Son Dakika Haberler

Amerikan Yüzyılı’nın sonu Trump’la gelecek

Amerikan Yüzyılı’nın sonu Trump’la gelecek
Okunma : 110 views Yorum Yap

RICHARD STENGEL

ABD’nin, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkeleri açısından küresel bir model ve garantör olarak değerlendirildiği dönem Trump tarafından sonlandırılıyor.

1941 yılında, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’na katılmasından bir yıl önce, Time dergisinin kurucusu ve yayıncısı Henry Luce ‘Amerikan Yüzyılı’ başlığıyla bir makale yayımlamıştı. Yazıda, ‘soyutlanma politikasına’ karşı yürütülen bir argümanın yanısıra, Amerika’nın ‘küresel ahlak öncüsü’ rolü de destekleniyordu. Çin’de misyonerlik yapan bir Amerikalı ailenin oğlu olan Luce, şöyle demişti: “ABD olarak, dünyadaki en güçlü ve en elzem ülke olma görevimizi ve buna ilişkin fırsatımızı yürekten kabullenmeli ve bunun sonucu olarak da dünya üzerindeki tam etkimizi gerçek kılmak için çaba göstermeliyiz.”

Ve Luce, bu vizyonun ancak ‘büyük Amerikan ideallerine tutkuyla bağlı kalınması’ şartıyla mümkün olabileceğini ekliyordu. Bu idealleri de özgürlük ve adalete duyulan tutku; eşit fırsatlar; gerçeklere, iyiliğe ve dayanışmaya atfedilen bağlılık olarak sıralamıştı.

Donald Trump’ın başkanlık devralma konuşmasında ne adalet ve dayanışma; ne idealler ve ahlaki değerler; ne de hakikat ve iyilik sözcükleri yer aldı. Sadece özgürlüğün bahsi geçti. Ancak katliam, suç, mezar taşları ve daha önce ki başkanlık devralma törenlerinde hiç rastlanmamış birçok başka kelimelerle doluydu Trump’ın konuşması.

O konuşmadan sonra da, Trump dile getirdiği arzularını ikiye katlayarak ABD’nin güney sınırında bir duvar örülmesi, bazı Müslüman ülkelerden ABD’ye sığınmacı kabulü hususunda geri durulması ve Obama yönetiminde kabul edilen mülteci sayısının yarıya indirilmesi gibi konularda ilk adımlarını attı.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nda halkla ilişkiler ve halk diplomasisi bölümü müsteşarlığı görevini üstlenmeden önce 7 yıl boyunca Time dergisinde çalışmışlığım var. Time’da editör iken, Luce’ın ilk varisi olup Amerikan Yüzyılı’nın sonunu ilan eden kişi olmayı arzulamışlığım hiç olmadı. Ve bunun sebeplerinden bir tanesi de, bu ifadeye yönelik yanlış anlaşılmaların olduğu yönündeki görüşümdü. İnsanların çoğu bu ifadeyi ‘Amerikan gücü ya da egemenliği’ olarak algılıyordu ve Amerika’nın dünya üzerindeki etkisi de bu algıyı doğru çıkarır nitelikteydi.

Ancak bu söylemde asıl ifade edilmek istenen şey, ABD’nin hukukuğun üstünlüğü ilkeleri ve adillik konusunda ‘küresel bir model ve garantörlük’ rolü olduğuna ilişkindi.

Şimdi Trump yönetimi, Amerikan Yüzyılı’nın ölüm çanlarını çalıyor.

Tabii, Trump’ın vizyonu Amerika’nın gücünün bitişini ilan etmiyor elbette ancak Amerika’nın etki gücünü bırakacağını işaret ediyor. ABD’nin küresel karar alma mekanizmalarındaki dahiliyetini, dirençli bir ‘diğer devletlerin işlerine karışmama’ politikası aracılığıyla ortadan kaldırıyor…

Bir keresinde, Afrikalı bir dışişleri bakanı bana, rahatsızlık duyduğunu belli eden bir tonla şöyle dedi: “Sen gelip şeffaflıktan bahsediyorsun ama Çinliler buraya gelip muazzam bir otoban inşa ediyor.” Ve bu durum, birçok yerde geçerliydi. Sizi temin ederim ki, o Afrikalı dışişleri bakanına ‘şeffaflıktan’ bahseden başka tek bir ülke dahi olmamıştır. Bu, ABD’nin zayıflığı değil, gücüdür.

Çin ve şimdi de Trump yönetimi, diğer ülkelerin içişlerine karışmadıkları bir politikayı kararlılıkla yürütecekler gibi görünüyor. ‘Önce Amerika’ adı altında yürütülecek olan bir politika dünyadaki hiçbir müttefiğimizin duymak isteyeceği bir politika değil. Ama düşmanlarımız bu durumdan gayet hoşnut…

Amerikalı başkanlar, tarih boyunca ağırlıklı olarak gerçekçi ve idealist bir dış politika yolu izlemiştir. Fakat Woodrow Wilson döneminden bu yana, Amerikalılar kendilerini hep Luce’ın o dönemlerde bahsettiği gibi bir ‘ahlak öncüsü’ olarak gördüler. Obama’nın da birçok kez dediği gibi, ideallerimiz politikalarımızdır. Bugün ise, Trump bu idealleri en iyi tabirle ‘alakasız’ ve en kötü tabirle de ‘eskimiş ve etkisiz’ olarak görüyor.

Dışişleri Bakanlığı adına son üç yıldır dünyada birçok yere yaptığım seyahatler sonrasında edindiğim gözlemlere dayanarak söylüyorum ki, karşılaştığım hükümet yetkilileri Amerika’nın ‘aşırı müdahaleci’ olduğundan şikayetlenmiyor. Tam tersine, ABD’nin tamamen geri durmasından çekiniyorlar…

‘Amerikan Yüzyılı’ ifadesi, birçok kişi için bir onur kaynağıydı ve sadece Amerika’nın gücünün değil, Amerika’nın değerlerinin filizlenmesinin bir sembolüydü.

Fakat bu, geçen hafta Cuma günü itibariyle bitmiş gibi görünüyor.

Nurlar içinde yat, Amerikan Yüzyılı.

The Atlantic’ten çeviren Burcu Gündoğan

Birgün