Son Dakika Haberler

KONSANTRE ZEKA

KONSANTRE ZEKA
Okunma : 3.416 views 10 Yorum

Elle tutulamayan, gözle görülemeyen sanal bir varlıktır zeka. Kimine göre ilahi bir nimet, kimine göre ise hayvansal bir dürtü. Gerçi bu insanın kendisini neyin yerine koyduğu ile alakalı bir durum. Bahşedilen lütfun kıymetini bilmeyen hesabını verir, bilen de sefasını sürer.Yine de bayağı bir maharet ister akıl ve fikiri zeka ile harmanlayıp konsantre hale getirmek. Hele biraz da mayalanmış olanından olursa değme keyfime.

Şairler elime su dökemez, yazarlar önümden referansla geçer. Derelerin şırıltısı altında serinleyen yüreğimin derinliklerinde kopan fırtınayı öyle bir dökerim ki kağıda, sayfaların sonu gelmez. Bir iki dörtlük derken koca bir divan çıkar ortaya ki Hayyam dahi okumaya doyamaz.

Duygularımızı, hallerimizi bastırmayı beceremediğimizde kocaman postal yürüyüşü ile gelir coşturmaya ilhamlarımızı yüreğimizdeki sıçrayışlar. Ve aniden “aha da buldum” nidasıyla dağılır masadaki yarı karalanmış parça pinçik hayaller.
Kiminin masasında yarım bile kalamamış romanlar, kiminin masasında çeyrek hikayeler, kimilerinin kin de başlanmamış aşk fısıltıları. Devrilmiş sandalyenin çarptığı sehbadaki küflenmiş kahve fincanı. Şaryosu çeyrek sürülmüş daktilonun içinde sıkışmış “yalan dünya” başlıklı yazının yarısı bile yok.

Hay ben sana ne edeyim dünya. Kendimi “hiç” yerine koyup kendime güldürsem mi, seni “hiç” yerine koyup ağlasam mı. Bitmeyecek bir kavganın taraflarıyız ikimizde. Birimiz davalı, diğerimiz davacı. Suç kaydımızın da sonu gelecek gibi değil. Senin her tarafın dere tepe, tümsek, çukur, çimen çamur. Benim gözüm kör, kulağım sağır, burnum tıkalı.
Senin bu hale gelmemin müsebbibi ben, benim aynadaki suretimin sebebi de sen. Her ikimizin de müdafisi nefsimiz olsa ne yazar.Bir çizik sana, bir çizik bana atmış kader. Ne şikayete yüzümüz var ne siteme. Senin üzerinde tepine tepine aşındırdığın yollarını. Sen de fırtınayla aldın intikamını. Karşılıklı “oh olsun” desek de günahkarım, cürüm işlemişiz, demesek de omzumuzda defterimiz.

Hesabı kime keseceğimin muamması içinde cebelleşirken, zekamın vereceği meyvelerin olgunlaşmasını beklerken bile sana sitem ediyorum. Hani mahallenin ağabeyleri “akıl dağıtılırken nerdeydin andaval” diye kükrerlerken “bana mı dedi ki” diye kafamın içine bakmışlığım çok olmuştur. Bu eziklikten kurtulmak için ne bulduysam okudum. Makale, deneme, günlük, roman, hikaye, bilim kurgu, masal, şiir, antoloji falan filan. Koca kafamla yüreğimi verdim Memed ağanın değirmenine. Ne un çıktı ortaya ne de aş yapmaya değer kırmalık. Yarı yanık kokusuyla boca edildiğim çuvalın bile birçok yerinde fare deliği.
“Pof” diye çıkan bir sesin ardından kalakaldım ahır kapının arkasında. Komşunun bir ekmeklik un istemesiyle yürüdüm hamur teknesinde. Ne el varmış be Fadime yengede. Teknenin duvarında yapıştırmadık yer bırakmadı beni. Bari ayaklarıyla çiğneseydi de kıvama tam gelseydim. Tam olmamıştım. Hamur çamur bişey çıktı ortaya. Peksimet gibi ekmek olursa ne ala idi.
Benden çıkan ekmeğimsi şeyi yiyenin suratını çok merak ediyordum. Temel emicenin Fadime ye kızması gibi bir karikatür çıkardı herhalde ortaya.

Konu buraya nerden geldiyse. Benim asıl konumun teması “zeka” idi. Hamurun bozuk çıkmasından, iyice çiğnenmemekten olsa gerek, lezzetli olmadı. Olamadı.

Aslında ben, bende olmayana hayrandım da ondan karıştı işler. Allah el aleme neler vermiş neler. Kıskanmamak elde değil. Bir konu üzerine yazı yazmak için kafa patlatıyorum, kelime yerine uymuyor, cümle düşük oluyor, konu dağılıyor, asıl mesaj yerini bulmuyor, ha bire düzelt babam düzelt. Sonra “olmadı yahu” deyip at çöpe. Hevesinin kırıldığına mı yanarsın, kafanın yorulduğuna mi, uykularının kaçtığına mi. Artık uyku da tutmaz. Dön baba dönelim. Koyun saymayla da olmuyor artık. Bildiğim bütün duaları okuyorum, okuyorum, okuyorum. Yeni güne yeni ümitlerle başlamak niyetiyle gününüz aydın olsun nidası içime ılık sam yeli gibi üfürüyor sabah serinliğini.

Güneş doğduk tan sonra ettiğim duanın yarıdan fazlası “Allah” ım dan zeka istemekle geçiyor. Derdimi bu kadar mücadele etmeden, yorulmadan, sinirlenmeden, uykusuz kalmadan anlatmak istiyorum.

Bir kara kalem, bir parça kağıt. Hanzala yı İsrail in bayrağına çiş eden bir it çizerken karala yeter. Ya da ABD nin üzerine büyük tuvaletini yapan bir domuz karikatürü. Yapamadın mı, “muhalif bilmem ne” dergisinin kapağı için, mevcudiyetini rahmana teslim etmiş, ilahi aşkın sükuneti içinde dünyayı aydınlatmaya çıkmış Anıtkabir fenerinin bekası nın beş kıtayı selamlamasını resmet.

“Allah”ım bana da bu yazıyı yazmama hem fikir hem konu hemde başlığından başlayarak konular içinde katkısı olan sn Ahmet Haşlama da bulunan, diğer bir takım insanlarda olmayan
o zekadan ben de istiyorum. Yada zekaya sahip dostlar istiyorum.
Ahmet Haşlama’ya ithaf olunur.

 

Bilal Başpınar
15.05.2021
Tarabya

YORUMLAR (10)

  1. Bilal Başpınar diyorki:

    Sevgili dostlar yazıya göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim ama esas bu konudaki yardımları için sn Ahmet Haşlama beye teşekkür etmem lazım

  2. Bülent Şabahat diyorki:

    Bilal bey, tüm yazılarınızı merak ve dikkatle okumaktayım, duygu ve düşüncelerinize katılmaktayım, o güzel ve anlamlı yazılarınızın devamını diliyoruz.
    Sevgii ve saygılar. Bülent Sabahat

  3. Abdullah yavuz diyorki:

    Tebrikler Bilal bey iyi bir konuya temas etmişsiniz
    Ülkemizde gozardi edilmiş görünse bile sanaide bu yönde bir eğilim var

  4. Cihan Başpınar diyorki:

    Ben dostumun Zeki ve çevik olanını severim
    Ulu Önder atamızdan alıntı
    Başarılar diliyorum kıymetli insan vefalı dost size

  5. Önder diyorki:

    Ellerine emeğine sağlık canım abim nefsimize ve tüm insanlara zeka ile feraset sahibi olamayı nasip eylesin seviliyorsun gönül den Taşbayr ın Gülü