Son Dakika Haberler

HASRET KALDIK-4

HASRET KALDIK-4
Okunma : 34 views Yorum Yap


Yaşadığımız sürece, bazı şeylere hasret kalacak ve
özlemlerini duyacağız. Bu kaçınılmazdır. Hele belirli bir bölgenin
insanı olarak orada uzun yıllar geçirmiş, sosyal ve sportif
çalışmalarda bulunmuş ya da önemli iş tutmuş, aile olarak bir ağırlık
yaratmışsanız, hem arayanınız çok olur hem de çok ararsınız. Bilhassa
eskileri arayıp bulmak için anıları ters yüz eder, yeniden yaşamak
gayreti içine girersiniz. Elbette ki sadece anılar! Anılar hatırlar
anlatırsınız ama o anları yaşamak elinizde değil ve o anlara Hasret
kalırsınız. İşte hasret kaldıklarınızdan, hasret kaldıklarımızdan bir
demet anı:

Cumartesi-Pazar ya da birkaç günlük bayram tatil günleri!
Kahvaltı yapar sahile inerseniz yok kokusu ile kendine gelir, Beykoz,
Anadolu Hisar ve İstinye’den gelen kürekçileri arzu ile seyredersiniz.
Bu kürekçiler alamana kaylığı, balıkçı sandalı kürekçileri değildir.
Gelin biraz tanıyalım kimmiş: Beykoz tarafından tek çifte, iki çifte,
iki tek, dört çifte, dört tek ve 8 tek tabir ettikleri kategorilerde
yarışan yarış kayıkları (futalar) gelir… Bunlar Beykoz Spor Kulübünün
kürek takımı sporcularıdır. Antrenman yapmak için sabah saatlerini
seçmişlerdir. Zira sabahları deniz rüzgârsız ve dalgasız olduğu için
antrenman için önemlidir. Bu takımı Anadolu Hisar Kulübü kürek takımı
sporcuları takip eder, onları da İstinye’de kürek şubesi bulanan
Fenerbahçe Spor Kulübü Kürekçileri… Peşi sıra Taşiskele barınağına
gelirler, hepsi birden Meşhur Sarıyer börekçisinden böreklerini
alırlar ve İki sabahçı kahvesi Kürdün Süleyman’ın ya da Kırmızı
Ahmet’in kahvelerinde oturarak böreklerini yer ve sonra da çekip
giderlerdi. Bu kulüplerin sporcularının mükemmel vücut yapıları
herkesin dikkatini çeker, yola çıktıklarından denizde sülün gibi
süzülerek gittiklerini imrenerek seyrederlerdi. Gelinde o günleri
hasretle anmayın…

Gelin Sarıyer’in can damarı olan sahillere inelim. Her
semtin bir ya da iki sabahçı kahvesi vardı. Bu kahvehaneler günün
yirmi dört saati açıktır. Genellikle balıkçılar bu kahvehanelerde
bulunurlar. Zira bir kısmı gündüzleri, bir kısım balıkçılar da gece
sabaha karşı denize çıkarlar. O nedenle sabahçı kahveleri devamlı
açıktır. Kahvehanelerde modern bir şey yoktu, bulunmaz. Çok eski
yıllardan kalan bir radyo, eğer o da çalışıyorsa, sağı solu kırık
dökük birkaç mermer masa, ön tarafta cam kenarında eski bir peyke,
ahşap sandalyeler… Tabii balıkçıların takımları! Tekir ağı, kakıç,
kanca! Çaparı takımı, kepçe, kurşun dökme aletleri, kürekler vesaire…
Çayın demlisi, kahvenin en hası bu kahvehanelerde yapılırdı. Çünkü
kömür ve kül kullanılırdı ocaklarda. Bilhassa cumartesi ve pazar
günleri erken saatte Sarıyer’in güzel havasını teneffüs etmek isteyen,
taze balık almak isteyenle erkenden gelir bu iki kahvehanenin ön
tarafında oturur balıkçıların gelişlerini seyrederlerdi. Tabii bu
arada, fırından yeni çıkan meşhur Sarıyer böreğini de yemeyi ihmal
etmezlerdi. Öyle bir an olurdu ki bilhassa tatil günleri, Sarıyer d
ışından gelenler öğle saatlerine kadar sabahçı kahvelerini işgal
ederlerdi. Sabahçı kahvelerinin havasını teneffüs edenlerin o havayı
unutmaları imkanı yoktur. O nedenle hasretlik duymaları olağandır.

Köylerin en önemli aracı olay oklu at arabaları da tarihe
karıştı. Çift atın çektiği bu arabalar çok önemliydi. Bu arabalardan
başka taşıt aracı yoktu. Tarladan mahsulü çıkarır, sonra da erken
saatte yola çıkar ve pazara götürürdü. Karpuz, kavun dışında, her
türlü zerzevat bu arabalarla pazara taşınırdı. Semt pazarları dışında
bu arabalarla mahalle aralarına girilerek satış yapılırdı.
Arabacıların hala seslerini duyar gibiyim. Şimdi semt pazarı yine var
ama bu arabaların havasını çok daha başkaydı.

Hasret kalmak gerçekten unutulmayacak olayların yeniden
yaşayabilme isteğidir. Ancak buna imkân yoktur denilse yeridir.
Örneğin 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı. Lozan Antlaşması ile
kapitülasyonlar kaldırıldı ve 1926 da bu önemli olay Bayrama
dönüştürüldü. Artık Türk denizleri, gölleri ve akarsularında Türk
gemileri, denizcileri istediği gibi çalışacak hareket edecek ve
uluslar arası hizmet verecektir. Bu kadar önemli olay elbette ki bir
bayrama vesile olacaktır. İşte Denizcilik bayramı bilhassa deniz
sahili yerleşim bölgeleri insanları için çok önemliydi. Her yıl 1
Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı için bilhassa tekne sahipleri
(taka, çektirme, baltabaş gibi deniz vasıtaları) Moda koyunda
yapılmakta olan Bayrama gitmek için birkaç gün öncede hazırlıklara
başlarlardı. Mahalle mahalle, sokak sokak sabahın erken saatlerinde
teknelere binenler Moda koyna gider ve akşama kadar devam eden çeşitli
etkinlikleri seyrederlerdi. Genellikle alamana yarışı, tahlisiye
botları yarışı, yüzme yarışları, futalarla yapılan yarışlar, yağlı
baston yarışları seyredilirdi… Binlerce insanın doldurduğu Moda koyun
mahşer yeri gibi olurdu. Yarışlarda birinci olan alamana kayıklarını
kürekçilerin alabora ederek batırması ve içindeki kürekçilerin belli
bir süre denizde kaybolmaları, sonra su yüzüne çıkmaları, aynı şeyi
tahlisiye botlarının yapmaları, keza futa yarışlarında bens-zeri
şeylerin olması seyredenleri zevkten dört köşe yapıyordu. İşte bu
olaylar ve o günün heyecanı bir yıl süre ile konuşulur ve yeni bir
Bayrama kadar her zaman hatırlanırdı. Son yıllarda Denizcilik ve
Kabotaj Bayramı da diğer bayramlar gibi kutlanmaz oldu. Önce etkinliğe
katılım sınırlandırıldı, sonra tamamen unutturuldu. Şimdi gel de böyle
bir bayrama hasretlik duyma!

Hasret kalınan çok şeyler var. Örneğin artık sahil
boylarında saçmacıları/serpmecileri görmek mümkün değil! Belli bir
şekilde saçmasını iki koluna dolaşan, bir kurşunu dişlerinin arasına
sıkıştıran ve kıyıda balığı gördüğü zaman saçmayı savuran balıkçı
gören adamın deli olduğuna hükmeder. Çünkü yıllardan beri bu meslek
yapılmıyor, adeta unutuldu.

Her semtin sahil boyunda, belirli bir yerde küçük sandal,
gezi kaylığı ve küçük balıkçı kayıkları ile piyale denilen üç çifte
alamanalar için çekekler/kızakların yerinde yeller esiyor.
Boğaziçi’nde sadece bir iki yerde çekek var. Büyükdere en iyisi. Diğer
yerlerde yok gibi, Çayırbaşı’nda ise iki üç sandallık ye var. Ama
harabe…

Sonbahar ve kış aylarında salepçiler piyasaya çıkardı.
Çarşıda hemen her köye başında birer salepçi dururdu. Salepçiler
genellikle Arnavut olurlardı. Arnavutlar salep ve muhallebicilikte
usta insanlardı. Sarıyer’in Kumsal Meydanında ve Ali Kethüda cami
önünde mutlak salepçiler olurdu artık bunlar da yok. Gel de hasretini
duyma.

Yelkenli gemiler ve mavnalar. Bunlar da tarihe karıştı.
Büyükdere, Beykoz, Tarabya, İstinye ve Anadolukavak koylarında
yelkenli tekneler demirler uygun yollanmaya hazır uygun hava
beklerlerdi. Uygun hava ise fırtına gibi esmeyen rüzgârlı bir havadır.
Bir çatana gelir, yelkenli kaylıklardan beş altısını ya da sekiz on
tanesini peşine bağlar,  boğaz dışına kadar çıkardıktan sonra geri
döner. Yelkenliler de rüzgârı arkalarına alarak giderlerdi.
Boğaziçi’nden bu şekilde yelkenli gemilerin gitmesini insanlar
saatlerce izler ve günün keyfini çıkarırlardı. Teknoloji devri bu tür
görüntüleri de ortadan kaldırdı.

Komşu ziyaretleri kaldı mı? Hani gidip gelmeler? Nerede
bir araya toplanmalar ve ailece eğlenmeler. Bir televizyon çıktı,
sanki bütün mertlikler bozuldu. Herkes televizyon başında, komşuluk
ortadan kaybolup gitti. Var mı artık yatıya giden. Komşuluğa hasret
kalınmaz mı?

Evden sokağa çıkan bir kimse işyerine gidene kadar kaç
tane fötr şapkalı insana rastlayabiliyor? Kaç hanımefendinin başında
şapka görebiliyor? Otuz/kırk yıl önceki yaşam ile günümüzdeki yaşam
karşılaştırılsa eskiye özlemin ne kadar büyük olduğu görülür.

“Selamı yaygınlaştırın” söylemine ne oldu? Adeta unutuldu,
söylenmez oldu. Kimse kimsenin yüzüne bakmaz halde! Nerede hal hatır
sormalar? “Merhaba” demek “Ça” nın yanında kayboldu. Böyle olunca bir
merhabaya bile hasret kaldık! “Arkadaşın” yerini “Kanka”, “Dostun”
yerini “Yoldaş” aldı. “Tarak” yerini ise “Fırçaya” terk etti. Hal
böyle iken kaybettiklerimize HASRET KALINMAZ MI?

Eh ne yapalım, hayat su gibi akıp gidiyor, teknoloji ile
birlikte yaşam koşulları da değişiyor, o halde değişime biz de ister
istemez uyacağız. Başka çıkar yol var mı?

Yarın yine dolaşıp duracağız Sarıyer içinde, bakalım hangi
konular d ile gelecek?