Son Dakika Haberler

Gelecek Önünde Ayağa Kalkmak…

Gelecek Önünde Ayağa Kalkmak…
Okunma : 12 views Yorum Yap

Bir gün işten çıkmış, yorgun bir halde, eve gidebilmek adına metroya
bindim. Akşam saatiydi, iş çıkışı ve dershane öğrencilerinin dağılma
saatiydi. Doğal olarak ayakta gitmek durumundaydım. Karşıda yaşı
seksenin üzerinde olduğu belli olan bir bayan oturuyordu. Her haliyle
aydın bir insan olduğu görülüyordu, etkilemişti beni. Oturuşu, duruşu,
insanlara sevgiyle bakan gözleri… Elimde olmadan sıcak bir tebessüm
eşliğinde başımla selam verdim, karşılık verdi hemen ardından.

İlk durağa kadar sorunsuz gittikten sonra o durakta büyük olasılıkla
9-10 yaşlarında bir öğrenci bindi metroya. Ama kazağının bir kısmı
pantolon içerisinde, bir kısmı dışarıda, montu neredeyse düşecek
üzerinden ve son derece de bitkin, bezgin bir çocuk. Elinde kocaman ve
ağır olduğu her halinden belli sırt çantasını yerde sürükleyerek bindi
metroya.

Az önce selam verdiğim, yaşı seksenin üzerinde olan bayan çocuğu
yanına çağırdı ve “Sen çok yorulmuşsun evladım gel, otur buraya”
diyerek yerini ona verdi. Ben dahil metrodaki herkes şaşkınlık
içerisindeydi. Yanına yaklaştım ve bu yaptığının nedenini sordum.
Aldığım yanıt muhteşemdi: “Bak canım, ben geldim gidiyorum. Bu çocuksa
bizim geleceğimiz. Ben sadece gelecek önünde ayağa kalktım.”

O bayan gerçek bir Atatürkçüydü bana göre. Zira Atatürk gibi geleceğin
önünde ayağa kalmayı bilmişti. Atatürk 23 Nisan gününü çocuklara
armağan ederken biliyordu onların değerini. Geleceği kuracak ve
kurulan Cumhuriyeti yaşatacak olanlar onlardı çünkü. Çocuklar
önemliydi. Onlar mutlu olmalı, iyi eğitim almalı, iyi bakılmalı,
korunmalıydı. Ulu Önder bu günü onlara armağan ederek, vasiyet
ediyordu bir anlamda “İyi bakın geleceğe” diye. Ama yerine getiremedik
bu vasiyeti…

Çocukları sevmediler hiç. Atatürk çocukların önemine parmak bastığı
halde sevmediler onları. Çünkü onların varlığından bile haberleri yok,
olsa bile gözlerinin gördüğü yok zaten. Her zaman çok mühim başka
işleri var, kimi güya vatanı milleti kurtarma peşinde, kimi dergi,
gazete basıp gençleri coplatma işinde, kimi daha fazla rant elde etmek
için şehirleri köstebek yuvasına çevirmek peşinde. Çocukları değil
sevmeye, görmeye bile tahammülleri yok. Oysa çocuklar onların yüzünden
ölüyor, onları sevmedikleri, onlara azıcık da olsa değer vermedikleri
için ölüyorlar. Hepsi de suçludurlar. Suçlular. Çocukların küçücük
elleri onların yakalarına yapışıp onları sanık sandalyesine
oturtamayacaklar belki ama, onlar bu kadar büyüdükleri, çocukluktan bu
kadar uzaklaştıkları için vicdanlarda hep suçlu olarak kalmaya mahkum
olacaklar.

Bu kadar çabuk büyümeselerdi, belki emirlerindeki kurşunlar, bombalar
ufacık çocukları delik deşik edemeyecekti. İçlerinde bir parça
çocukluk kalmış olsaydı, rögarlardan içeri peş peşe çocukların düşüp
ölmesine izin vermezlerdi. Bir an geçmişe dalıp çocukluk günlerinizi
hatırlayabilselerdi, geçen yıllarda bir gezi sırasında ölen 30 çocuk
belki bu yıl da kutlayabileceklerdi 23 Nisan’ı coşkuyla. Yanmış bir
çocuk hastane kapılarında parası yok diye ağlar vaziyette
bekletilmezdi.

Büyüklerin veya kendilerini çok büyük görenlerin bu bayramı kutlamaya
hakları yok. Bu anlamda da ikiyüzlülük yapmamaları ve biraz olsun
utanmaları varsa gidip kendileri hakkında suç duyurusunda bulunmaları
gerekir. Ancak hala tüm bunlar onları rahatsız etmiyor ki rahat
koltuklarında güle güle, izzet ve ikbal ile oturuyorlar. Ne diyelim; “
Buyurun devletlim, makam da sizin koltuk da! “ kullanın dilediğiniz
kadar. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir şeyin garantisi yoktur. Devran
dönebilir bir gün. Geleceğin sahibi çocuklar gün gelir sorar hesabını
bu yaptıklarınızın.

Bu bayram da şarkılar söyleyecekler. Ancak lütfen büyük makam
sahipleri; sakın ola ki onların şarkılarına katılmayın, hatta
bayramlarını bile kutlamaya kalkışmayın! O sanki sonradan tutturulmuş
iğreti gülüşlerinizle, o yapmacık sevgilerinizle ve yapmacık
hareketlerinizle çocuklara yaklaşmayın. Zira sizler geleceğin önünde
ayağa kalkmayı bilemediniz. İşte o nedenledir ki sizleri görünce değil
bizlerin çocukların bile yüzü gülmüyor. Yani “Neşe dolmuyor insan.”

Arzu Kök