profesör Yücel Aşkın’a “tarihi eser kaçakçısı” dediler, Profesör Rennan Pekünlü’ye “başörtülü kızlarımızın eğitim öğrenim hakkını engelliyor” dediler, Profesör Erdoğan Teziç’e “başörtüsü düşmanı, millete küfür etti” dediler.

Yalan çıktı.

“Arınç’a suikast” dediler.

Yalan çıktı.

“AB’ye girdik” dediler.

“Hamdolsun, tam üyelik aldık” dediler.

Havayi fişek fırlattılar.

“Vizeler kalkıyor” dediler.

Yalan çıktı.

“Zekat hırsızlarını koruma altına alan bir güç var, ben bu güce hırsızların imparatoru diyorum, hem altındaki figüranları koruyor, hem kendisine ulaşılmasını engelliyor” diyen… Deniz Feneri savcılarını sanık yaptılar, resmi evrakta sahtecilikle suçladılar.

Yalan çıktı.

Fakir fukaraya bağış yapıyoruz, Afrika’da açları doyuruyoruz, Somali’de dana kestik, Uganda’da koyun kestik ayaklarıyla para toplayan Kimse Yok Mu Derneği’ne, kamu yararına çalışan dernek statüsü verdiler, izinsiz yardım toplama yetkisi verdiler, üstüne, Tbmm Üstün Hizmet Ödülü verdiler.

Fetocu çıktı.

Gezi olayları sırasında Ethem’i suratından vurarak öldürdüler.

Kum çuvallarının önünde çekilmiş fotoğrafını yayınladılar, “işte terör kamplarında çekilmiş fotoğrafı” dediler.

Yalan çıktı.

(Ethem kaynakçıydı, Hakkari Şemdinli’de Tekeli tabur komutanlığının inşaatlarında çalışmıştı, çünkü, devlet büyüklerimizin çocukları askerliğini bedelli yaparken, Ethem askerliğini Hakkari Şemdinli’de yapmıştı, bölgeyi gayet iyi bildiği için oradaki karakol inşaatlarına gönüllü gitmişti, yandaş medyanın sanki gizlice ele geçirilmiş gibi yayınladığı fotoğraf, aslında Ethem’in kendi Facebook sayfasındaki hatıra fotoğrafıydı.)

Ali İsmail’i öldürdüler.

“Kamera kayıtlarını inceledik, kendi arkadaşları dövmüş” dediler.

Yalan çıktı.

“Geziciler elit semtlerde oturuyor” dediler.

“İmtiyazlı çevreler” dediler.

“Bir avuç kaymak tabaka” dediler.

Yalan çıktı.

(Ethem’i öldürdüler, kaynakçıydı, Abdocan’ı öldürdüler, narenciye paketleme tesisinde asgari ücretliydi, Ali İsmail’i öldürdüler, babası inşaat işçisiydi, Mehmet’i öldürdüler, garsondu, babası pazarcıydı, Ahmet’i öldürdüler, üniversite mezunu işsizdi, inşaatlarda amelelik yapıyordu, Berkin’i öldürdüler, babası işsizdi… “Kaymak tabaka” dedikleri çocuklar, işte bu çocuklardı.)

“Başörtülü bacıma saldırdılar” dediler.

“Kamera görüntüleri elimizde” dediler.

“Erkek şahısların üstü çıplaktı, kafalarında siyah bantlar vardı, kenara, duvar dibine çekildim, tişörtünde Che Guevara resmi bulunan bayan şahıs ani şekilde başörtümü tutarak yukarıya doğru kaldırdı, ‘Tayyip’in o…sunu buldum beyler, gelin s…in’ diye bağırmaya başladı, kızımın bebek arabasını tuttuğum için kaçamadım, erkek bir şahıs sol yanağıma tokat attı, sırtüstü yere düştüm, kalabalık grup etrafımı sardı, tükürmeye, tekmelemeye başladılar, beni tekmelerken, ‘eşarplı kaltak, devrim yapacağız kökünüzü kazıyacağız, hayvan kaltak’ şeklinde yüksek sesle hakaret ettiler, şişman yapılı, etli geniş burunlu biri bebek arabasını sallıyordu, arabanın içindeki kızım aşağı yukarı zıplıyordu, üç dört kişi benim üzerime idrarlarını yaptılar, bir kadın ‘başörtüsüne işeyin, başörtüsüne işeyin’ diye bağırıyordu, etrafımdaki şahıslar bana tekme atmaya devam ediyordu, tam bu esnada bir şahıs, başıma doğru erkeklik organıyla sürtünmeye başladı, başka bir şahıs, benim arkama geçerek cinsel bölgesiyle sürtünüyordu, vücudumun değişik yerlerinden cinsel saldırıda bulunanlar vardı, emekleyerek kaçmaya çalıştım, başaramadım, ‘İnönü stadında araba yakıyoruz’ diye bağırma sesi duydum, etrafımdaki şahıslar dağıldılar, İnönü stadyumuna doğru yürümeye başladılar, yerden kalktım, bebek arabasının yanına gittim, altı aylık kızım ağlıyordu, sol ayak diz altında sıyrık vardı, kanamıştı, sol kolunda morluk vardı, bana cinsel saldırıda bulunan şahısların arkasından baktığımda, iki şahsın ellerinde bira şişesi olduğunu, bira şişelerini karşılıklı tokuşturduktan sonra içtiklerini, kahkahalar atarak güldüklerini gördüm, evime geldim, temizlenme hissiyle duşa girdim, bacaklarımda morluklar vardı, yaşadığım korku neticesinde bebeğimi emziremedim, sütüm kesildi” dediler.

“Biz o görüntüleri izledik” diyen gazeteciler oldu.

Yalan çıktı.

“Camide bira içtiler” dediler.

Müezzin yalanladı.

“Camiyi ahır yaptılar” dediler.

Yalan çıktı.

“Camileri kapattılar, Bursa ve Çanakkale’de genelev olarak kullanılan camiler var” dediler.

Yalan çıktı.

Temel Karamollaoğlu’nu rakı içiyormuş gibi haber yaptılar. Yalan çıktı. Meral Akşener’i feto’yla el sıkışıyormuş gibi haber yaptılar. Yalan çıktı. Muharrem İnce’yi camide bisikletle dolaşıyormuş gibi haber yaptılar. Yalan çıktı. Ekrem İmamoğlu hakkında Pontuslu dediler. Yalan çıktı. Mansur Yavaş hakkında “Kandil’in gönderdiği teröristleri belediyede işe alacak” dediler. Yalan çıktı.

Binali Yıldırım “ben kazandım, oyları çaldılar” dedi.

Sonra çıktı, “oyları çaldılar demeye mecburdum, hukuki bir tabir değildi” dedi.

Teee 2004 yılında manşetlerden duyurdular, 2008 yılında yerli savaş uçağı yapacağız, 2009 yılında milli fırlatma sistemiyle roket geliştireceğiz, 2014 yılında milli roketle uzaya uydu göndereceğiz, 2015 yılında Türk astronotları uzaya gönderilecek, 2020 yılında uzay gemisi yapımına başlayacağız dediler.

Yalan çıktı.

“Yerli ve milli otomobil” dediler.

Motoru Alman.

“Yerli ve milli insansız hava aracı” dediler.

Motoru Kanada malı, Avusturya’da üretiliyor, kameralar Kanada.

İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nı yaptık dediler.

İzmir Adnan Menderes Havalimanı 1987’de açıldı.

Ankara’da 14 sene evvel havalimanı var mıydı dediler.

Esenboğa Havalimanı 1955’ten beri var.

Isparta’ya üniversiteyi biz getirdik dediler.

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nin kuruluş tarihi 1992.

Zonguldak’ta üniversiteyi 2007’de biz kurduk dediler.

Üniversitenin logosunda bile 1992 yazıyor.

15 sene önce mutfaklarda buzdolabı mı vardı, fırın mı vardı, teessüf ederim, ambulansları köpekler çekiyordu dediler.

Dün…

Bir Akp milletvekili “bizden önce Türkiye’de araba mı vardı” dedi.

“Akp gelene kadar kadının adı yoktu” dediler.

(Başka örneğe gerek var mı bilmiyorum ama, mesela, 1884 doğumlu Halide Edip Adıvar’ın soyadı bile adı var!)

Akp’li belediyenin sporcusu, atletizm tarihimizde bir ilki başardı, olimpiyatta altın madalya kazandı.

Dopingli çıktı.

“Süleyman Şah Türbesi, Türkiye’nin vatan toprağıdır, dokunmaya kalkana hesabını sorarız, dalgalanan bayrağımızı korumak için tereddüt etmeyiz, türbenin kuşatıldığı iddiaları uydurmadır” dediler.

Gördük.

“300 fabrika açtık” dediler.

Açtık dedikleri fabrikalar arasında 45 yıldır çalışan fabrika var.

“Koronavirüsle mücadelede dünyanın en başarılı ülkesiyiz” dediler.

Vaka sayısında Avrupa’nın en kötü ülkesi olduğumuz ortaya çıktı.

Nüfusa oranla, dünyanın en kötü ikinci ülkesi olduğumuz ortaya çıktı.

Hani, gerçek ölüm sayılarını gizlemek için, defin raporlarına “covid” yazmıyorlar da, “bulaşıcı hastalık” yazıyorlar ya…

Sayın ahalimizde yirmi yıldır salgın halinde yayılan o esrarengiz bulaşıcı hastalık, olsa olsa “idrak yolları enfeksiyonu”dur!