Son Dakika Haberler

Haluk Koç,Başbakanın Şarkısı,Adalardan Bir Yar Gelir

Haluk Koç,Başbakanın Şarkısı,Adalardan Bir Yar Gelir
Okunma : 144 views Yorum Yap

HALUKKOC130220134864Başbakanın İmralı sürecimi sorgularsanız hainsin,barış karşıtı olarak değerlendiriliyorsun, oysa biz tutanaklar açıklansın derken yalan söylenmesin doğrular açıklansın istiyoruz,
Başbakan tutanakları bilerek sızdırdı, şimdi ise şarkısını söylüyor, Adalardan bir yar gelir şarkısı bugün dillerden düşmüyor.
İmralı görüşmelerimi bilen beş kişi var diğer 325 kişi hiç bir şeyden haberi yok.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, İmralı müzakarelerinde devletin hukuk dışına savrulduğunu, terör örgütüyle devletin eşit muhatap haline getirildiğini söyledi. Tutanakların bizzat Başbakan’ın bilgisi dahilinde sızdırıldığını ve kamuoyunun çözüme hazırlandığını belirten Koç, “Tutanaklar açıklansın” dedi. Koç, Başbakan’ın yeni şarkısının“Adalar’dan bir yar gelir” olduğunu savundu.
“HACIYATMAZ GİBİ BAŞBAKAN”
Başbakan’ın İmralı görüşmeleri konusunda “Bana güvenin”dediğini anımsatan Koç, halkın u kadar keskin dönüşlerin sahibi bir Başbakana nasıl güveneceğini sorarak, şöyle konuştu:
“Yani bir tarihte kış diyor, hemen ertesi gün hayır yaz diyor. Bazen siyah diyor, hemen akabinde beyaz diyor. Daha sonra işine gelince gündüz, işine gelmeyince gece diyor. Hacıyatmaz gibi bir Başbakan. Bir oyana, bir buyana. Bazen o kadar hızlı dönmüş ki, belki kendisini bile inandıramamış yüz ifadelerinden anlaşılıyor. Yani ben hangi Recep Tayyip Erdoğan’ım? Ekranın sağ yanındaki Recep Tayyip mi? Sol yanındaki mi? Yakın arkadaşları da sorguluyordur herhalde. Böylesi yalanlar içerisinde hükümet etme alışkanlığını sürdüren bir Başbakan. Velhasıl köşeye sıkışmış yalanla, kandırmakla günü kurtarmaya çabalayan ve dünyada ilk kez kendi konuşmalarını yasaklatan bir Başbakan manzarası. İbrettir. Umarım yayınlama cesareti gösterilir.”
AKP’LİLERE ÇAĞRI
Son günlerin deyimlerinin “İmralı”“süre甓barış”,“çözüm”“Öcalan”“mektup”“Kandil”,  “sızdırma”,“tutanak” olduğuna dikkat çekerek, “Ama bunların hiçbirisi tartışılmasın, sorgulanmasın. Sorgularsan hainsin, barış karşıtısın, kan akmasından mutlu oluyorsun, vampirsin! Konuşursan bir şekilde susturulursun kardeşim! Eğer yazarsan işinden olursun, kovulursun ya da talimatla kovdurtturulursun!” diyen Koç, AKP’lilere de seslendi:
“Bu süreçle ilgili AKP’den veya hükümete yakın kaynaklardan sadece 5 kişinin bilgisi olduğu biliniyor. Danışman Yalçın Akdoğan beyefendi, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Alabey. Özel kanunla korumaya alınan MİT Müsteşarı Hakan Fidan. Ne açtığını, söylediğini kendisi de bilmeyen sadece donuk mütebessim bir ifadeyle arada sırada ekranlarda arzı endam eden Beşir Atalay Bey. Birde bana güvenin diyen bu yalanların sahibi Başbakan. 5 kişi değerli arkadaşlarım. Gerisi? Koskoca AKP seyirci. 325 kişilik grup seyirci. Başbakan şakşakçısı ya twitterda öten, ya sağda solda demeç vermeyi kendine görev edinen şakşakçı 3-5 tane AKP’li dışında konuşan yok, sorgulayan yok. Ne oldu, ne bitti farkında olan yok.
“Ey AKP’li milletvekilleri sizlere açık sesleniyoruz. Bu millet adına sesleniyoruz. Kendi seçim bölgelerinizde milliyetçiliği, maneviyatçılığı bayrak edinip en koyu söylemlerle samimi inançlı insanlarımızın önünde taklalar atarak oy toplayan sizler. Bu sözlere bir açıklama getirmeyecek misiniz? Bu sürece seyirci kalmaya devam mı edeceksiniz?”
“ERDOĞAN’IN YENİ ŞARKISI BU OLACAK”
“Beraber yürüdük biz bu yollarda şarkısı milli marşı gibiydi beyefendinin. Herhalde yeni şarkısı adalardan bir yar gelir bizlere. Yeni şarkısı bu olacak” diyen Koç, tutanakların sızmasının ardından “o sızdırdı, bu sızdırdı” denilerek “kuşa bak” politikası izlendiğini savundu. Oysa sızan tutanakta yer alan bazı sözlerin yenilir yutulur olmadığını vurgulayan Koç, AKP’lilere seslenmesi şöyle sürdürdü:
“Şu sözler hiç mi rahatsız etmiyor sizi? ‘AKP’yi 10 yıldır ayakta tutan benim.’ Sanki İmralı bir coğrafi ada adı değil bir devlet, bir siyasi karar alma referans merkezi. Buradan çıkan sözler; ‘AKP’yi 10 yıldır iktidarda tutan benim. Biz AKP’yi çıkartan gücüz. İktidarı AKP’ye altın tepsi içinde sunduk. Darbeyi ben önledim ben. Ben AKP’nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim. Ne PKK’nın sandığı gibi ne de AKP’nin sandığı gibi bir çekilme olur.’Devamını söylemiyorum. Oldukça vahim sözler. Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacağız, hepimiz özgür olacağız. Başbakan ısrarla konuşmayacağım diyor. Bana güvenin konuşmayacağım. Kader ortağı bunları söylüyor.”
“AMACI, KÖŞK’E GİDEN SÜREÇTE EYLEMSİZLİK”
Erdoğan’a tutanaklara ilişkin konuşma çağrısında bulunan ve“Eğer konuşmuyorsan sükut ikrardan gelir. Bütün bu söylemlerin doğru olduğunu dolaylı kabul ediyorsun demektir” diyen Koç, şöyle konuştu:
“Daha önceki bütün aşamalarına baktığınızda olayın Oslo’da yaşananlar, Başbakanın kısa dönem siyasi çıkarlarını kurtarmak için 12 Haziran 2011 seçimlerini çatışmasızlık, eylemsizlik tarifi içerisinde atlatmak için masada oyalamayla götürdüğü bir süreçti. Ondan sonrasını Türkiye’nin nasıl kan gölüne döndüğünü hatırlıyorsunuz.
“Şimdi büyük plan gereği başkan olmak isteyen, sadece Cumhurbaşkanı yetkileri değil, aynı zamanda bugünkü Başbakanın yetkilerini de kullanacak olan bir başkanlık sistemi. Yargının tamamen kendine bağlandığı otoriter bir tek adam, diktatör rejimin peşinde koşuyor. Şimdi hedefi bu. Bu görüşmelerin temelinde de kendi siyasi çıkarlarını sağlamaya dönük Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden süreçte bir eylemsizlik beklentisi.”
“HİÇ KİMSE AKP’YE SORAMIYOR”
Terör sorununun kronik bir sorun olduğunu, kimsenin 10 yıldır AKP’ye açılımın nedir, çözüm önerin nedir diye sormaya cesaret edemediğini, bu soruları soramayanların CHP’yi çözüm karşıtı gösterdiğini vurgulayan Koç, “10 yıldır iktidarda olan bir yapı var. 365, 346, 325 milletvekiliyle 3 dönem tek başına iktidarda bir yapı. Hiç kimse soramıyor, çözümden ne kastediyorsun? Başkanlık sistemi. Ondan sonra bir ara ağzından kaçırdığın seçilmiş valilerle nasıl bir Türkiye idari yapısı öngörüyorsun bu çözüm içinde? Var mı bir soru? Var mı AKP’den bir cevap?”diye sordu.
İmralı müzakerelerinde, PKK’nın silahlı kanadının Türkiye’yi terk edeceğinin söylendiği ama bunun silah bırakmayı kapsamadığını belirten Koç, “Bugün başka açıklamalar var. Bu sefer Kandil’den bir ses yükseliyor. Devlet bizi muhatap almalı diyor. Getirdiğiniz sürecin sonucunu görün” dedi ve şöyle konuştu:
“Bir hukuk devletindeyiz. Yasamız var, yasalarımız var, Anayasamız var. Şimdiye kadar devlet hatalarıyla, sevaplarıyla, hukuk çerçevesinde terörle mücadeleyi yürüttü. Zaman zaman görüşmeler olduğunu öğreniyoruz. Geldiğimiz noktada bizim altını özenle çizmek istediğimiz husus, terörle mücadelede artık hukuk dışına çıkılmıştır. Türkiye bir hukuk devleti tanımının dışında bir başka sürece savrulmuştur. Terör örgütü lideri konuşuyor. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu haklı olarak feryat ediyor. Kader ortağın konuştu diyor. Sen ne diyorsun diyor? Sen ne diyorsun kardeşim? Ben konuşmayacağım, bana güvenin. Nasıl güveneceğiz?”
“DEVLETLE PKK EŞİT MUHATAP KILINMIŞTIR”
Başbakan’ın dün BDP’lileri PKK’ya kucaklaştılar diye eleştirdiğini, bugün kendisinin terör örgütüyle fiilen kucaklaştığını belirten Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir başka vahim bir olay, üzerinde durmuyor, durulmuyor. Yazılmıyor, yazamıyorsunuz, yazsanız yayınlanmıyor. İmralı dönüşü bir BDP milletvekili PKK’nın elinde tutsaklar var, devletinde elinde tutsaklar var. Sanki bir savaş hukuku terminolojisi dile getiriliyor, kullanılıyor. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti. Eğer elinde bir tutuklu var ise, gözaltında birisi var ise yasalar çerçevesinde yürütülen, soruşturmalarla, davalarla ilgilidir. Bunun adı tutsak değildir ve bu savaş hukuku terminolojisine Başbakandan çıt yok. Sayın Kılıçdaroğlu sordu, bizlerde sorduk. Ne demek devletin elinde tutsak var? Var mı böyle bir tutsak? Çık açıkla dedik. Tutsak nedir? Bir savaş hukuku terimidir. Çıt yok Başbakandan. Tepki yok.
“Acı sonuç devletin meşru yapısı ile terör örgütü yapısı eşit, muhatap kılınmıştır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Tutanaklar açıklansın! Ortada bir takım belgeler var. Bu sıradan bir olay değil. Kamuoyunun hazırlanması için bizzat Başbakanın bilgisi dahilinde bir sızdırma olduğundan şüpheleniyoruz. Bir gazetemizde çıkan manşet; akabinde yaşanan olaylar. Kamuoyu nasıl tepkisizleştirilir? Kamuoyu kabul edilmesi çok zor bir sürece nasıl taksitle duygusal olarak hazırlanabilir? Yani bir çeşit algı mühendisliği. Bir çeşit toplum mühendisliği. Bilinçli bir şekilde çalıştırılıyor.  Bunu görmek zorundayız.”