Son Dakika Haberler

MADEM Kİ ‘ÖLÜ SEVİCİYİZ’

MADEM Kİ ‘ÖLÜ SEVİCİYİZ’
Okunma : 32 views Yorum Yap

Biz insanların değerini genelde öldüklerinde anlarız. Sağlıklarında ilgilenmediklerimize çok şahşahalı cenaze töreni düzenleriz. Evet ‘cenaze merasimlerine gitmek’ efendimizin bize önerisi ancak ‘hastaları ziyaret etmek’ efendimizden bize “müslümanların üzerimizdeki haklarından olduğu” önceliği de mevcut. İşte bizler -istisnalarımız bir yana- insanların sağlıklarında değerlerini bilmez, hastalık dönemlerinde onları ziyaret edip moral vermez, öldükten sonra ise arkalarından adeta ağıtlar yakarız. Bunun sebebi de kanımca şudur. Hastalandığında ziyaret ettiğimizde bizden ilaç parası, ameliyat masrafı, giyecek ve yiyecek vs. yardım etmemiz istenebilir. Onun için hasta ziyaretinden genelde kaçar, sağlığında yardım etmediğimiz o kişinin cenazesine sel gibi akar ve gelmeyenleri de kınarız. Ee., nasıl olsa; ölü bizden maddi bir yardım talebinde bulunamaz. Cenazede yardım etme korkusu yok, rahat rahat cenaze namazını kılabiliriz.

       Büyük mütefekkirimiz Ferit kam bu durumu ne kadar da güzel anlatıyor;

        ‘Sağlığında nice ehl-i hünerin, bir tutam tuz bile yoktur aşına,

        Öldürürler evvel anı açlıktan, sonra bir türbe dikerler başına’. 

 Ancak işin öbür yüzü de var, bazı hastalar ya da varisleri ziyaretçi kabul etmiyorlar. Bunu da burada önemle vurgulamak isterim. Bir arkadaşım bizim diriye vermediğimiz önemi, ölüye vermemizi, ‘İyi Ölü Seviciyiz’ diye anlatıyor. Bu sebeple bendeniz de madem ki ‘ölü seviciyiz’ katıldığım bazı cenaze merasimlerini özetleyeyim diye düşündüm. Ben bazı önemli şahsiyetlerin cenazelerine giderim. Aziz Nesin de, Nazım Hikmet de olsa fark etmez, imkânım varsa bulunmak isterim, gözlem yapar ve yeni şeyler görmek isterim. İşte bazı cenazelerden öğrendiklerim. İstanbul İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi olduğum yetmiş dokuz yılında Fatih Camii’nden Cuma’dan çıkarken beş metre önümde vurulan merhum Metin Yüksel’in cenazesi çok kalabalıktı. Mehmet Zaid Kotku’nun cenazesi de öyle. Seksen üçte vefat eden Prof. Dr. Erol Güngör’un Bayezid Camii’ndeki cenazesinde konuşma yapan Prof. Dr. Ayhan Songar, ‘Onu bağrına basan Türk Toprağını kıskanıyorum’ demişti. Yine seksen üçte öğle namazını yan yana kıldığımız Anavatan Partisini yeni kurmuş Özal’ın da katıldığı Necip Fazılın Fatih Camiindeki cenazesi de tarihin kaydettiği kalabalığa şahit olmuştu. Hakkında Tayyar Altıkulaç’ın, ‘babamın cenazesinde bile bu kadar ağlamadım, Türkiye en iyi okuyucusunu kaybetti’, cenazede sunum yapan Hafız Celal Yılmaz’ın ağlayarak, ‘Kur’an-ı Kerim tilavet ettiğinde hocası Abdurrahman Gürses’in eğilip elini öpmek istediğini gördüm’ dedikleri İsmail Biçer Üstadın Bayezid Meydanı’ndaki Cenazesi ki ben de babamın cenazesinde bu kadar ağlamamıştım asla unutamayacağım andır. Aynı gün ikindide Üsküdar Valide Camiindeki doktora sınıf arkadaşım ünlü neyzen Sadettin Erguner’in hakkında, ‘zamanında keşfedilmiş olsa; dünyada Pavarotti diye bir kimse olmazdı’ dediği Yusuf Gebzeli’nin cenazesi de ona yakın kalabalıkta idi. Özal’ın benim Haseki Eğitim Merkezi Müftü ve Vaizler İhtisas Kursunda  kursiyer iken Aksaray Muratpaşa Camiinden Topkapı’ya nakillerini sağladığı Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun ve bundan bir kaç sene sonra kendi cenazeleri de; kalabalıktı. Milli Görüş Lideri Hocamız Prof. Dr. Erbakan’ı n cenazesindeki kalabalık ise sıra dışı idi. Prof. Dr. Bekir Topaloğlu Hocamızın Marmara İlâhiyat’taki cenazesi bana göre yeteri ilgiyi görmemişti ve cenazede Prof. Dr. Hayrettin Karamanın, ‘hak ederek kazanılan bir ilim adamlığı’ ifadesini çok yadırgamıştım. Sanki bir ömür süren dava arkadaşı değil de bir asistanı hakkında konuşma yapıyordu. Belli ki hısımlıklarının bitiminden sonraki aralarındaki soğukluğun bitmediğinin ifadesi idi ki zaten ‘en son on beş gün önce gördüm’ ifadesi de bunu teyit eder gibi idi. Bundan sonra Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun Şakirin Camiinden kalkan cenazesine katıldım ki orada da . Prof. Dr. Zeki Arslantürk dışında tanıdık bir ilim adamı görememiştim. Belli ki, siyasilere yaptığı eleştiriler sebebi ile çok kişi buraya katılmaktan çekinmişti. Ve bizim alanın Maradonası -her ne kadar kokain kullanırsa kullansın, her ne kadar eli ile gol atarsa atsın Maradona; yine Maradona’dır- Prof. Dr. Yaşar Nuri’nin cenazesi de çok kalabalıktı. Son zamanlarda ulusalcıların ekranında yer bulabildiği için onlar ve yıllarca oluşturduğu zeminin büyük bir vefası vardı kendisine. Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, Prof. Dr. Mustafa Karataş ve yanılmıyor isem Cenaze Namazı’nı kıldıran Prof. Dr. Hidayet Aydar’dan başka cesaretli kimse görememiştim. Siyasilerin yerinde olsam cenazeye katılır ve gelecek tepkilere, ‘zırlamayın, afkurmayın, hoca; bizim adamımız, ne zamandan beri sizin oldu?’ derdim. Ve dün İslâm Bilim Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Fuat Sezgin’in Cenazesine gittim. Yüksek Lisans ve Doktora dönemlerinde bazı eserlerinden yararlanmıştım ki bu yönü ile hocam olur. Sabahleyin uzun koşmuş ve yorgundum, evden de geç çıktım. Sarıyer’de cenazeye giderken Hacıosman’da ışıklarda polisleri görünce, Cumhurbaşkanımızın da köşkten çıkıp cenazeye gittiğini anladım. Herkes Sarıyer’e doğru denize, Belgrad Ormanına ve gazinolara doğru seyrediyordu ve bu sırada, bilime verdiğimiz değerin ne kadar da yerde süründüğü düşüncesi zihnimden geçti ki camiye gidince de yanılmadığımı somut bir şekilde gördüm. Metro ile Şehzadebaşına gittim. Otobüse atladım, İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden dönem arkadaşım İstanbul Üniversitesi Camii İmam Hatibi Hafız Eyüp Yurtsever ile karşılaştım. Fatih Camiine gittik. Cumhurbaşkanımız da gelmişti. Karadeniz Caddesi tarafından aranarak camiye girdik. Hemen abdest aldım ve Cenaze namazının ikinci tekbirine yetiştik. Sonrasında iki cenaze namazı daha kıldık. İlmar84’den Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş Bey çok beğendiğim güzel bir konuşma yaptı ve ‘konuşmalarını yapmak üzere mikrofonu sayın Cumhurbaşkanımıza arz ediyorum’ dedi. Cumhurbaşkanımız da özetle, ‘hocamızla sağlığında konuştuk, yazdığı yüz civarındaki eserle kütüphanesini nakledeceği ve çalışmalarını yapacağı İstanbul Bilim ve Teknoloji Müzesi oluşturmak istiyoruz, nereyi uygun görüyorsunuz diye kendisine sorduk ve “Gülhane Parkı uygundur” cevabını aldık ve cenazeyi oraya defnedeceğiz, Allah; rahmet eylesin, tekrar el-Fatiha’ dedi. Seyit Ali Topal Bey gibi zevatla ayak üzeri merhabalaştık. İlmar84’ün Bakanı Ömer Aydın Bey’le İstanbul İlmar84 sayfasından haberleştik ve telefonda da konuştuk. Fatih Müftülüğü önünde buluştuk. İlmar 84’den Nazım Akçay ve Mustafa Can da geldiler ve teşehhüt miktarı sohbet ettik. Cenazeye katılım bence yetersizdi, bunu konuştuk. Ben de bu sırada madem ki ‘ölü seviciyiz’ katılım yüksek olmalıydı, ben camiye giremeyeceğimizi sanıyordum dedim. Oysa ki avlunun yarısı bile dolmamıştı. Mustafa Can ise, ‘hocanın geçmişte yaptıklarını bilmek lâzım’ dedi o sırada. Kendisine yeni tayin olduğu ve bir gün sonra yola çıkacağı Fransa Din Müşavirliği’nde başarı diledik. Eyüp Yurtsever Ömer Aydın Bey ve bendenizi Malta Caddesi başlangıcında meşhur işkembeciye götürdü. İstanbul İlâhiyat Dekanı ve bazı öğretim üyeleri ile karşılaştık orada. Çorba da enfesti gerçekten. Eyüp Bey, camisine götürdü ve bizzat kendisinin demlediği çayı ikram etti bize sohbet eşliğinde. Ömer Aydın Bey’in siyaset ile ilgili tespitleri gerçekten dinlemeye değer, çünkü uzun süre bu işi yaptı. İlmar84 toplantılarında kendisinin bu konuda konuşmacı olarak dinlemeyi öneriyorum. Teşekkürler Eyüp Yurtsever arkadaşımıza. Ömer Beyle beraber oradan ayrıldık ve evimize döndük. Devlet de dönüşüyormuş meğer. İdam ettiklerine İade-i İtibarla mezarlarını Yassıada’dan Topkapı’ya naklediyor, üniversiteden attığı öğrenciye Gülhane Parkında defnedilme imkânı sağlıyor. Bu da çok ilginç gerçekten. Prof. Dr. Fuat Sezgin Hocamız’a telif eserleri ve bilime hizmetti için teşekkürler. Yüce Yaratıcı’dan kendisine; rahmet diliyorum..

Dr.Ahmet Bekaroğlu