Son Dakika Haberler

Stephen Kinzer, AKP Politikaları. Türkiye’yi Güç Olarak Geriletti.

Stephen Kinzer, AKP Politikaları. Türkiye’yi Güç Olarak Geriletti.
Okunma : 85 views Yorum Yap

stephenkinzer-abd

Cumhuriyet’ten İlhan Tanır’ın haberine göre; Stephen Kinzer 2010’da yazdığı “Ezber Bozmak: İran, Türkiye ve Amerika’nın Geleceği” adlı kitapta, Türkiye ve İran’ın ABD’nin bölgedeki en ideal müttefikleri olabileceğini ileri sürmüştü. O zamanlar Mahmud Ahmedinecad’ın cumhurbaşkanlığındaki İran’ın ABD ile yakınlaşması adına pek işaret görülmüyordu. Aksine, İsrail ile İran arasında savaş bekleyen pek çok gözlemci vardı. Kinzer, 1990‘ların ikinci yarısında İstanbul’da New York Times’in büro şefliğini yaptı. O sırada İran hakkında yazacağı kitap için hazırlık da yaptı. İran ile dünya güçleri arasında geçen ay varılan nükleer anlaşma, tam da Kinzer’in 5 yıl önce öngördüğü gibi ABD ile İran’ı bazı bölgesel anlaşmazlıklarda aynı çıkarlar etrafında buluşturabilir, bir ittifağın kapısını açabilir. Irak ve Suriye’deki IŞİD tehlikesi, Irak’ın geleceği, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kaderi, ABD sonrası Afganistan, Yemen’de Şii Husilerin akıbeti, ilk etapta Washington ile Tahran’ın beraber çalışabileceği konular. Tabii İran’ın 80 milyonluk nüfusu, Amerikan şirketlerinin iştihanı kabartıyor.

Asya’dan Avrupa ve Latin Amerika’ya farklı kıtalarda çalışıp ince dengeleriyle takip ederek gelişmelere daha küresel ve uzun dönemli bakış yetisi kazanan, Türkiye’de ise Erdoğan’ı eleştirdiği gerekçesiyle Gaziantep Belediyesi’nin fahri hemşerilik beratı vermekten vazgeçmesiyle karşılaşan Kinzer, Cumhuriyet’e İran anlaşması sonrası dünyayı, bölgeyi ve Türkiye’yi anlattı:

 

– Nükleer anlaşmayı değerlendirir misiniz? Abartıyor muyuz?

Çok önemli bir anlaşma. ABD ve İran için ama aynı zamanda Ortadoğu’nun tümü için de öyle. Bunun için iki sebep var: Anlaşmanın kendisi değerli. Ayrıca uzun dönemli ABD ve İran’ın stratejik çıkarlarına da uygun bir anlaşma. İran’ın milletler ailesine geri dönmesi çok önemli ve Ortadoğunun güvenliği için de böyle. Nükleer konusu bir kez masadan engel olarak kalktıktan sonra, İran artık normale dönecek ve bölgede istikrar getiren bir aktör olabilecek. Anlaşma ayrıca uluslararası güç ilişkisini yeniden düzenleme adına olan bir arzunun da yansıması. Bazen devletler de, insanlar gibi, bazı ilişki kalıplarına takılı kalıyor. Bir ilişkiye sahip oluyor ve sonra bu ilişkinin esiri oluyor. Bu dostluk veya düşmanlık ilişkisi de olabilir. Obama ve Kerry’nin bu anlaşma ile gösterdiği ise küresel satranç oyununda, taşların çiviyle çakılı olmadığını, aksine bu taşların değişebileceğini göstermesi. Sanatkar bir diplomasinin küresel ilişkilerde farklılık yapabileceğini gösterdi bize.

 

– İran bütün bu iyi niyetleri ve ambargonun kalkmasıyla akacak geliri kazanarak, bu kazancını bölgedeki istikrarsızlığa daha çok pompalamaz mı?

 Dış güçler ve İran’ın, birbirlerine jestler yaparak, iyi niyetlerini göstermeleri gerekiyor. ABD ve İran, tarihten gelen derin yaralar nedeniyle birbirlerine derin bir güvensizlik yaşıyor. İran ilk olarak Suudi Arabistan ve İsrail gibi ülkelere jestler yaparak başlayabilir. İran, bölgede istikrara hizmet eder bir görev alabilir ama mezhepçi yaklaşımından geri adım atması gerek. İran Şii militanlarla Irak’ta IŞİD’e karşı savaşarak, çok önemli bir görev yaptı. Onlar olmasa, IŞİD şimdi daha çok toprağa ve şehre sahipti. Ama diğer taraftan Şii siyasetiyle Irak’ta askeri-ekonomi alanda mezhepçiliğin sponsorluğunu da yaptı. İran mezhepçilikten geri dönmeli ve Sünni toplumlara güven vermeli. Mezhepçilik bölgede özellikle ABD’nin Irak’ı işgaliyle başladı aslında. Bunu bu dönemde, Sünnileri marjinize etmeye son vererek arkamızda bırakmamız gerekiyor.

 

– Bu anlaşma Türkiye’yi nasıl etkiler?

Bu anlaşmanın Daha Türkiye’yi jeostratejik açıdan gerileteceğini veya önemini azaltacağını sanmam. Bu gerilemeye Türkiye’nin kendisinin izlediği siyaset neden oluyor. Türkiye güç olarak geriledi.önce sıfır sorun politikasını izlemişti. Sonra Mısır, Suriye ve İsrail ile ilişkileri yönetimin duygularına göre yürütüldü, ülkenin çıkarlarına göre değil. Türkiye, birçoklarını, ABD’yi de şaşırttı. Türkiye kendi siyasetinin neden kendine olan uluslararası hayranlığı ve desteği kaybettirdiğini düşünmeli.

AKP danışmanları, medyası, yazarları değerli ama yalnız bir politika olduğunu söylüyor. Hangi değerler? Demokrasiye sahip çıkıyor savı var. Suriye’yi örnek verelim. Türkiye’nin Suriye’de bir askeri grubu diğer askeri gruba tercih ederek barışa hizmet ettiğini sanmıyorum. Bu iddia edilemez. Türkiye hatta Suriye içinde dahi bazı grupları teşvik ederek, silahların Suriye’ye taşınmasını hiçbir şekilde savunamazsınız. Hele bu şekilde yüz binlerce insan ölürken. Suriye’de Esad’ın rol oynayacağı hiçbir çözümü kabul etmemek, bir duygunun konuşmasıdır ve Suriye’de barışa hizmet etmediği açıktır.

                                                                                                   

– Türkiye’nin demokratik standartlarına ne oldu? Nerede yanlış gitti işler?

 Sivil topluma son birkaç yılda yapılanlar gerçekten rahatsızlık verici. Bir zamanlar demokrasi için harika bir modelken, şimdilerde kimsenin model olarak bakmadığını söylemek lazım. Yalnız 7 Haziran seçimleri olumlu gelişme oldu. Oldukça temiz bir seçim. Halk demokratik değerlere sahip çıktı. Yüksek katılım yaşandı. Türkiye adeta bir kurşunu sektirdi. Diğer türlü seçim sonuçları farklı çıksaydı, ülke büyük sıkıntının içine düşerdi. Benim merak ettiğim, gelecek yıllarda eğer İran daha açık bir topluma sahip olurken, daha demokratik bir hükümete doğru giderken, en azından bu bir ihtimalken, şimdi Türkiye demokrasinin gerilemesi devam ederse ne olur? Ben, ömrümüzde İran’ın Türkiye’yi demokratik şartlarda geçip geçmeyeceğini görebilir miyiz diye çok merak ediyorum. Böyle bir şey olursa tabii ki Türkiye için kötü olur, ama iki ülke arasında kimin daha demokratik, açık bir topluma sahip olacağı konusunda bir rekabet görür müyüz, merak ediyorum.

 

– Obama’nın Ortadoğu’yu kendi “doğal dengesine” bırakma politikası doğru mu?

Bana sorarsanız Amerikan askeri güçleri Ortadoğu’da anlaşmazlıklara karışmamalı. Anlaşmazlıklar, bölgedeki güçlerce çözülmeli. Bu, ABD’nin bölgeyi terk etmesi anlamına geliyor değil, ama yöntemini değiştirmesi anlamına geliyor. Bizim yumuşak gücümüzü, ikna gücümüzü, diplomasimizi ağırlıkla kullanmak demek. Amerika’nın Ortadoğu’ya askeri müdahalesi bir döngü gibi gelişiyor: Önce müdahale et, sonra çekil, sonra durum kötüleşsin, sonra yeniden müdahale et. Bu döngüyü kırmamız gerekiyor. Ortadoğu’da bazen durumların çok kötü hale gelmesi, Amerikan ordusunun müdahalesini meşru kılmıyor.

 

– Ama savunduğunuz şekilde ABD’nin Suriye’de pasif kalması da problemleri büyütmedi mi?

Doğru, ABD daha etkili şekilde karışabilirdi, askeri olarak. Belki yardımı da olurdu. Ama aslında Suriye ile en başından beri diplomasiyle uğraşmalıydı. En başta biz diplomasiyi gereksiz gördük. Suriye’de ABD’nin daha aktif olması gerekirdi, doğru, ama askeri olarak değil, diplomasi ile. Anlaşmazlığın başında Suriye hükümeti başkanına “Git, ayrıl! Sen hiç bir sürecin parçası olamazsın” demek çözüm değildi.

 

– İran Anlaşması ABD Kongresi’nden geçer mi?

Kongre bunu reddedebilir. Sonra Obama bu reddi veto edebilir. O şekilde Obama’nın sadece 34 senatöre ihtiyacı kalacaktır. Bu anlaşmayı destekleyen birçok sav var aslında. Sadece jeopolitik önemi değil, aynı zamanda İran’da iş yapmak imkanları, yeni pazarlar, ekonomik nedenler var. Bu anlaşmaya karşı argümanlar bütün Senato’yu yıkacak güçte değil bence. Ayrıca bu anlaşma sadece ABD ile İran arasında değil. Burada 5 ayrı dünya gücü daha var. ABD reddetse bile bu anlaşmayı diğer ülkeler uygulayabilir, ABD’nin vetosu bağlamadan. Almanlar, Ruslar, Çinler, İngilizler, Fransızlar gidip İran ile normal ilişkiye başlayabilir ve bu, Amerikan çıkarı için uygun olmaz.

 

Türkiye’nin bu anlaşmadan yararlanması için ne tavsiye edilir?

 Türkiye, İran ile ekonomik, sosyal ve siyasi ilişkilerini artırmalı. Türkiye eğer bölgede ve İran’da pozitif etkinliğini artırmak istiyorsa demokrasisini güçlendirmesi gerekiyor. Türkiye 2000’lerin ilk 10 yılında bir örnekti. Önceki cumhurbaşkanı Abdullah Gül bana bir keresinde, Türkiye’nin en güçlü özelliğinin, Suudi Arabistan, İran, Körfez ve her yerden herkesin Türkiye’ye gelebilmesi ve İslama, demokrasiye, sivil topluma saygı gösteren bir hükümetin olabildiğini görmeleri demişti. Bunun Türkiye’ye büyük güç verdiğini söylemişti. Komşu ve bölge ülkelere büyük bir etki yaptığını söylemişti. Ama Türkiye bu özelliğini kaybetti biraz ve etkinliğini de kaybediyor buna paralel olarak. Bunu restore etmesi için sivil toplumu tekrar güçlendirmesi gerekiyor.

 

– Erdoğan ve medyası Batı’nın Türkiye’nin yükselişini çekemediği için türlü komplolar geliştirdiğini anlatıyor. Bütün dünya Türkiye’ye karşı meydan mı okuyor?

 Dünya Türkiye’ye karşı komplo içinde değil. Biliyorum bu Türkiye’nin milli hatırasına kazınmış gibi: “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.” Bu doğru değil, bu muazzam komplo teorilerini bırakınız. Kimsenin Türkiye’yi bölme arzusu falan yok. Bu mağdurluk ruh hali, Türkiye içinde bir kenetlemeye neden olabiliyor ve sanırım bundan dolayı politikacılar tarafından yıllardır kullanılıyor. Türkiye’nin kapanması değil dünyaya açılması gerekir. Sivil toplumun kendine gelmesi ve birkaç yıl önceki canlılığına kavuşmasıyla bunun olacağını umuyorum.