Son Dakika Haberler

Demokrasi Kimlere Var, Kimlere Yok…Nilden Bayazıt Postalcı Yazdı.

Demokrasi Kimlere Var, Kimlere Yok…Nilden Bayazıt Postalcı Yazdı.
Okunma : 108 views Yorum Yap

Gündem hızla değişiyor, bir yazı yazıyorsunuz; yazının
daha düzeltmelerini yaparken konu gündemden düşüveriyor.

İletişimci ve CHP üyesi gibi kimliklerimin, özgeçmişim
ve kimliğimde adımdan sonra gelen ‘kadın’ tanımlamasıyla, ilk yazımın konusunu
kadın ve örgütlenme üzerine kurgulamıştım; ama gelin görün ki, çevremizdeki
dezenformasyon ve ‘ağzı olan konuşuyor’ durumları, beni son iki gündür haber
programlarının konusunu oluşturan Turk Silahlı Kuvvetleri’nin(TSK) Ergenekon ve
Balyoz davaları konusunda yaptığı açıklamalar için iki kelam söylemeye mecbur
etti.

Kısaca anımsayalım; halen görülmekte olan, ve henüz
bir çok tutuklunun neyle suçlandığını bilmediği ve havada sahte olup olmadığı
her nedense bir türlü kanıtlanamayan Balyoz davası hakkında en son Gölcük
Donanma Komutanlığı’nda yer döşemesinin altına saklanmış ek klasörler bulundu;
içinde Balyoz Operasyonu ile ilgili “ek klasörler” çıktı.

Sonrasında dava yeni boyut kazandı; tutuklu asker müdahil avukatları içindeki bazı (ve
anahtar konumundaki) cd lerin sahte olduğunu açıklamaya çalışadursun, davalar
yeni tutuklamalarla devam etti. Bir de baktık ki gazeteciler de işin
içindeymiş!En son Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasıyla özellikle basın
ve medya haklı bir tepki gösterdi.

TSK ise açıklama yaptı önceki gün. Hafızam beni
yanıltmıyorsa Ergenekon gündemimize düştüğünden beri ikinci kez tavır
sergilediler( bir çok AKP milletvekilinin “bu bir e-muhtıradır” galeyanlarına
gelmeyelim, bu net olarak bir tepkidir). İlki İlker Başbuğ’un görevi
devraldıktan sonra tutuklu paşalara yaptığı ziyaretti.(Tolon , Fırtına ve
Şenuygur Paşa’ya) İkinci tavır ise bugün Genelkurmay’ın sitesinde yayınladığı
bildiri oldu.

Benim konuşmak istediğim ise aslında Ergenekon ya da
Balyoz değil; bu bildiriye gösterilen tepkiler.

Bir edebiyat mezunu, ve kelime kullanmakta usta bir
insan olarak belirteyim, TSK açıklamasında net olarak şunu söylüyor: 2003 ‘de
gerçekleşen plan seminerinin ne olduğunu, neleri kapsadığını, defalarca ilgili
makamlara anlattık. Hala daha 163 TSK mensubunun tutukluluk halinin devam
etmesini anlamakta zorlanıyoruz.

Bildiri’de doğru söylenmeyen bir şey var mı? Yok. Bu
bir e-muhtıra sayılabilir mi? Kesinlikle hayır.( kelimelerin seçimine dikkat
ediniz,) Bu hukuksuzluğa tepki mi? Evet tam da öyle . Yapmalılar mıydı? Evet.
Bence Şöyle bir düşünün; bugün Silivri ve Metris
Cezaevleri’nde (yine hafızama güveniyorum sevgili okur!) 163 tutuklu muvazzaf
ve emekli asker bulunuyor. Bunların istisnasız hepsi, aynen gazeteciler gibi,
neyle suçlandıklarını bilmiyor. Bir kısmı, sözde darbe hazırlığı olduğu iddia
edilen Plan Seminer’inde bulunmamış. Bunu da kanıtlıyorlar üstelik. Harvard
Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Pınar ve Dani Rodrik bulunan CD lerin
sonradan yapıldığını kanıtlayan bir çok doküman sundular. Cevap geldi mi? Hayır

Şimdi bir de bu gencecik teğmenlerin, askerlerin
ailelerini düşünün. Maaşları kesilmiş, neyle suçlandıklarını bilmiyorlar ve
işin en kötü tarafı kırgınlıklarını, isyanlarını dile getiremiyorlar.

Sizce suçsuz olduğuna yüzde yüz inanan bir tutuklu
ailesi kime yakarır? Bağlı oldukları kurum dışında, onları kim destekler?

Basın? Hadi canım. Gazeteci arkadaşların haksız ve
hukuksuz tutuklandığı için bağıran basın, tutuklu asker ailelerine tepki
vermiyor.

Partiler? AKP ‘yi dışarıda bırakırsak, siyasi partiler
bu davada çok temkinli. Gazetecilerin tutukluluğu konusunda cılız bir ses
çıkıyor, ancak gene de parti içi tepkilerden çekinceler olduğu için genelde
suskunluğunu bozmadığını görüyoruz siyasi partilerin

Geriye bir tek bu insanların hayatını verdiği kurum
kalıyor; TSK. Eskilerin deyimiyle Askeriye.

Ne istiyoruz? Gazeteciler yapmamıştır, herkes bağırsın
,tepkisini göstersin. Gazeteciler Birliği sokaklara dökülsün, sosyal medya da
örgütlenilsin.

Gazeteciler yapmamıştır, demokratik hak olarak
gazetecilerin bağlı olduğu kurumlar, dernekler tepkilerini gösterir. Ancak
asker gösteremez. İşte ben bunu anlamakta zorlanıyorum.

Yapılan ise bir noktaya dikkat çekmek sadece…Her şeye
(maalesef)çabuk adapte olabilen halkımıza bir şeyleri hatırlatmak belki.

Geçen gün uçakta yanıma bir bey oturdu. Sohbetimiz
Balyoz operasyonunda takıldı. “Onlar 12 Eylül’de çok çektirdiler. Şimdi
karşılığını alıyorlar, yapmışlardır ” dedi. “Biliyor musunuz” dedim, “şu anda
tutuklu olan bir teğmen, 12 eylül de doğmamıştı henüz”.

“Hiç bu açıdan bakmamıştım” dedi.

Zamanla her şey değişiyor sevgili okuyucu. Kurumlar
yenileniyor, kafalar değişiyor. Biz 10 sene önceki biz miyiz? Ya da 27 Mart ve
12 eylül deki bir albayla şu anda görevde olan bir albayın kafa yapısı aynı
olabilir mi?25 sene önce neleri konuşuyorduk, şimdi neleri….

Dediğim gibi hepimiz yenileniyoruz sevgili okuyucu.

“Şunlar demokratik haklarını kullanabilirler, ama
bunlar kullanamazlar” diye bilir misiniz?

Şimdi söyleyin biz kime ve neye demokratız? Biz
yaşamın her alanında, her kesiminde demokratik hak ve özgürlüklerin olduğuna
inanıyorsak demokratız. En azından ben böyle düşünüyorum.

Bu yüzden galiba benim için, kadın olmak, CHP li olmak
veya eş olmanın önünde geliyor “demokrat olmak”.

Bu yazıyı yazarken bunu düşündüm.

Nilden Bayazıt Postalcı