Son Dakika Haberler

RİZE DE BİZİM TRABZON DA..

RİZE  DE BİZİM TRABZON  DA..
Okunma : 22 views Yorum Yap

Trabzon Tonya’da doğmuş ve artık Sarıyer’li olarak benim çok Rize’li dostum var. Bunlardan ilki; Milis Binbaşı hacıoğlu hafız Mehmet Ragıp Bey isimli eseri yeni çıkan araştırmacı yazar ve Sarıyer Spor Kulübümüzün eski başkanı İbrahim Balcı ki programa beraber gittik ki eksik olmasın ismini burada söyleyemeyeceğim önemli birisi bizi salona götürdü. İbrahim Balcı’nın siyasi kimliği de olan gazeteci oğlu Mustafa Kemal Balcı ve Mehmet Balcı ile programda beraberdik. Yakup Güngör Mutlu, Bayram Ali Koçoğlu, Trabzon İl Milli Eğitim Müdürü sınıf arkadaşım Hızır Aktaş, Kartal vaizi Ali Arıcan, vs. saymakla bitiremem ki Rize’li dostlarımdan sadece bir kaçı. Ama hocam Prof. Dr. Bayraklı zaten ayrıcalıklı adını zikretmem gerekir.

Sakarya’dan hemşehrim ve sınıf arkadaşım Ali Güzeldal latife yaptı, ‘Trabzon’un Kurtuluşuna gitmedin mi?’ bağlamında. Ben de dedim ki, Trabzon’dan ruslar kurtuldu. Hatta diyorum ki; sakın ‘Tonya’nın Kurtuluşu olur mu?’ böyle demeyin, bu çok ayıp. ‘Rusların Tonya’dan kurtuldu’ diye söyleyin. İşin şakası. 
Ama gerçekten korkunç bir rus istilası yaşadı Karadeniz, Stalin gidip Lenin gelene kadar. Yani Çarlık Rusya’nın yıkılıp sömürge ve yayılma anlayışını değiştirmesine kadar. 
Bizim Tonya’nın bir sanatçısı var. Her ne kadar yöresel diye bilinse de herkesin kabulü ile Karadeniz’in hatta Türkiye’nin Ozan’ıdır O. Atma türkü konusunda çok uzman var. Ama; siyak ve sibak itibarı ile bir anlam bütünlüğü içerisinde türkü söylemek hem de kafiye düzeni içerisinde. Bu çok ustalık istiyor. İşte o Neşat Aydın şöyle diyor bir destanında;

‘Ecdadımız savaşti, balta kürek naçakla,
Ahmet doksan yaşında Mehmet topal bacakla.
Bu ehtiyar analar taş taşirdi kucakla..’

Evet Tonya’nın kurtuluşu 17 Şubat, Trabzon’unki 24 Şubat 1918’dir. Rize’nin Kurtuluş günü ise 2 Mart 1918’dir. Merkezi Sarıyer’de olan kısa adı ile RİVA yani ‘Rize Kültür ve Dayanışma Vakfı’ bir gün gecikme ile Rize’nin bu yılki Kurtuluşu için Sarıyer Darüşşafaka’daki Türker İnanoğlu Sanat ve Gösteri Merkezi’nde kısa adı ile TİM’de kutlama programı düzenledi. İbrahim Balcı Bey; beni de kutlamalara davet etti ve ben de katıldım. İlmar 84’den Dadaş arkadasım Hikmet Şahin’le karşılaştım. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın söylenmesi ile başladı program. Sonra Rize Halkının kahramanlıklarını içeren bir sine vizyon gösterisi yapıldı. Burada bütün bilgiler İbrahim Balcı’dan alınmış olduğunu hissettim ama, isminin anılmaması bir eksiklikti. Ardından Riva Başkanı Orhan Keçeli, gerçekten çok içerikli bir konuşma yaptı. Orhan Bey sıkmadan hitap etti ve konuşmasında sadece, ‘Rize’ değil de ifadelerinde hep ‘Karadeniz İnsanı’ ifadesini kullandı. Bana göre de bu Rize ve Trabzon isimleri üzerinde bir isim bulmak lazımdı ve kendisi de böyle yaptı. Sonra bir mahalli sanatçı ve bir İspanyol sanatçının solo ve koro konserlerini seyrettik. Ardından da Zara sahne aldı. Ben şimdiye kadar en popüler sanatçıları seyrettim. Sahneye çok hakim ve kendisini ispat etmiş bir sanatçı ama bu akşam için seçtiği repertuarını beğenmedim. Bizi Neşat Ertaş’tan seçtiği eserlerle bozkırlara ve Orhan Gencebay ve Müslim Gürses’ten seçtiği parçalarla da arabekse boğdu. Kusura bakılmasın, ama ben sözünü çekinmeden söyleyen birisiyim. Çok kişi memnun oldu, hatta salon alkıştan inliyordu ama ama benim hızımı karşılamaz bu parçalar. Ben Türk Halk Müziği deyince Urfa, Diyarbakır, Mardin yani Kuzey Mezopotamya, Kerkük yani Güney Mezopotamya’yı anlarım. Ve bir de Azeri türküleri. Bu benim tercihim. Her ne ise en sonunda Karadeniz Halk Oyunları Ekibi; horon resitali sundu. Kızlar da erkekler de çok başarılı idiler. Bir de sunucu vardı ki sormayın gitsin. Bana göre akşamın en başarılısı o idi ki İbrahim Balcı da aynı görüşte idi. İsmi Neslihan Maltepe olarak ilan edilen sunucu halen özel bir radyoda program sunucusu. Ben TRT’nin unutulnaz haber sunucularından Tuna Huş ve Gülgün Feyman’dan sonra ‘ee..’ demeden konuşan birisini gördüm. Kendisini kutluyorum. Her ne ise; sonunda diyorum ki; emekleri için herkese; teşekkürler.

Dr. Ahmet Bekaroğlu