Son Dakika Haberler

Pinochet nasıl yargılandıysa siz de aynı şekilde yargılanacaksınız.

Pinochet nasıl yargılandıysa siz de aynı şekilde yargılanacaksınız.
Okunma : 76 views Yorum Yap

kkemal_323CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da tarihin bilinen en büyük yolsuzluklarının takipsizlik kararı verilmesine çok sert tepki gösterdi. AKP’nin ülkeyi “hortumcular ülkesi” haline getirdiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu hırsızlar, rüşvetçiler, rantçılar, komisyoncular, kaçakçıları sert bir biçimde uyardı,“Devleti de satın aldık, hukuku da satın aldık diye düşünmeyin. Satın aldığınız şey Türkiye değil, şerefini satılığa çıkarmış adamların kendisidir” dedi. Kılıçdaroğlu, büyük yolsuzlukları kapatanlara ve savcıya da “Pinochet nasıl yargılandıysa siz de aynı şekilde yargılanacaksınız. Buraya bir parantez açıldı, savcı bir parantez açtı ama o parantez gün gelecek kapanacaktır” diye sert çıkıştı. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın kankası Suudi Arabistan Kralı Abdullah ile İran’ın, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmemesi için kulis yaptığını açıkladı, hükümeti, “Türkiye’nin itibarını yerle bir ettiler” diye suçladı.

Kılıçdaroğlu, CHP Meclis Grubu’nda yaptığı konuşmaya, 21 Ekim’in, Türkiye’de ilk gazete olan Tercümanı Ahval’ın yayınladığı gün olduğunu başladı. Bugün bayram olarak kutlandığını ama gazetecilerin özgürce yazıp çizemediklerini vurgulayan Kılıçdaroğlu, ünlü gazeteci Taner Kışlalı’nın da 1999’da bugün öldürüldüğünü anımsattı. Kışlalı’yı anan Kılıçdaroğlu, Kışlalı’nın gerçek bir gazeteci, aydın olduğunu vurgularken, konuşmasından satır başları şöyle:

O, kalemini satmadı, birilerinin dizinin dibinde oturmadı ama o, pırıl pırıl öğrenciler yetiştirdi, bu ülkeye öğrenciler yetiştirdi. O, bir aydın namusu içinde görevini her zaman yerine getirdi fakat onu hedef tahtasına koydular. Bazı gazeteler fotoğraflarını yayınladı, üstüne çarpı işareti koydular, hedef gösterdiler ve hedeflerine, amaçlarına ulaştılar.

Bu dava görülürken kızı Dolunay’ın söylediği bir cümle var. Diyor ki; “Bu cinayet faili meçhul bir cinayet değildir; bu cinayet faili meşhur bir cinayettir, bilinen bir cinayettir. Faillerinin bilindiği bir cinayettir.” Ve Umut Davası’nda bir terör örgütünün bu cinayeti işlediği yönünde ciddi iddialar ortaya atıldı, Selam Tevhid Kudüs Ordusu. Sonradan da 2010’larda bu örgütle ilgili bir iddianame hazırlandı. Yabancı ülkeler lehine ajanlık yapanlar, kara para aklayanlar bu süreç içinde dikkate alındı ama bu dosya da AKP Hükümeti tarafından kapatıldı tıpkı 17 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonunun kapatıldığı gibi.

ACI İÇİNDE ADALET BEKLENEN ÜLKE OLMAYACAK

Buradan bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Değerli yurttaşlarım, Türkiye’ye bir sözümüz var. Türkiye, canilerin elini kolunu salladığı, mağdurların acı içinde adalet beklediği bir Türkiye olmayacaktır. Türkiye, canilerin hak ettiği yerde yani hapishanelerde olduğu, adalet bekleyen yurttaşların da sokaklarında özgürce gezdiği bir Türkiye olacaktır, bunun sözünü veriyoruz.

BÜYÜK ENDİŞE

On beş gün önce 25 Aralık Operasyonu dolayısıyla bir takipsizlik kararı verildi. Bütün endişe, 17 Aralık için de böyle bir takipsizlik kararı verilebilir miydi? Geldiğimiz noktada gördük ki burada da bir takipsizlik kararı verildi. Kararın arkasında Adalet ve Kalkınma Partisinin olduğunu hepimiz bilmek zorundayız. Kararın savunucusunun onlar olduğunu hepimiz bilmek zorundayız.

Sayın Davutoğlu bugün grubunda konuştu. Arkadaşlara söyledim, acaba 17 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu dolayısıyla bir cümle edebilecek miydi? Tek bir cümle yok.

HER TARAFTAN DELİL FIŞKIRIYOR

Eğer bu dosyada rüşvet ve yolsuzluk dolayısıyla bir delil yoksa, emin olun, dünyadaki hiçbir yolsuzluk davasında bir delil yoktur. Her türlü delil her taraftan fışkırıyor… Paralar, makinalar, dolarlar, Türk liraları, ses kayıtları, mahkeme kararıyla tespitler, fotoğraflar, filmler… Bunların hepsi var ama savcıya göre hiçbir şey yok.

GÖREVİNİZDEN İSTİFA EDİN

Ayakkabı kutularında da var. Ayakkabı kutusu kamuoyuna mal olan küçük bir alan ama asıl 247 milyar liralık bir yolsuzluk var. Bunu herkesin bilmesini isterim.

Bakınız bu savcı, hiçbir delili görmüyor. 25 Aralık 2013, bunların bir bakanı, Erdoğan Bayraktar, çıkıyor televizyonlara millete aynen şunu söylüyor: “Rüşvet ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle istifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyonu yayınlayınız şeklinde tarafıma baskı yapılmasını kabul edemem.” Kendi bakanı“Bana baskı yapıyorlar” diyor. “Yolsuzluk dolayısıyla beni rahatlatın ve görevinizden istifa edin ve bir bildiri yayınlayın diye bana söylüyorlar” diyor. Savcı bunu görmüyor.

VATANI RAHATLATMAK İÇİN İSTİFA

Diyor ki; “Kabul etmiyorum çünkü soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakanın onayıyla yapıldı”diyor. Ve devam ediyor. “Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakanın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletime saygılar sunuyorum” diyor.

Daha ne söylesin. Kendi bakanı, beraber çalıştığı bakan, yıllar yılı TOKİ’de başkanlık yaptı, yolsuzluk olayını bu kadar açık ve net ediyor. “Başbakanın talimatıyla yapıldı bunlar” diyor ama savcı bunların hiçbirisini görmüyor.

HSYK İLE OYNANDI

Bir yolsuzluk dosyasını kapatmaya çalışabilirler. Pek çok yasal düzenlemeler yapıldı. 17 Aralıktan sonra yapılan bütün yasal düzenlemelerin tek amacı vardı, yolsuzluk dosyalarını kapatmak. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile oynandı. Bunun tek amacı vardı, yolsuzluk dosyalarını kapatmak. Davutoğlu’nun Başbakan yapılması vardı; tek amaçtı, yolsuzluk dosyalarını kapatmak.

“BU DOSYAYI AKLAYACAKSIN BAŞ ÜSTÜNE DEDİ”

Davutoğlu’nun görev alanını çizdiler “Sen şu konularda görev yapacaksın” diye. Kendisine dediler ki; “Bu dosyayı aklayacaksın.” O da “Baş üstüne” dedi. Bugün konuşmamasının temel nedeni de budur. Eğer bir ülkede bu kadar yolsuzluk var, bu kadar hırsızlık var ve o ülkenin başbakanı ısrarla konuşmuyorsa o zaman o ülkenin yönetiminde ciddi bir açık var, ülke iyi yönetilmiyor. Hepimizin bu konuyu bilmesi gerekiyor.

“HORTUMCULAR ÜLKESİ HALİNE GETİRDİLER”

Dönemin başbakanlık müsteşarı polise telefon ediyor “Savcıyı alın, içeri alın, ne bekliyorsunuz?” diyor. “Kanun manun dinlemem; kanun biziz, gereğini yaparız. Siz yeter ki; yapın! Gerekirse kanun çıkarırız” diyor. Bu kadar açık yolsuzluk dosyalarının kapanmasına yönelik ifadeler bütün kamuoyu tarafından biliniyor ama bir kişi, savcı bunları görmüyor. İnternet yasaları, MİT yasası, şimdi getirilen makul şüphe yasaların tamamı bunlarla ilgili, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun değiştirilmesi, yeni kişilerin getirilmesi, savcıların değiştirilmesi, polis müdürlerinin, memurlarının değiştirilmesinin temel amacı bu idi. Açıkça söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti’ni bir hortumcular ülkesi hâline getirdiler; işin özü ve özeti budur değerli arkadaşlar.

“BEN BU DOSYALARI KAPATTIM DİYOR”

Kimler vardı o yolsuzluk dosyalarının içinde? Bakanlar vardı, kolunda 700 milyar liralık saat takan, rüşvet takan vardı, rüşvet parasıyla hacca gidenler vardı, ayakkabı kutularında dolarları saklayan bankaların genel müdürleri vardı, “Bakara makara”diye Kuran’ı Kerim’le dalga geçip çikolata kutusunda rüşvet alan bakanlar vardı. Bütün bunların hepsini biliyoruz ama birisi çıkıyor “Ben bu dosyaları kapattım” diyor. Neyi kapatırsanız kapatın bu dosyalar kapanmaz, bu dosyaların hesabını gün gelecek vereceksiniz. Bunun arkasında sonuna kadar duracağız.

“SATIN ALDIĞINIZ ŞEREFİNİ SATILIĞI ÇIKARMIŞLARDIR”

Madem bu konuya girdik, önce hırsızlara seslenelim: Ey hırsızlar, rüşvetçiler, rantçılar, komisyoncular, kaçakçılar; sakın, devleti de satın aldık, hukuku da satın aldık diye düşünmeyin. Satın aldığınız şey Türkiye değil, şerefini satılığa çıkarmış adamların kendisidir. Onlar gelir geçer, bu ara dönem mutlaka biter, bu devlet aslı rotasına döndüğü zaman adaletin tokadı suratınıza çarpacaktır, bundan emin olun.

“HIRSIZLARIN ORTAKLARI! YIRTARIZ DİYE DÜŞÜNMEYİN”

Bu hırsızların ortaklarına da seslenmek istiyorum: Bugün belli bir gücümüz var, ağzımızdan çıkan kanun oluyor, ne yaparsak yırtarız diye sakın düşünmeyin! Bazı suçların zaman aşımı yoktur. Halka karşı suç işleyip kimse elini kolunu sallayarak gezemez. Pinochet nasıl yargılandıysa siz de aynı şekilde yargılanacaksınız. Buraya bir parantez açıldı, savcı bir parantez açtı ama o parantez gün gelecek kapanacaktır.

“BİZİM YANIMIZDA KAÇAKÇILAR, KATİLLER YOK”

Buradan yurttaşlarıma da seslenmek istiyorum: Sevgili yurttaşlarım, bizim kültürümüzde, inancımızda, tarihimizde hırsızlığın, yolsuzluğun, zorbalığın yeri yoktur. Biz, padişahını Kanuni diye öven bir milletiz. Biz “benden selam olsun Bolu Beyine” diyen Köroğlu’nun, Dadaloğlu’nun, bütün insanlığa ışık saçan Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşi Velilerin, Mevlanaların torunlarıyız. Bizim yanımızda rüşvetçiler yok, komisyoncular yok, kaçakçılar yok, rantçılar yok, katiller yok; bizim yanımızda alnının akıyla kazanan Somalı madenciler var. 14 yaşında biber gazı kurşunuyla hayatını yitiren Berkin Elvanlar var. Bizim yanımızda adalet için sokağa çıkıp öldürülen Ali İsmail Korkmazlar var. Bizim yerimiz burası; adaletten yana, ekmekten yana, demokrasiden yana, özgürlükten yana bizim yerimiz. Biz, Ethem Sarısülük’ün katiline yedi yıl hapis cezası verip annesine 10 yıl hapis cezası isteyenlerle yan yana değiliz. Biz adaletten yanayız, Ethem Sarısülük’ün annesinin yanındayız biz.

Burada bir şeyi daha açık yüreklilikle ifade edeyim değerli arkadaşlar. Ethem Sarısülük için nasıl üzülüyorsak, içimiz yanıyorsa sokak ortasında vahşice linç edilen Yasin Börü için de içimiz o kadar acıyor. Ben nasıl Berkin Elvan için üzülüyorsam, Uludere’de hayatını kaybeden Ferhat Encü için için de o kadar üzülüyorum, Diyarbakır’da linç edilen Yusuf Er için de o kadar üzülüyorum. Bu ülkede kimse düşüncelerinden ötürü öldürülmemeli. Bu ülkede insanlar düşüncelerini özgürce dile getirebilmeli.

“FÜHRER’İN ADALET MÜŞAVİRİ, ZARRAB’IN AVUKATI”

Tabii, savcıya da sözümüz var, bu kararı alan savcıya da sözümüz var. Ona savcı diyoruz, resmi adı savcı, gerçek adı reel dünyada Rıza Sarraf’ın avukatı. Savcıyla avukatın rolü farklıdır. Rıza Sarraf kendisine avukat değil bir savcı bulmuş. O savcı şunu unutmasın: Nazi Almanya’sında adalet müşaviri Hans Frank’ın adalet teşkilatına yönelik bir açıklaması var, şöyle söylüyor:“Verdiğiniz her kararda önce kendinize şunu soracaksınız: Benim yerimde Fuhrer olsaydı nasıl karar verirdi.” Bu savcı da aynı felsefeyle yola çıkıp kararını verdi. Benim yerimde Erdoğan olsaydı, yolsuzluktan istifa eden 4 bakan olsaydı nasıl karar verirdi sen de öyle karar vereceksin. Bu savcı da öyle karar verdi.

“SOYADI AYDINER, ‘KARANLIK’ DİYE DEĞİŞTİRSİN”

Benim merak ettiğim o savcı adalet sarayına giderken veya görevine giderken diğer hakimlerin yüzüne nasıl bakıyor acaba. Ben merak ediyorum, eşinin, çocuklarının yüzüne nasıl bakıyor o savcı acaba? Ben merak ediyorum, komşularının yüzüne nasıl bakıyor acaba? Soyadı “Aydıner” bence değiştirsin. Mesela“Karanlık” soyadı çok yakışır. Ona savcı denilmez. Düşüncesini satan, vicdanını satan, kalemini satan, adaleti satan adama savcı denemez, kimse kusura bakmasın.

“VAR ZATEN CEZA, MİLLETİ NİYE KANDIRIYORSUN”

700 milyarlık rüşvet kol saatini takacaksın, çocuklarının yatak odalarında kasalarda milyon dolarlar çıkacak, onlar hiçbir şey olmamış gibi sokaklarda gezecekler, -gazilerimiz burada- onun protez ayağına haciz uygulayacaksın, bu mu adalet? Adaleti nerede arayacağız biz? Şimdi yeni yasa getiriyorlar, daha baskıcı bir Türkiye için getiriyorlar. Efendim, yüzü kapalı olanlar için ceza. Var zaten ceza. Sen yakaladın da elinden tutan mı oldu? Efendim, Molotofkokteyli atan için ceza. Var zaten ceza, milleti niye kandırıyorsun? Niye yakalayamadın? Neden adalete teslim etmedin?

“YARI AÇIK CEZAEVİNE DÖNDÜRMEK İSTİYORLAR”

Türkiye bir provokasyonla karşı karşıya. Daha baskıcı bir yönetim getirmek istiyorlar. Daha baskıcı bir Türkiye’yi inşa etmek istiyorlar. Türkiye’yi yarı açık cezaevine döndürmek istiyorlar. Biz mücadelemizi yapacağız.

Yurttaşlarıma da şunu söyleyeyim; Biz molotofkokteyli kullanıp, çevresine zarar veren insanları hiçbir zaman savunmadık. Doğru bulmayız, belediye otobüsü, kütüphane, halkevleri yakılacak, insana zarar verilecek, kuyumcunun dükkânı yağmalanacak doğru bulmayız, doğru bulmayız da biz iktidar değiliz. Biz iktidar olsaydık, onların kulaklarından yakalar, adalete teslim ederdik. İktidar olduğunun farkında değil. Şikâyet ediyor, yahu sen Başbakansın! Sen şikâyet edeceksen peki kim savunacak? Böyle bir anlayış olabilir mi? Adalet kavramının içini boşalttılar. Özgürlük diye satıyorlar bunu, hangi özgürlükten bahsediyorsun sen? Belediye otobüsünü yakan adamı mahkemeye çıkardın da karşı çıkan vatandaş mı oldu? Elli yıllık, yüz yıllık kütüphaneyi yaktılar diye gidip failleri yakaladın da karşı çıkan mı oldu?

“TÜRKİYE’NİN İTİBARI YERLE BİR”

Türkiye yeni bir sürecin içine sokulmak isteniyor. Herkesin bunu bilmesini isterim. İtibarı olan bir Türkiye istiyoruz biz. Hukukun üstünlüğüne inanan bir Türkiye istiyoruz biz. Demokrasisi gelişmiş bir Türkiye istiyoruz biz. Baskıcı bir Türkiye olmaz. Türkiye’nin itibarı yerle bir, kimse kusura bakmasın bunu söylemek zorundayım, itibarı yerle bir; en son Birleşmiş Milletlerde görüldü.

“TAM BİR DİPLOMATİK DARBE”

Sayın Davutoğlu, geçen hafta kendi grubunda konuşma yapıyor. Efendim, “Dün gece sabaha kadar uğraştık. Bizim New York’taki dışişleri mensuplarıyla da görüştük. Biz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine büyük bir ihtimalle daimi olmayan üye seçileceğiz. Bu konuda çok kararlıyız. Bu, bizim başarımız olacaktır” diyor. Sonuç ne oldu? Yeni Zelanda 4.5 milyon nüfuslu. O da aynı yarışa girdi, 145 üyenin oyunu aldı. Arkasından İspanya girdi, o da oyu aldı, Türkiye 60 üyede kaldı arkadaşlar. Tam bir yüzkarası, tam bir diplomatik darbe, Türkiye’ye karşı yapılmış tam bir diplomatik darbe ve bunlar hâlâ Türkiye’nin itibarından söz ediyorlar. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Birleşmiş Milletlerde Türkiye’ye bu hâle getiren kim? Bu soruyu kendine soracaksın. İktidara sorma. Ne olacağını biliyorsunuz, diyecek ki; “Bu hâle CHP getirdi.”Hava yağmurlu bile olsa CHP’ye bağlayacak onu.

“SUUDİ ARABİSTAN TÜRKİYE’NİN ALEYHİNE KULİS YAPTI”

Asıl üzüntü verici şu: Suudi Arabistan. Biliyorsunuz, Suudi Arabistan Kralı Abdullah Türkiye’ye geldiğinde bütün diplomatik kuralları yerle bir ettiler, dönemin cumhurbaşkanı ve başbakan koşa koşa havaalanına gittiler. Kral Abdullah’ı karşıladılar, oteline yerleştirdiler. Kral Abdullah ortada oturdu, bir tarafında Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, öbür tarafında da Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı oturdu ve böyle bir fotoğraf verdiler. Bizim için ayıp olan bir fotoğraf, onurumuzu zedeleyen bir fotoğraf verdiler. Bu Kral Abdullah, aynı zamanda Suriye konusunda bunlar kanka idi. Oradan para ve silah gelirdi, bunlar da uçak ve TIR’larla gönderirlerdi. Şimdi Suudi Arabistan bunlara dersini verdi. Birleşmiş Milletlerde Türkiye aleyhine kulis yaptı. Fatura çıktı mı? Çıktı.

“BÖYLE DUVARA TOSLARSINIZ”

Ne diyorduk? Dış politika iç politikanın malzemesi olamaz, dış politika milli olmak zorundadır. Dış politikaya bütün siyasal partilerin ortak destek vermesi gereken politikadır. Dış politikayı eğer iç politika malzemesi yaparsanız gelir böyle duvara toslarsınız. Sadece o mu? Hayır. Kral Abdullah bir de bunlara büyük hediyeler verdi biliyorsunuz ama o hediyeleri ceplerine indirdiler, devletin arşivine de koymadılar. Bir de böyle gerçek bir tablo var.

“İLİŞKİLERİNİ ZARRAB’LA GÖTÜRÜRSEN…”

İkincisi İran. Hamaney’e gittiler, ip gibi dizildiler ve Erdoğan’ın şu cümlesi çok önemli: “Buraya gelince kendimizi ikinci evimizde hissediyoruz.” İran da aleyhimize kulis yaptı. Sen Iran ile ilişkilerini Rıza Sarraf aracılığıyla götürürsen, Suudi Arabistan ile ilişkilerini Yasin El Kadı ile götürürsen gelirsin böyle bir sonucu görürsün. Türkiye’nin karşılaştığı tablo bu.

“KENDİ VİCDANINIZA SORUN, CHP DİYECEK”

Bu söylediklerimin tamamı gerçek. Bundan çıkan sonuç şu: Türkiye iyi yönetilmiyor. Türkiye’de ciddi bir yönetim boşluğu var. Gazetecisi, memnun değil; çiftçisi, memnun değil; işçisi, memnun değil; gazisi, memnun değil; şehit yakınları, memnun değil; Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren değerli yurttaşlarım da memnun değil. Ben bu hükümeti eleştirirken sakın ola ki sizi eleştiriyorum zannetmeyin. Ben sizlerden sadece şunu istiyorum: Ülkemiz için, çocuklarımız için, geleceğimiz için, bayrağımız için, güvenliğimiz için sandığa giderken düşünün. Yeni bir hükümet, yeni bir anlayış, halkçı bir anlayış, halktan yana politika üreten bir anlayış. Bunu hangi parti söylüyor diye kendi vicdanınıza sorun, göreceksiniz ki vicdanınız size seslenecek, Cumhuriyet Halk Partisi’dir diye. Çünkü bizim yandaşlarımız yok, bizim için vatandaş var. Bizim malı götürme gibi bir düşüncemiz yok; biz vatandaş zengin olsun deriz, vatandaşın cebi para görsün deriz. Eğer yetkilendirirseniz, güç verirseniz Türkiye ayağa kalkar. Bütün bu sorunların tamamını aşabiliriz. Biz sorunlardan şikâyet eden bir parti değiliz, biz iktidar olmayı sorunları çözmek için istiyoruz; sorunları çözeceğiz, güzel Türkiye için çözeceğiz.

“KİMİ DİLENCİ DURUMUNA KİM SOKTU”

Türkiye’nin iyi yönetilmediği şuradan belli, esnaf kardeşim sen de dinle: 15 milyon Suriyeli var, sadece ismi bilinen, adresi bilinen kamplarda yaşayanlar, onun dışında kim nerededir belli değil, gelip burnunun dibinde dükkân açıyor, vergi vermiyor ama sen vergi veriyorsun ve onunla kavga ediyorsun. Otur düşün, Türkiye’yi bu hâle kim getirdi? Otur düşün, milyonlarca Suriyeliyi Türkiye’de dilenci durumuna kim soktu? O çocuklar neden sokaklarda dilenci? Kim yaptı bunu? Kendileri hanlarda hamamlarda sefa sürdüler, çocuklarının yatak odalarına boy boy para kasaları koydular, dolarlarına dolarlar eklediler gözleri doymadı, hâlâ sizin paranızda, sizin cebinizde gözleri. Yeter demeyecek misiniz artık buna? Yeter deyin artık!

“EVİNİ HIRSIZA TESLİM EDER MİSİN”

Bu ülkeyi bir de dürüst, namuslu adamlar yönetsin; bu ülkeyi bir de kul hakkı yemeyenler yönetsin; bir de bu ülkeye hizmet etmek isteyenler yönetsin. Hırsızın kime ne faydası olmuş? Miting meydanlarında söyledim yine söylüyorum: Esnaf kardeşim, AKP’ye oy veren saygıdeğer yurttaşım; evini hırsıza teslim eder misin? Etmezsin. Memleketi niye teslim ediyorsun o zaman?

“HARAM PARAYLA İMAM HATİP YAPILMAZ”

Bütün yurttaşların kimliğine saygılıyız ama yurttaşları kimlikleri dolayısıyla böleceksin, inançları dolayısıyla böleceksin, yaşam tarzları itibarıyla böleceksin “Bunlar benim arka bahçemdir” diyeceksin. Şunu sakın unutma: Ayakkabı kutusunda para çıktığı zaman ne dediler? “O parayla biz imam hatip okulu yapacaktık.” Türkiye Cumhuriyeti’nde haram parayla imam hatip okulu yapılmamıştır, bundan sonra da yapılmayacaktır.

Bunların sözüne inanmayın, hırsızın sözüne inanılmaz, hırsıza güvenilmez. Adı üstünde hırsız. Değerli yurttaşlarım; Türkiye yeni bir sürecin içine giriyor. Ortada hükümet yok. Kimse kimseyi kandırmasın, şeklen bir hükümet var. Davulu boynuna asılmış, tokmağı başkasının elinde olan bir hükümet var. Bu gerçeği kimse unutmasın. Böyle bir hükümet yürümez. Her kafadan bir ses çıkıyor. Böyle bir hükümet olmaz.

“CHP BU KRİZDEN TÜRKİYE’Yİ ÇIKARACAKTIR”

2015 seçimleri bir dönüm noktasıdır, Türkiye için bir dönüm noktasıdır. Biz kaygı duymuyoruz sadece, gidin Avrupalılar, onlar da kaygı duyuyor. Gidin Uzakdoğu’ya, onlar da kaygı duyuyor. Herkes “Ne olacak bu Türkiye’nin hali?” diyor. Kararı biz vereceğiz, özgür irademizle vereceğiz, adam gibi vereceğiz, Türkiye’yi aydınlığa çıkaracağız. Herkesin karnının doyduğu, herkesin iş aş sahibi olduğu bir Türkiye, bunun vaadini veriyoruz, bunu yapacağız.

Yurttaşlarımdan bize güvenmelerini istiyorum. Biz, Türkiye’ye güveniyoruz; biz, Halkımıza güveniyoruz. Mademki en karanlık dönemlerinde Türkiye’yi aydınlığa çıkardık, her krizin sonunda Türkiye’yi aydınlığa çıkaran Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur. Burada da Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’yi bu krizden çıkaracaktır.