Son Dakika Haberler

Hak Yetki bir de Kurultay!

Hak Yetki bir de Kurultay!
Okunma : 1.436 views Yorum Yap

Mutlu olduğum çokça söyleşimiz olmuştu. Bir gün, Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Turan Sinan olarak imzaladığı kitabı hediye etti bana. Bu Hüseyin Batuhan’ın “bilim, din, ve eğitim üzerine düşünceler” adlı kitabıydı. Hüseyin Batuhan, Trabzon Sürmene doğumludur. Dolayısıyla bana hemşerimin yazdığı kitabı hediye etmişti. On iki yıldır aramızda olmayan ağabeyimin hediye ettiği hemşerim Hüseyin Batuhan’ın kitabından bir alıntıyla yazıma başlamak istedim. İkisi de bu dünyada değil, ikisi de bu dünyadayken güzel, yararlı insanlardı…

“Az kalsın unutuyordum: En cahilinden en aydınına kadar istisnasız herkes teknolojinin geliştirdiği en yeni aletleri ve aygıtları elde etmeye çalışır, ama hiç kimse bu aletlerin nasıl çalıştığını merak etmez, edenler de öğrenme zahmetine girmez. Sözün kısası, bizde “bilgi için bilginin” tadına varabilmiş insan sayısı henüz gülünç denecek kadar azdır.”

Siyasi bir yazıya niye böylesine giriş yaptım? Çünkü siyasetin içinde olup siyasetle ilgili aynı davranışı gösteren o kadar çok insan var ki, bu nedenle seviyesiz bir seviye tutturmuş gidiyoruz.

Bu kurultay “Sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik buhrandan nasıl çıkacağımızı anlatacağımız kurultaydır.” Deniyor. Doğru veya yanlış böyle öngörüldüğüne göre sorun yok. Peki, bu çıkış niye tüm dünyaya örnek oluyor? Atatürk’e atıf yapılıyor. Onun ezilen uluslara yol açmasından bahsediliyor ve onunla benzeştirilmeye çalışılıyor. Benzeştirilmeye çalıştırılan ne? Sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik buhrandan çıkış! Biraz tarih bilgisi olan bilir ki, Gazi Mustafa Kemal’in evrenselliğe açtığı kapı, pencere, delik, ne derseniz deyin o şey, ezilen ulusların, esaret altındaki ulusların emperyalizmi yenebilecekleri gerçeğiydi. Bir teori değil, pratik bir ispattı. Mustafa Kemal’in söylevini okuyanlar orada onun sözcükleriyle konuyu anlatışını zaten biliyorlardır. Siz, büyük bir laf ediyorsunuz, dünyaya örnek olacak bir şeyden bahsediyorsunuz ortada fol yok yumurta yok. Hadi diyelim ki oldu. Dünyaya, sosyal buhrandan çıkmaya mı örnek olacaksınız? Dünyaya, kültürel buhrandan çıkmaya mı örnek olacaksınız? Dünyaya, siyasal buhrandan çıkmaya mı örnek olacaksınız? Dünyaya, ekonomik buhrandan çıkmaya mı örnek olacaksınız? Dünyaya böyle saçma bir örnek olma arzusu olabilir mi? Aslında bu konuya hiç değinmeyecektim, konuya değinmemi dürtükleyen şey Mustafa Kemal’in yaptığı işi bu kadar basite indirgeme anlayışı oldu. Popülizmi bir dereceye kadar hoş görmek mümkün olabilir ama emperyalizme karşı yürütülen ve başarılmış bir savaş popülizme alet edilmemelidir.

Mısır’daki sağır Sultan duydu bir deyimdir. Mısır’daki sağır Sultan duysun anlamsız bir sözdür. Bugün Mısır’da sağır Sultan yok. Mısır kölemenlerinden bir sultanın ağır işiten kulağından dolayı çıkıp yerleşen bir deyim var. Bugün o sultana duyuramazsınız, zira neredeyse bin senedir yeryüzünde bulunmuyorlar…

İkinci yüzyıla çağırı beyannamesi hazırlamak zorundayız demek ne demek? Mademki birinci yüzyılı bitirdik, mademki birinci yüzyılın içindeyiz o halde ikinci yüzyılın milletçe beyannamesini hazırlamak zorundayız nasıl bir cümledir?

“Bu kadar ağır bir buhranın içinden geçiyorsak (kuşkusuz geçiyoruz) hiçbir vatanseverin, özellikle de hiçbir CHP’linin umutsuzluğa kapılma hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur.” Böyle bir cümle niye kurulur? Ben, ille de umutsuzluk hakkımı kullanmak istiyorum diye sokağa çıkıp, umutsuzluk hakkımız söke söke alırız diye bir bağırışı ömrümde duymadım. Kim umutsuzluğu hakkıdır diye talep eder, anlamam mümkün değil. Sonra bir de umutsuzluk yetkisi var ki, o da apayrı bir şey. Umutsuzluk yetkim var diye umutsuzluk yetkisiyle ortalıkta dolanan birini şimdiye kadar gören oldu mu? Dili kullanma sorunumuz öyle hat safhadaki meramımızı anlatmakta siyasette bile zorlanıyoruz. Öğrenciler ne yapsın?

Çağdaş uygarlığın ötesine taşımak demek ne demek? Böyle bir cümle kurunca çağdaş uygarlıktan daha mı iyi bir şey oluyor? Şimdi de çağdaş uygarlığın ötesinde değil miyiz? Öte ileride bir yer olmak zorunda mıdır? Çağdaş uygarlık denen şey çağı yaşamak değil midir? Ne yani yirmi ikinci yüzyılı mı yaşayacağız?

Milletin vekilini millet seçecek cümlesi neyi anlatıyor? Vekilleri millet seçmiyor mu? Önüne liste konuyor onlar da mecburen onları mı seçiyor demeye getiriyorsunuz? Önseçim yapmanızı engelleyen bir siyasi partiler kanunu olduğunu sanmıyorum. Öyle olduğu halde milletvekilleri için önseçim yapmayan sizler değil misiniz? Yasa koyucu mu ille de atama listeler yapın dedi size? Büyük şeyler isteyenler yapabilecekleri küçük şeyleri niye yapmaktan imtina ettiler?

Çözüm için, yol arkadaşları sayılıyor, bir de dostlar… Yani denklemin bir yanında başarı sağlayıcı iki ayak var. 1) Yol arkadaşları (CHP’liler) ile 2) Dostlar (millet ittifakının diğer ortakları) … Bir arada toplandıklarında sayıları yüzde elli biri bulmalı. Bir parti kongresinde beyan edilen bu hesap trajikomiktir. Eşitliğin yol arkadaşları kısmı azalıp aynı oranda dostlar kısmı çoğalsa eşitlikte bir değişiklik olmuyor. O halde yol arkadaşları kısmının azalıp dostlar kısmının çoğalmasında bir sakınca yok. Öyle mi? CHP’nin 5. Olağanüstü kurultayında parti meclisine güven oylanmıştı. İsmet İnönü ile Bülent Ecevit karşı karşıyaydı. Kurultayın olası parti meclisini düşürmesi durumunda yeni parti meclisi için İsmet İnönü’nün hazırladığı listede Ecevit dahil Ecevitçiler de bulunuyordu. Parti etmek bunu gerektiriyordu. Kurultaylar partinin bütünlüğünü sağlayarak başarı elde ederler. Kurultayından başarıyla çıkan partiler memleket sorunları üzerinde masaya oturduklarında daha güçlü söz sahibi olurlar.

Türkiye Cumhuriyetinin topraklarına indirilecek siyaset diye bir cümle var. Bu siyaset nereden indirilecek? Gökten mi? Hani sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik buhrandan çıkarmanızın tıpkı onun gibi tüm dünyaya örnek olacağını söylediğiniz Atatürk var ya, işte o 1 Kasım 1937 Tarihinde meclisi açış konuşmasında şöyle diyor: “Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, İlhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir…”

Soyut bir sürü şey söylenmiş, duygularla süslenmeye çalışılmış, sorunları çözüm bekleyen toplum kesimlerine sadece sorunları sizinle birlikte çözeceğiz denmiş bir konuşma okudum. Yok, firavunun Musa’sı yok, Nemrut’un İbrahim’i…

İrfan kaban
irfankab@gmail.com