Son Dakika Haberler

Kılıçdaroğlu, "Yerel seçimler öncesi, CHP Belediyelerine baskınlar olacak."

Kılıçdaroğlu, "Yerel seçimler öncesi, CHP Belediyelerine baskınlar olacak."
Okunma : 11 views Yorum Yap

kemalkilicadoglu_42Kılıçdaroğlu, CHP Belediyelerine baskınlar olacak dedi.

İstanbul,İzmir, Ankara, Eskişehir de 3 yıldır devam eden AKP döneminin üçüncü yılında çirkin siyaset izleyen hükümetin, CHP Belediyelerine yapacağı baskınların daha da artacağını öne süren Kemal Kılıçdaroğlu. CHP Belediye Başkanı aday adaylarına uyarılarda bulundu.

CHP Belediye Başkanı aday adaylarını birbirlerine eleştiri yapmamalarını isteyen CHP Genel Başkanı tespit edildiğinde kesinlikle aday olarak kabul edilmeyeceklerdir açıklaması yaptı.

” Sarıyer’de 20 yıl sonra iktidarı kazanan CHP Belediye Başkanı Şükrü Genç’e karşı, bazı CHP Belediye Başkanı aday adaylarının, çeşitli yerel basına verdikleri doğru olmayan bilgiler ile kamu oyu oluşturularak, Sarıyer Belediyesi hakkında çirkin politikalar yapıldığı, Sarıyerde seçimlerin kaybedilmesini sağlamaya çalıştıkları görülmektedir. Sarıyer Belediyesi hakkında CHP Genel Merkezine aslı olmayan “kirli bilgi” taşındığı duyumları alınmaktadır.” CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Sarıyer’e özellikle dikkat etmelidir.” 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP Hükümeti’nin 2011 yılında genel seçimlerden önce olduğu gibi bu kez yerel seçimlerden önce CHP’li belediyeleri bastıracağını iddia etti.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a “O bizi yiyemez” diye meydan okudu. Kılıçdaroğlu, CHP’den belediye başkan adayı olanları da uyardı ve birbirini karalayanların üzerini çizeceğini açıkladı. Kılıçdaroğlu, AKP’nin derin devletinin olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, Yerel ve Bölgesel Televizyonlar Birliği (YBTB) yöneticileriyle iftarda buluştu. Kılıçdaroğlu, soruları yanıtlarken güncel gelişmeleri de değerlendirdi ve şunları söyledi:

YEREL BASINA GÜVENCE

Yerel medyayla ilgili şunu söyleyeyim. Gerek yaygın medya, gerek yerel medya Türkiye’de çok zor durumda bunu biliyoruz. Yaygın medya üzerinde de baskı var, yerel medya üzerinde de baskı var. Sizin üzerinizdeki baskılar ya belediye başkanından veya validen veya bölgenin milletvekilinden, ilin milletvekilinden geliyor. Dolayısıyla biz medyanın özgür olmasını, özgürce haber yapmasını savunan bir siyasal anlayışı temsil ediyoruz. En çok eleştirilen partinin Genel Başkanı olarak sizlerin özgürce haber yapmanız için biz elimizden gelen her türlü çabayı göstermek durumundayız ve göstereceğiz. 

“ADALET ÖLDÜ”

(Ergenekon Davası’nda çıkan kararlara ilişkin) İngiltere’de bir İngiliz öldüğü zaman çan bir kez, bir asil öldüğü zaman çan iki kez, kralın yakını öldüğü zaman çan üç kez, kral öldüğü zaman da çan dört kez çalarmış. Bir gün çan beş kez çalmış, halk şaşkın papaza koşmuş ve kral hayatta ama çan beş kez çaldı. Ne oldu diye sormuşlar. Papaz, adalet öldü diye cevap vermiş.

“BU DAVA ADALETİN KATLEDİLDİĞİ DAVADIR”

Bu dava adaletin katledildiği bir davadır. Bakın hiçbir zaman yargılamaya müdahale etmek istemedik. Bu ülkede herkes yargılanabilir. Ama herkes şunu çok iyi bilmek durumundadır. Ben adalete inandığım için yargılanırım ve adalete güvenirim. Bir haksızlığa uğramışsam adalet bunu düzeltir. Onun için Almanya’da Alman vatandaşı Berlin’de hakimler var diyor ne yaparsan yap diyor. Yargıya güveniyor. Peki biz kendi ülkemizde yargıya güveniyor muyuz? Hayır. Gidin sokaktaki yurttaşa sorun adalet var mıdır bu ülkede size hemen söyleyecektir. Adalete inanmıyorum. Bu ülkede adalet yoktur diye. Bu algıyı yaratan nedir? Adaletsiz yargılamadır.

“HİÇ LİDERİ OLMAYAN TERÖR ÖRGÜTÜ DUYDUNUZ MU?”

Şunu söyleyeyim; hayat boyu bir araya gelmemiş, aynı düşünceyi paylaşmamış, telefonla dahi konuşmamış, bir masanın etrafında bir araya gelmemiş insanlar aynı terör örgütünün mensubu olarak yargılanıyorlar. Siz hiç lideri olmayan terör örgütü duydunuz mu? Kim bu örgütün lideri? Ergenekon terör örgütünün lideri kim? Bilen var mı? Yok.

Daha da önemlisi yargı MİT’e soruyor böyle bir terör örgütü var mı diye. MİT yok diyor. Emniyet istihbarata soruluyor emniyet istihbaratı da yok diyor. Genel Kurmay istihbarata soruluyor onlarda yok diyorlar. Şimdi bu devletin bütün sırlarına vakıf olan bu duyarlı kurumlar böyle bir örgütten haberleri yok ama Silivri yargılamasında böyle bir örgüt çıktı ortaya.

Biz adil yargılama olduğu sürece bir itirazımız olmaz. Tam tersine adil yargılamaya her zaman saygı duyarız. Bu davanın görüldüğü mahkeme olağan bir mahkeme değil. Nedir? Özel Yetkili Mahkeme. Özel Yetkili Mahkemeler olağanüstü dönemlerin mahkemeleridir. Sıkı Yönetim Mahkemeleridir, Devlet Güvenlik Mahkemeleridir. Olağanüstü dönemlerin mahkemeleridir. Olağanüstü dönemlerin mahkemeleri siyasi otoritenin emrinde olan mahkemelerdir ve olağanüstü dönemin mahkemelerinin verdikleri kararlar toplumun vicdanında meşruiyet kazanmaz.

“DEMOKRASİMİZE KARŞI BİR HINÇ VAR”

Belki şu soru gelebilir aklınıza. Ya bunu söylüyor Kılıçdaroğlu acaba darbeyi mi savunuyor? Hayır. Demokrasilerde halkın iradesi önemlidir. Demokrasilerde halkın iradesine ipotek konmamalıdır. Türkiye belli bir olgunluğa kavuşmuştur demokrasi açısından ama demokratik açıdan zemin kaybetmektedir Türkiye. Darbenin her türlüsüne karşıyız. Demokrasi üzerindeki vesayetinde her türlüsüne karşıyız. Kişinin apoletli veya apoletsiz olmasının hiçbir önemi yoktur. Eğer demokrasinin üzerinde vesayet varsa orada sorun var demektir. Demokrasi ne üzerine oturur? Yasama, yargı, yürütme dediğimiz güçler ayrılığı üzerine inşa edilir. Tek bir kişiye bütün yetkiler verilmez. Güçler ayrılığı diyoruz biz buna. Eğer bir ülkede bir Başbakan çıkıp da yasama ve yargı benim için ayak bağıdır diyorsa orada bir sorunumuz var demektir. Demokrasiye karşı bir hınç, bir kin var demektir.

“KARARLARI MEŞRU GÖRMÜYORUM”

Sayın Başbakan “Ben bu davanın savcısıyım” dedi. Ne demektir bu? İddia makamında olan benim demektir. Bir siyasi otorite, bir mahkemede iddia makamındaysa o mahkemeye siz olağan mahkeme olarak bakamazsınız. Siyasi bir mahkemedir. Siyasi talepleri yerine getirir bu mahkemeler. 12 Eylül döneminde Sıkıyönetim Mahkemeleri Kenan Evren’in taleplerini yerine getirmiyorlar mıydı? Getiriyorlardı. Özel  Yetkili Mahkeme de bu savcının taleplerini yerine getiriyor. O nedenle biz bu yargılamaları meşru yargılama olarak görmüyoruz.

Neden Silivri mahkemelerinin kararlarını meşru görmüyorum? Eğer bir mahkeme basılmamış kitap hakkında toplatma kararı verebiliyorsa oraya mahkeme denmez arkadaşlar. Basılmamış kitap hakkında toplatma kararı veriyorsunuz. Ona nasıl biz mahkeme diyeceğiz? Onlar mahkeme değil. Orada oturan kişilere de kimse kusura bakmasın ben yargıç olarak görmüyorum. Yargıç duygularıyla değil, siyasi otoritenin talimatıyla değil, egemen güçlerin baskısıyla değil vicdanıyla karar veren kişidir. Silivri yargıçlarını ben vicdanıyla karar veren yargıçlar olarak görmüyorum.

“NASIL BİR KASA BU?”

Ergenekon davası sürecinde 60 bin kişinin telefonu dinlendi. 3 bin kişi hakkında takibat yapıldı. 1360 kişi ifade verdi. Toplam 17 bin sayfalık 19 iddianame hazırlandı, ya da birleştirildi. Dava süresince 7 kişi hayatını kaybetti. Kaybedenlerden unutmadığım isim Kuddusi Okkır Allah rahmet eylesin. Ergenekon’un kasası diye tutuklandı. Hapishanede hayatını kaybetti,  ailesi İstanbul’a cenazesini getirmek için belediyeden ambulans istedi çünkü, maddi  gücü yoktu. Nasıl bir kasa bu? Dava dosyasının tamamı 120 milyon sayfayı aşmış durumda. Bir yargıcın bunu okuması için 228 yıla ihtiyacı var.

“BAŞBAKAN’IN YATAKLIKTAN YARGILANMASI LAZIM”

Tipik bir örnek vermek isterim size. Sayın Başbuğ’la ilgili Başbakan ne söyledi? Benim mesai arkadaşım, onun tutuklu yargılanması doğru değildir, bir sürü güzel şeyler söyledi. Bir şey yaptı mı? Yapmadı. Hakan Fidan’la ilgili bir şey söyledi mi? Söyledi. Ne yaptı? 24 saat içinde yasa çıkardı. Neden? Hakan Fidan tutuklanmasın veya ifadesi alınmasın diye. Peki Genel Kurmay Başkanı için niye yapmadı? Samimi değil. Çifte standart uyguluyor. Ülkenin Başbakanı mesai arkadaşım, düzgün insan, her türlü olumlu şeyleri söylüyor, mahkeme karar veriyor terörist diye hapse mahkum ediyor. Sizin aklınız karıştı mı acaba? Nasıl bir tablodur bu tablo? Bu tabloyu nereye oturtmak gerekiyor? Tablonun oturacağı tek şey var yargılama sürecinin sağlıklı olmadığı. İşin gerçeği budur.

Siz kalkıyorsunuz Genelkurmay Başkanı’nı terör örgütünün üyesi diye müebbete mahkum ediyorsunuz. Eğer o kişi teröristse, o teröristi kim Genelkurmay Başkanı yaptı? Terfi, atama kararının altında kimin imzası var? Başbakan’ın, Hükümetin. O zaman sizin terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanmanız lazım.

YARGITAY’A DA GÜVENMİYOR

(“Yargıtay aşamasında sağlıklı yargılama bekliyor musunuz?” sorusu üzerine) Benim Türkiye’de yargıya güvenim yok. Eğer yargı siyasi otoritenin emrine girmişse o yargıya hiç kimse güvenmesin. Ve hiç kimse ben giderim mahkemede adalet ararım. Böyle bir şey yok artık. Ülkeyi bu noktaya getiren nedir? Yargının siyasallaşmasıdır. Yargı siyasallaşmamalıdır. Yargıyı siyasallaştırırsanız onun ucu toplumu felakete götürür. Yargıçların siyasi görüşü olmaz mı? Olur tabi ona kimsenin bir şey diyeceği yok. O da her vatandaş gibi gider oyunu kullanır. Ama kararlar siyasi görüşe göre verilirse veya kararlar egemen güçlerin talepleri doğrultusunda verilirse orada sorunumuz var demektir.

“BİR DE ALTIN MADALYA VERDİLER”

Yıllarını terörle mücadeleye vermiş insanların terörist olarak tutuklanıp hapse atılması benim kabul edeceğim bir şey değil değerli arkadaşlar. Hangi gerekçeyle, bakın daha ortada mahkeme kararı yok. Karar çıkınca hep beraber göreceğiz. Neyin ne olduğunu hep beraber değerlendireceğiz. Ama bugüne kadarki mahkeme sürecine baktığınızda pek çok yerde önyargıyla hareket edildiğini görürsünüz. Bir insan darbeyi ne zaman yapar? Elinde silah varken yapar herhalde. Sincan’da tanklar yürümüştü değil mi? Darbeye teşebbüs sayılmadı, o insanlar yargılanmadı. Birde altın madalya verdiler ona. Daha doğrusu üstün hizmet madalyası verdiler dönemin Genel Kurmay Başkanına. Bu çifte standart nedir? Tank yürütene bir şey yok, öbür tarafta seni darbeci alıyorum içeriye. Yapılan davranış ya da yapılan yargılama sağlıklı bir yargılama değil.

CHP’Lİ BAŞKAN ADAYLARINA SERT UYARI

Deniz feneri davası kul hakkı yiyenlerin aklandığı bir davadır. Kurban, zekat, fitre paralarını yiyenlerin davasıdır ve onların aklandığı ir davadır. Deniz Feneri davası kul hakkı yiyenlerin Başbakan tarafından sırtının sıvazlandığı bir davadır. O davanın sağlıklı sonuçlanması mümkün değil. Bırakın onların yargılanmasını, onlarla ilgili iddianame hazırlayan savcılar görevden alındı.

Mevcut belediye başkanı CHP’liyse veya CHP aday adayı olmak isteyen birden fazla kişi varsa, bunlar birbirlerini kötüleyerek, karalayarak yola çıkıyorlarsa, onların üstünü baştan çizeceğim. Hiç boşuna aday olmasınlar. Hedeflerini, projelerini, ilkelerini koysunlar. Ben başkan seçilirsem şunu şunu yapacağım desinler. O kötü adam ben ondan daha iyiyim diyen insandan bu partiye hayır gelmez. Bizim belediye başkanını veya adayını kötüleyerek yola çıkan arkadaş hiç boşuna aday olmasın, çünkü onu aday yapmayacağız.

“SEÇİM ÖNCESİ BASKINLAR OLACAK”

Yerel seçimler öncesi belediyelerimize yeni baskınlar olacak. Yapsın istediği kadar ne olacak. İzmir belediye başkanımız hakkında 300- 400 küsur yıl ceza istendi, Ne oldu, Ne bulundu? O kadar komik şeyler var ki. İddianamede. Bir sanatçı davet edilmiş, o sanatçı için niçin ihale açmadınız diyorlar. O sanatçı bir kişi, yani Şevval Sam. 5 Şevval Sam olsa ihale açarsınız birisi gelir. Ama bir tane Şevval Sam var. Kaldı ki bunu sadece bizim belediye değil yani bütün belediyeler yapıyor. Kurtla kuzu meselesi. Ben seni yiyeceğim. Buradan söylüyorum. O bizi yiyemez. Polisiyle geliyorsa polisiyle gelsin, savcısıyla geliyorsa savcısıyla, yargıcıyla geliyorsa yargıcıyla gelsin. Verilmeyecek hesabımız yok.

“ONARIM DÖNEMİNE İHTİYAÇ VAR”

Türkiye’nin bir onarım dönemine ihtiyacı var hem iç, hem dış politikada. Kaynaşmamız gerekiyor, birleşmemiz gerekiyor. Farklılıklarımızı kabul edip bir arada dostça yaşamamız gerekiyor. İnsanlar siyasal görüşleri nedeniyle ayrışmamalı. Yüzde 50’yi kendi tapulu malı olarak hiç kimse görmemeli. Yüzde 50’yi de bırakın yüzde 1’i bile görmemeli.

“BÜTÜN DÜNYAYI DÜŞMAN GÖRDÜ”

Düşünüyorum bazen nasıl bir Başbakan, nasıl bir anlayış bu? Herkesi, bütün dünyayı düşman gördü. Ne Almanya kaldı, ne Amerika kaldı? Herkes düşman. Oysa yapması gereken şu; bir siyasetçi kendisine soracak neden oldu bu olay diye? Hangi gerekçeyle oldu? Benim sorumluluğum nedir? Ülkeyi yöneten sorumluluk üstlenmek yerine suçlayarak kendisini aklamaya çalışıyor. Yanlış olan bu.

“AKP DEVLETİNİ KURDUYS
ANIZ…”


Siyasal partiler bir devleti belli bir süre yönetmek için halka başvururlar. Ona seçim diyoruz. Ben 4 yıl süreyle Türkiye’yi yönetmek istiyoruz diyoruz, hepimiz aday oluyoruz. Halk birisini, birden fazla partiyi veya bir koalisyona yetki veriyor onlar 4 yıl süreyle o devleti yönetiyorlar. Ama kendileri devlet olmuyorlar, devleti yönetiyorlar. Nasıl? Objektif kurallar içinde devletin yönetilmesi gerekiyor. Eğer siz devleti yönetmeyi devleti ele geçirerek yönetmek olarak algılıyorsanız veya anlıyorsanız veya öyle davranıyorsanız siz bir siyasal parti değil tek parti devleti oluyorsunuz. AKP’nin bugün ortaya koyduğu tablo bu tablodur. Dikkat edin Başbakan vali demez. Benim valim der. Benim genel müdürüm der, benim kaymakamım der, benim doktorum der. Devletle kendisini özdeşleştirmiş durumda. Bu tablo sağlıklı bir tablo değil. Eğer siz AKP devletini kurduysanız bu az önce verdiğimiz adliyeyle başlayan, yargıyla başlayan süreci doğurursunuz. Kendinize bağlı mahkemeler. Benim hakimim, benim savcım, benim polisim. Böyle gidersiniz. Ortadaki tablo budur. Onun için biz mücadele ederken iktidardaki siyasal partiyle değil, AKP devletiyle mücadele ediyoruz.

“AKP’NİN DERİN DEVLETİ VAR”

Kendi derin devleti var ayrıca AKP’nin. Derin devletle mücadele ediyoruz diyor bugün bir akademisyen bir televizyon kanalında Ergenekon olayını değerlendirirken derin devletten söz ediyor. AKP’nin derin devleti var mı? Var tabi. Derin devleti olmasaydı her şey açık olsaydı Uludere olayı aydınlanmaz mıydı? Kim kapattı Uludere olayını? Ne diyordu Sayın Başbakan? Ankara’nın derin dehlizlerinde Uludere olayı kapanmayacaktır. O Ankara’nın derin dehlizlerinde Uludere olayının üstüne şal örtüldü. Sormaz mıyız peki siz Başbakansınız, sınır ötesi operasyon yapılıyor. Yetkiyi TBMM size verdi. Sen talimat verdin o operasyon yapılsın diye. Onun için tablo farklı.