Son Dakika Haberler

“17 yıllık iktidarlarında Türkiye 3 milyon tarım arazisini kaybetti.”

“17 yıllık iktidarlarında Türkiye 3 milyon tarım arazisini kaybetti.”
Okunma : 1.558 views Yorum Yap

CHP PM Üyesi ve İstanbul Milletvekili Gökan ZEYBEK, 2 Temmuz 2019 tarihinde “Tapu Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” görüşmeleri çerçevesinde, kanunun tümü ile alakalı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına TBMM Genel Kurulunda konuştu.

 “Sürekli olarak merkezî yönetimin güçlendirilmesine uğraşıyorlar. Yani ellerindeki yetkileri devretmekten korkuyorlar ama korkunun ecele faydası yok. Yerel yönetimleri nasıl kaybettiyseler, gün gelecek merkezî yönetimleri ve şu anda yönetmekte oldukları bakanlıkları da bir bir kaybedecekler.”

Hem 31 Mart tarihinde hem de 23 Haziran tarihinde yapılan seçimlerde Türkiye’de insanlar özellikle kentlerin kimin tarafından yönetilmesinden daha çok, kimler tarafından yönetilmemesi konusunda bir görüş birliğine varmıştır. Öylesine bir görüş birliği oluşturmuş ki özellikle İstanbul’da Esenyurt’ta yaşayanlar, Kadıköy Fikirtepe’de yaşayanlar, Küçükçekmece’de yaşayanlar, Gaziosmanpaşa’da, Sarıyer’de, Beykoz’da, Üsküdar’da, Pendik’te ve Kartal’da, Maltepe’de yaşayanlar 23 Haziran tarihinde kendileriyle ilgili uygulanan bu kentsel dönüşüm adı altında yasaların oluşturduğu mağduriyetlerin hesabını âdeta sandıkta sormuşlardır.

“2981 sayılı İmar Af Yasası’yla hak sahibi olanların tapu tahsis belgelerinin tapuya dönüşmesi hususunda verilen sözler tutulmuyor. Bu haksızlığa karşı mücadelesini sürdüren yurttaşlarımız ve Mahalleler Birliğini hem buradan selamlıyorum hem de onların bu haklı davasının sürekli ve düzenli olarak takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum.”

Yine neyi sormuştur bizim yurttaşlarımız? Bu Parlamentodan sürekli olarak güncellenerek gelen ve gecekondu mahallelerinde yaşayan yurttaşların 2981 sayılı İmar Af Yasası’yla hak sahibi oldukları tapu tahsis belgelerinin tapuya dönüşmesiyle ilgili önce 25 yıllık dönem içinde sözlerin yerine getirilmemesi, sonra önce 3 yıl daha sonra 5 yıl süreyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde sürelerin uzatılmasına rağmen hâlâ hazine parselleri üzerindeki tapu tahsis belgelerinin tapuya dönüşmemesi konusundaki verilen sözlerin tutulmasını cezalandırmışlardır. İstanbul’da 64 tane mahallede kurulu bulunan, Türkiye’nin değişik ilçelerinde örgütlü bulunan Mahalleler Birliğini hem buradan selamlıyorum hem de onların bu haklı davasının sürekli ve düzenli olarak takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum. 

1983 yılında çıkmış olan 2981 sayılı Yasa’dan yararlanmış olan yurttaşlarla ilgili hukuki süreçleri tamamlamayıp sürekli olarak bu insanları farklı yasa adı altındaki birtakım yeni düzenlemelerle bedel ödemeye ya da yasadan yararlanmak için müracaat etmeye zorlamak aslında gecekondu mahallesinde yaşayan yurttaşların 30 yıl, 40 yıl, 50 yıldır yaşadıkları alanlardaki en temel hakkı olan ve çocuklarına bırakacakları en temel varlıkları olan mülkiyet meselesinin göz ardı edilmesinden başka bir şey değildir.  Yasayla bir düzenleme getiriliyor. 3194 sayılı Yasa’nın 13’üncü maddesinde yapılan değişiklikle DOP alanları yüzde 40’dan 45’e çıkarılıyor. 40’dan 45’e çıkarılabilir ama daha önce yasa 40+15 KOP yapılmasına izin veriyordu ve bu bir biçimiyle imar planları ve uygulamada kendini gösteriyordu. Ancak iktidarlarınız döneminde, Adalet ve Kalkınma Partisinin 17 yılık iktidarı döneminde, İstanbul ve büyükşehirler, Ankara gibi belediyelerdeki 25 yıllık iktidarları döneminde KOP için ayrılmış olan alanlardaki kamulaştırmaları yapmadınız. Kamulaştırma için bütçeye konmuş olan ödenekleri vatandaşın mağduriyetini gidermek için üstlenmediniz, onun yerine başka alanlarda parayı harcadınız ve sonuçta KOP için ayrılmış olan, DOP ayrılmış olan alanlarda sağlık, eğitim, spor tesisi, kültür alanı, kreş bütün bunları yapacak olan alanlar kamu eline geçememiştir. Niye kamu eline geçememiştir? Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetim anlayışında gerçekten de kamucu, toplumcu, halkçı bir yerel yönetim anlayışı ve hizmet anlayışı yoktur. Burada Yasa’nın 9’uncu maddesinde bir düzenleme getiriliyor, deniyor ki: Kamulaştırması yapılmamış olan alanlardaki DOP’a ya da KOP’a ayrılmış olan özel tesisler. Yani hastane özel hastane olabilir yani okul özel okul olabilir yani spor tesisi özel spor tesisi olabilir.

Plan yapıcı kimin için plan yapar? Plan yapıcı parlamentolar, meclisler… Halkın oylarıyla seçilmiş olan meclislerin temel görevi kimin için plan yapmaktır? Yani biz burada bulunan 590 milletvekili yasayı hangi toplum kesimleri için yapacağız? Önceliğimiz kimdir? Yani gözünü bu Parlamentoya kimler çevirir? Toplumda en az gelir seviyesine sahip olan, kamunun hizmetlerinden en fazla yararlanması gerekenler yani işini, aşını ve ekmeğini bir türlü kontrol edemediğiniz, göç ve mülteci meselesi yüzünden kaybetmiş olan, büyük kentlerin çeperlerine yerleşmiş olan kentin yoksulları sizden bu hizmetleri bekler. Ama görüyoruz ki plan yapıcı diyor ki: “Düzenleme ortaklık payı adı altında bulunan alanları bunların kamulaştırılması gerçekleşinceye kadar mülkiyet sahibi tarafından amacına uygun olarak… Hastaneyse hastane, okulsa okul yapılabilir.

“Bu iktidar burada apaçık suçüstü yakalanmıştır.”

Kamulaştırmayla ilgili temel bir kural vardır. Siz kamulaştırma yapacağınız yani kamu adına düzenleme ortaklık payı adı altında belki bedelsiz, KOP adı altında kamulaştırma yapacağınız yerlerde bu binaları yaptırırsanız zaten ödeyemediğiniz kamulaştırma bedelleri ve enkaz bedellerinin üzerine yeni yükler getireceğinize göre plan yapıcının buradaki temel amacı sağlığın, eğitimin, sporun, kültürün ve kreşlerin özelleşmesidir. Bu iktidar burada apaçık suçüstü yakalanmıştır. 

“17 yıllık iktidarlarında Türkiye 3 milyon tarım arazisini kaybetti.”

Şimdi tarım alanlarıyla ilgili düzenlemeler geliyor. Burada, tarım alanlarının üzerinde hak sahibi olan insanlara rayiç bedellerin yarısı üzerinden değil, daha da belki düşük bedeller üzerinden, ama uzun süre hiçbir imar planıyla tarım alanı vasfını değiştirmeyecek biçimiyle verilmesinden yanayız. Ancak plan yapıcı burada bir süre getiriyor. Bakın, iktidarları döneminde Türkiye’de 18,5 milyon hektar olan tarım arazisi 15,5 milyon hektara düşmüştür. Yani 17 yıllık iktidarlarında 3 milyon tarım arazisini biz kaybettik. 

O nedenle, değil bugün, değil bu yasa, Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkacak hiçbir yasada tarım alanlarının ve tarım topraklarının başka bir amaç için kullanılmasıyla ilgili bir düzenlemenin dahi teklif edilmemesi gerekir. Ama imar barışıyla birlikte, imar barışına başvuran milyonlarca yapının belki de önemli bir kısmının tarım arazileri üzerinde yapıldığını da hepimiz biliyoruz.

“Otopark harcı” adı altında topladığınız paraları nereye harcadınız da şehrin merkezlerinde artık boş arsaları otopark yapmak zorunda kaldınız?

Otoparklarla ilgili bir düzenleme geliyor: İmar parsellerinin içinde boş bulunan imar parselleri su geçirimli bir malzemeyle kaplanarak otopark yapılabilir. Arkadaşlar, büyükşehirlerde siz 25  yıldır bütün yapı ruhsatlarından otopark harcı aldınız, bütün binalardan otopark harcı aldınız, bu harçların tamamı ilçe belediyesi tarafından alınıp büyükşehir belediyesinin otopark hesabında toplandı. Neden yapmadınız? “Otopark harcı” adı altında topladığınız bütün bu paraları nereye harcadınız da şehrin merkezlerinde artık boş arsaları otopark yapmak zorunda kaldınız?

“Sürekli olarak merkezî yönetimin güçlendirilmesine uğraşıyorlar. Yani ellerindeki yetkileri devretmekten korkuyorlar ama korkunun ecele faydası yok. Yerel yönetimleri nasıl kaybettiyseler, gün gelecek merkezî yönetimleri ve şu anda yönetmekte oldukları bakanlıkları da bir bir kaybedecekler.”

Plan yapma yetkisi kimin? Plan yapma yetkisi bakanlığın mı, bürokrasinin mi yoksa seçilmiş belediye meclislerinin mi, yerel yönetimlerin mi? 1994 yılında Sayın Cumhurbaşkanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinde, o zaman henüz İstanbul’un köyleri ve bazı ilçeleri Büyükşehir Belediyesinin sınırlarında değildi yani o günkü İstanbul bugünkü Büyükşehrin sınırları kadar değildi; 1994 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi de bugünkü Ankara’nın sınırlarına hâkim değildi. Neyi savunuyordu? “Plan yapma yetkisi yerel yönetimlerin ve belediye meclislerinindir. 1/5000’lik planlar büyükşehir tarafından yapılacak, 1/1000’lik planlar da ilçe belediye meclisleri tarafından yapılacak.” Şimdi, görüyoruz ki bu yasayla, giderek yerel yönetimleri kaybettiğiniz için, yerel yönetimlerdeki yetkileri olabildiğince kısmak ve ağırlıklı olarak da “dönüşüm” adı altında yapılacak olan çalışmalarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığını etkin hâle getirmek istiyorsunuz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı dediğimiz Bakanlık eski Bayındırlık ve İskân Bakanlığı. Ya, Türkiye’deki bütün kamu binalarını, yani durduğu yerde yıkılan, depremde yerle bir olan ve içindeki donatı miktarı, içindeki betonun kalitesi en düşük olan yapıları yapan, denetleyen, uygulayan Bakanlık değil mi bu? Şimdi, bu Bakanlığa “kentsel dönüşüm” adı altında afet riskli alanların devredilmesini, bütün Türkiye’deki riskli alanlarla ilgili sürecin Bakanlık eliyle yürütülmesini öngörüyorsunuz ama Türkiye’nin her yerine yayılmış olan, farklı siyasi partiler tarafından yönetilen yerel yönetimleri yasanın hiçbir yerinde sistemin içine dâhil etmiyorsunuz. Sürekli olarak merkezî yönetimin güçlendirilmesi… Yani elinizde merkezî yönetim kaldı ve siz bu yetkileri devretmekten korkuyorsunuz ama korkunun ecele faydası yok arkadaşlar. 

Yerel yönetimleri nasıl kaybettiyseniz, gün gelecek merkezî yönetimleri ve şu anda yönetmekte olduğunuz bakanlıkları da bir bir elinizden kaçıracaksınız.

“TBMM’den bir teklif geçirerek bununla kamunun ve özel sektörün riskli alanlarda ve dönüşüm alanlarında sorunları çözeceğini bekliyorsunuz. Aldanıyorsunuz. Sayenizde Türkiye’de bu işleri yapacak müteahhit kalmadı.”

2000’li yıllar dünyada faizlerin % 1’lere düştüğü, döviz cinsinden borçlanmanın % 3’ler, 4’ler seviyesinde olduğu ve dünyada bol paranın olduğu bir dönemdi. Siz bu dönemde deprem riski taşıyan alanlarla ilgili dönüşümde ne yaptınız, afet riski taşıyan alanlarla ilgili ne yaptınız, dere yataklarının ıslahı konusunda ne yaptınız, heyelan bölgelerindeki mahallelerin ve ilçelerin taşınması konusunda ne yaptınız? Hiçbir şey. Şimdi geldik 2019 yılında faizler % 25, enflasyon % 20, dünyada para sıkışıklığı var ve siz buradan bir teklif geçirerek bununla kamunun ve özel sektörün riskli alanlarda ve dönüşüm alanlarında sorunları çözeceğini bekliyorsunuz. Aldanıyorsunuz. Sayenizde Türkiye’de bu işleri yapacak müteahhit kalmadı. Teklifin getirdiği biçimiyle teminat karşılığında kentsel dönüşüm sürecine girecek sektördeki firma sayısının ciddi biçimiyle azaldığını belirtmemiz gerekiyor.

Burada, tabii, teklifin içinde bir madde var. Aslında Tapu Yasası’nın, kentsel dönüşümle ilgili teklifin içine “kamping ve günübirlik alanlardaki süre uzatımı”nın niye girdiği konusunda biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak hiçbir biçimiyle ikna olamadık. Bunun bu teklifin içinde olmasıyla ilgili bize yeterli bilgi de aktarılamamıştır. Niçin bu teklifin içinde olduğunu da açıkçası anlayabilmiş değiliz.

“Büyükşehir Belediye Başkanı adayınız Sayın Binali Yıldırım’ ın seçim öncesi verdiği tapu vaadlerini uygulayın. Sayın Yıldırım’ın seçim öncesi verdiği vaadler ile ilgili bir düzenleme yok. Görünen o ki; seçim kaybedildiğinde sözler de tutulmuyor.”

Büyükşehir Belediye Başkanı adayınız Sayın Binali Yıldırım, eski Başbakan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir önceki Başkanı, İstanbul’da gittiği bütün gecekondu mahallerinde, seçilmesi durumunda, 2981 sayılı Yasa’ya göre hak sahibi olanlara emlak rayiç bedelleri üzerinden, yani piyasa rayiçleri üzerinden değil, devletin, belediyelerin belirlemiş olduğu emlak rayiç bedelleri üzerinden tapuların verileceğine dair söz verdi. Şimdi, yasanın içine bakıyoruz buna ilişkin bir düzenlemenin yine olmadığını görüyoruz. Belli ki sözler veriliyor ama seçimler kaybedildiğinde kesinlikle tutulmuyor.

“Mahallelerin insanla birlikte korunması gerekiyor, yaşam biçimiyle korunması gerekiyor, oradaki sivil mimari eserleri, ürünlerle yani apartmanlarla, konaklarla varsa eski yapılarıyla korunması gerekiyor.”

Yıkılmak zorunda olan ya da yıkılacak olan binaların kamu eliyle yıkılarak, değerinin % 20’si oranında ilgilisine rücu edilmesiyle ilgili bir madde var. Şimdi, büyükşehirlerde “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Ait Katkı Payı” adı altında bir emlak vergisi toplanıyor. Yani belediyeler topladıkları verginin % 10’u kadar “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Ait Katkı Payı” adı altında bir fon oluştururlar ve bu, il özel idaresinin yani valiliğin emrindeki bir fonda birikir. Şimdi, bugüne kadar devletimiz hep şunu yaptı, valilikler hep şunu yaptı: Korunması gereken kültür varlığı olarak devlet camileri, medreseleri yani asırlık yapılarımızı öngördü ve hep bunların iyileştirilmesi, ihya edilmesi ya da restorasyonu konusunda bir çaba içine girdi. Oysa artık günümüzde korunması gereken kültür varlıklarının başında korunması gereken mahalleler var. Mahalleler insanla birlikte korunması gerekiyor, yaşam biçimiyle korunması gerekiyor, oradaki sivil mimari eserleri, ürünlerle yani apartmanlarla, konaklarla varsa eski yapılarıyla korunması gerekir. Bu nedenle kafamızı mutlaka değiştirmemiz ve yönetim anlayışının mutlaka şekillenmesi lazım. Yani Osmanlıdan ya da Bizans’tan kalmış olan bütün kültür varlıkları bizim açımızdan çok değerlidir, kutsaldır ama altmış yıl, cumhuriyetin ilk dönemine ait olan temel yapılar, cumhuriyeti öncesi özellikle Bolşevik Devrimi’nden sonra İstanbul’a, büyük kentlere göç etmiş olan beyaz Rusların yaratmış olduğu kültürler, ekalliyetlerin yapmış olduğu sivil mimarlık ürünlerinin de mülkiyetin sahibine bağlı olmaksızın korunması için kesinlikle bu fonların kullanılmasının doğru olduğunu düşünüyorum.

“Millî Emlak, hazineye ait olan arazilerin tapu devri konusunda CHP’li belediyelerde sorun çıkartıyor ancak AKP’li belediyelerde ise sistemi tıkır tıkır işletiyor.”

Hazineye ait olan arazilerin devri konusunda, geçmişte hazineye ait olan araziler, ilgili belediyelere devredilirdi. Belediyeler de bu yerleri belli bir bedel karşılığında eğer tapu tahsis belgesi varsa ilgilisine, yoksa rayiç bedeller üzerinden de hak sahiplerine verirdi.  Şimdi, uzun zamandır, belediyeleri kaybettikten sonra artık Millî Emlak belediyelere tapuların devrini sağlamıyor; sağlıyor, o belediyenin kimin tarafından yönetildiğine bakarak sağlıyor. Mesela, Beykoz, Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetiminde bir belediyeyse orada hazine arazilerinin belediye tarafından ya da Kağıthane Belediyesindeki hazine arazilerinin Kağıthane Belediyesi tarafından dağıtılması konusunda hiçbir sorun çıkarmıyor ama Boğaz’da Sarıyer gibi, milyonlarca metrekare arazisi kamu elinde olan mülklerin vatandaşa devri konusunda bütün başvurulara rağmen, zerre kadar bir çabanın yapılmadığını görüyoruz.

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak; İstanbul’un Göktürk’ünün Kemer bölgesinde 312.000 metrekare yeşil alanı ne hakla ve hangi ilişkiler çerçevesinde imara açıyorsunuz? “

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul’un Göktürk’ünün kemer bölgesinde, 1.200 dönüm arazinin içinde 312 dönüm imar planlarına göre yeşil alan ve spor alanına ayrılmış olan bir bölgeyi yani planı yapılmış, plana göre düzenleme ortaklık payı altında ayrılması gereken alanlara dâhil edilen yeşil alanları imar planıyla siz imara açıyorsunuz. 312 bin metrekare yeşil alanı imara açıyorsunuz. Nasıl açıyorsunuz? Arkadaşlar, kimin burası? Hangi ilişkilerle siz, Çevre Bakanlığı olarak, bir konut yerleşiminin içinde, bin tane evin içindeki yılan biçiminde bir golf sahasını imara açma gereğini hissediyorsunuz? Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerine buradan sesleniyorum: Haberiniz var mı arkadaşlar Göktürk’teki yapılan bu imar tadilatından? Kimlere ne rant sağlandığından haberiniz var mı? Takip ediyor musunuz? Bakanlığınızın yetkisi bunlar mıdır?

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sesleniyorum: Sürekli ve düzenli olarak bir takım rant çevrelerine imar yaratmak için Ankara’nın Bakanlık koridorlarında plan yapıyorsunuz. Bu Millet sizi affetmeyecek! Tarih sizi affetmeyecek! “

Buradan bütün plan yapıcılara, kamu eliyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığında mekânsal planlamada çalışanlara şunu söylüyorum: Tarih sizi affetmeyecek. İstanbul kentinde, Ankara’da, İzmir’de, büyükşehirlerde kamuya terk edilmesi gereken, imar planlarına göre yeşil alan, donatı alanı ve okul, hastane alanları gibi alanları sürekli ve düzenli olarak birtakım rant çevrelerine imar yaratmak için Ankara’nın Bakanlık koridorlarında plan yapmaya çalışırsanız vallahi de billahi de bugün aldığınız yüzde 44 oy, sizin açınızdan, tarihte bundan sonra göreceğiniz en yüksek oy olacaktır. Bu millet sizi rantiyeyle yaptığınız iş birliği dolayısıyla asla affetmeyecektir diyorum.