Son Dakika Haberler

BUGÜN 10 KASIM! İbrahim Balcı

BUGÜN 10 KASIM! İbrahim Balcı
Okunma : 12 views Yorum Yap

ib_222Bugün 10 Kasım!
Atatürk’ün öldüğü gün!
Selanik’te doğmuştu 1881 de…
On Kasım 1938 de öldüğünde 57 yaşında idi!
İnsandı, baki değildi…
Alnında değil, mezar taşında yazılmalıydı Hüvelbaki!
Allah hiçbir faniye, Nebiler dışında,  O’na yüklediği kadar ağır yük yüklememiş, görev vermemişti belki de!
Öyle ya; Allah istemezse hiçbir şey olmaz!
O her şeye kadirdir, hâkimi mutlaktır…
 
Allah’ın Dini İslâm, Osmanlı topraklarında en şaşaalı dönemleri yaşadı.
Asırlarca sürdü şaşaalı dönem ve İslam tüm dünya ile tanıştı, yayıldı, gelişti.
Hiçbir şey durağan değildir:
 
Böyle olduğu içindir ki çığ gibi büyüyen İslam’ın önünü kesmek için bütün Batı devletleri seferber oldular ve çöreklendiler Osmanlı Devletinin üzerine!
 
Devlet ricali; sultan, sadrazam ve nazırlar takip edemediler dünya gelişmelerini!
Şeyhler, şıhlar, çıkarcı din bezirgânları din adına dini yozlaştırdılar, dini kullandılar!
Ayak uyduramadılar çağa; ne Rönesanstan örnek aldılar ne Avrupa’daki devrimlerden!
Ne Sanayi devrimini alabildiler ve ne de buharlı gelişmeyi takip edebildiler.
Aksine sefahat âlemine daldılar; halka yardımı bıraktılar, saraylar, kâşhaneler yaptılar, alabildiğine borçlandılar…
 
Gücü yiten Osmanlı acz içindeydi! Borçlanıyor, borç ödemelerini yapamıyordu.
Duyunu Umumiye ile tüm maliyesini Avrupalı devletlere teslim ediyordu.
Afrika Kuzeyinde, Balkanlarda toprak kayıpları geliyordu peşi sıra…
Çatalca ve Yeşilköy’e kadar gelen yabancı orduları…
Osmanlı “Hasta Adam” dı artık. Paylaşılması gerekti.
Akıllara durgunluk veren Çanakkale savunma savaşı!
 
Mondros’ta  ve sonra da Sevr’de imzalandı Osmanlı topraklarının paylaşımı!
Türk halkının yapacağı şey boyun büküp “Amenna hoş geldiniz” demek miydi?
Elbette ki “Hayır”… Ama önder?
Sultan’a başvuruldu “Bir baş gerek” diye!
 
Sultan yanıt verdi:” Halk sürü, sürüyü güdecek bir çoban gerek O da benim” diye!
Kabul edilecek bir şey değildi bu!
Kader ağlarını örüyordu.
 
Allah’ın “Yürü kulum” dediği ve Dini İslam’ı kurtarmak için görevlendirdiği Mustafa Kemal
adım adım dolaşıyor Anadolu’nun ücra köşelerinde yılgın halkı aydınlatıyordu.
Samsun, Havza, Amasya, Sivas, Erzurum, Tekrar Sivas ve:
Her türlü bağlayıcı karara “Hayır” diyo,r Manda’yı reddediyordu..
Güneş doğuyordu Ankara’da… Seymenler karşılıyordu Mustafa Kemal’i.
Ankara Meclisinde; Hacısı, hocası, diplomatı, askeri,  köylüsü, emeklisi  ve eski yeni mebuslar..
 
Bir çatı altında, değişik fikirlerle de olsa “Bağımsızlık” diyordu.
Allah verdi mi veriyordu enerjiyi, gücü ve mahareti!
Mustafa Kemal, arı misali peteğini örüyor, örümcek gibi kör kuyuları mantığı ile aydınlatıyor, boz kalpağı başında cepheden cepheye koşarak orduyu hazırlıyordu.
Çetecilerle başlayan direniş ve sonra düzenli ordu! Üst üste gelen iki İnönü Zaferi!
Kırk yaşında Başkumandan olmuş, büyük sorumluluk almıştı!
Sakarya Meydan muharebesi ve Büyük Taarruz!
 
İlk Hedefiniz Akdeniz’dir ileri!
Düşman denize dökülmüştür.
Cumhuriyeti kurmuş ve ilk Cumhurbaşkanı olarak görev almıştır.
Yeni ülke Türkiye Lozan’da devlet olarak tanınmıştır.
 
Yapacağı çok işler vardı. Devrimler!
Peşe peşi geldi devrimler…
Avrupa devlet adamları parmak ısırıyor yaptıklarına!
Olmayacak, yapılamayacak, akla gelmeyecek devrimleri yapıyor, halk kabulleniyor!
Artık Türkiye hem Osmanlı değil hem de Hasta Adam değildir.
Ama kulun kula hakkı vardır. Avrupa’dan borç alınmış, bu bir haktır ve ödenecektir.
Halktan biridir, gücünü aldığı halkın yanında ve içindedir.
 
Kimse baki değildir. Mustafa Kemal’de baki değildi.
Ona unutulmamak için ATATÜRK soyadı verildi…
 
Türk olmakla gurur duyarım diyerek ne denli ülkü sahibi olduğunu ifade etti.
Halkını: Türk, Laz, Abaza, Kürt,  Arnavut, Boşnak, Bulgar, Gürcü ve Çerkez diye ayırmadı!
TÜRK dedi, bir çatı altında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hamur oldu herkes.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet dünyanın en saygın devletlerinden biri olarak kabul görüyor ve mazlum uluslara örnek oluyordu.
 
Cezayirli kurtuluş savaşçılarının yastık altı kitabı O’nun büyük nutku idi.
İkbal, kendi milletine O’nu örnek gösteriyor, Nehru O’na hayranlık duyuyordu.
Tarihçi Arnold Toynbee: “Biz batılıların dört yüz yılda başardığımız modern yaşamın kurumlaşmasını, Mustafa Kemal, ülkesinde dört yılda başardı” diyordu.
İngiliz Generali Sir Charles Townhend: “Ben şimdiye kadar onbeş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var” diyordu.
Mustafa Kemal’de halkına öğüt veriyordu: “Bir gün söylediklerim bilimle ters düşerse, siz bilimi seçin”.
Eduart Harriot O’na hayrandır ve şöyle der: “Atatürk’e kâtip olmak isterdim. Onun sofrasında bulunup yüksek düşünceleriyle beslenmek dileğimdir. Böylece yeniden bir üniversite bitirmiş olurdum”.
O bugünleri görmüş ve şöyle demiştir: “Maalesef kahramanı kadar haini de çok olan bir milletiz.”
Ne kadar da doğru bir teşhis… Ülke öyle bir haldeki her gün Atatürk’ün devrimlerinden bir parça koparılıyor.
İktidar bilinçli gayret içinde devrimleri teker teker yok etme uğraşında!
Çağdaşlaşma yolu tıkanmak üzere, çağ dışılığa yelken açıldı!
İslami söylemler öne alınıp, İslam adına yobazlığa ulaşılma gayreti var!
Senin Çankaya’daki koltuğunda oturan “Laikliği yıkacağız” diyor. Bu bir yerde fırsat bulduğumuzda Cumhuriyeti yıkmak demektir.
Başbakanlık koltuğunu işgal eden de “Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok” demekte, sana saygıyı küçüksemektedir.
Yetmiş beşinci ölüm yıldönümünde canını fazla sıkmak istemem.  Ama şunu da belirtmek isterim:
Türk halkı yaşlı-genç; kadın-kız; çoluk-çocuk ayakta! Devrimlerini yaşamak ve yaşatmak için karşı devrimcilerle mücadelesini “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diye bağırarak devam ettirmektedir.
Direniyoruz, direneceğiz, bıçak kemiğe dayanana kadar…
Ülkün ülkümüz olmaya devam edecek, gösterdiğin yolda ilerlemeye devam edeceğiz. Delikanlıdan çekinen, genç kızlardan ürken siyasetçilere meydanı bırakmamak için var olacağız.
Yetmiş beşinci ölüm yıldönümünde önünde saygı ile eğilirken arkadaşın Celal Bayar’ın bir sözü ile sana veda ediyorum:
“SENİ PADİŞAH YAPMAK İSTEDİLER, OLMADIN. HALİFE YAPMAK İSTEDİLER, OLMADIN. SENİ SEVMEK MİLLİ İBADETTİR”.