Son Dakika Haberler

"Kadına karşı ayrımcılığın bir tür ırkçılık olduğunu bilmeli ve şiddet ile mücadelede fiili öncülük yapmalıyız…"

"Kadına karşı ayrımcılığın bir tür ırkçılık olduğunu bilmeli ve şiddet ile mücadelede fiili öncülük yapmalıyız…"
Okunma : 17 views Yorum Yap

mehmetgormezAilenin Korunması ve KadınaYönelik Şiddetin Önlenmesi imza töreni Diyanet İşleri Başkanlığı Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Törene Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. MehmetGörmez’in yanı sıra Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de katıldı.
Diyanet İşleri Başkanı Görmez törende yaptığı konuşmada kadına karşı her türlü şiddeti doğuran çarpık zihin kalıplarıyla mücadele edilmesi gerektiğini belirterek “Toplumumuzda ve dünyada kadını şiddetin odağına yerleştiren her türlü anlayış, inanış, gelenek vetörenin karşısında yer almalı, şiddetle mücadelede vahyin merhamet yüklü mesajını arkamıza almalıyız. Şiddeti doğuran çarpık zihin kalıplarıyla mücadele etmeliyiz” dedi.
“Hak ihlalleri Hakk’ın gayretine dokunan en büyük günahlardandır…”
Kadına karşı ayrımcılığın bir tür ırkçılık olduğunu ifade eden Diyanet İşleri Başkanı Görmez, şöyle devam etti;
 
Biz, Yaratıcımıza Cenab-ı Hak deriz. Yaratıcımızı hakkın ve hakikatin kaynağı olarak görürüz. Bu sebeple hak ihlalleri Hakk’ın gayretine dokunan en büyük günahlardandır. Hak ihlalleri içerisinde en kötüsü ve bütün insanlığı sorumlu duruma düşüreni ise, hiç kimse tarafından fark edilmeyen, toplum tarafından örtülen ve yok sayılan gizli hak ihlalleridir. Dört duvar arasında kalan ve müdahale edilmediği için bulaşıcı bir hastalık gibi derinden yayılan şiddet, gizlenmeyi değil, fark edilerek durdurulmayı hak etmektedir.
“Kadına karşı ayrımcılığın bir tür ırkçılık olduğunu bilmeli ve şiddetile mücadelede fiili öncülük yapmalıyız…”
Her şeyden önce, kadına karşı ayrımcılığın bir nevi ırkçılık olduğunu, kadını aşağılamanın ve hırpalamanın ne büyük bir suç ve günah olduğunu, çocuk istismarının, zorla ve küçük yaşta evlendirmenin, töre-namus cinayetlerinin inancımız, dinimiz tarafından asla kabul edilemez olduğunu hepimiz bilmeyiz ve şiddet ile mücadelede fiilî öncülük yapmalıyız. Şiddete şimdi, hemen, en yakınımızdan, kendimizden başlayarak dur demeli; merhameti, şefkati, erdemi, fazileti kendimize şiar edinmeliyiz.
“Aile, Allah’ın varlık dünyasına vurduğu ilâhî bir mühürdür…”
İlâhî kudretin en çarpıcı alâmetlerinden biridir. O’ndan gelip O’na doğru bir akış içinde olduğumuzun kanıtıdır. Aile kelimesinin“sürekli bir ihtiyaca” işaret ettiği düşünüldüğünde, maddiyatın çok ötesindebir sevgi ve güven ihtiyacının ailede karşılandığı anlaşılır. Aile sadece nicelbir beraberlik değil, bedenlerin yanı sıra kalpleri buluşturan muhteşem birbirlikteliktir.
“Aile, Allah’ın rahmeti ile desteklenen, çocuklar ve temiz rızıklar bahşedilerek güzelleştirilen kutsal bir müessesedir…”
Aile bireylerini birbirine bağlayan meveddet ve rahmetbağları ne kadar güçlüyse, aile de toplum da o kadar güçlü ve sağlıklı olur.Ama bu bağlar zedelenirse aile kendi içinde çözüldüğü gibi, toplum da zayıflarve huzurunu kaybeder. İşte bu bağları zayıflatarak birliğimizi ve dirliğimizitehdit eden en ciddi tehlikelerden birisi şiddettir. Aile ve şiddeti birarada düşünmek istemeyiz. “Baba ocağı, anne kucağı, cennet bucağı” derken,yuvayı “merhametle beraber” anmak isteriz. Nitekim Rahmet Peygamberi olanEfendimiz, “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Bende aileme karşı en hayırlı olanınızım” buyurur.O, cahiliye gibi barbarlığın hayat biçimi haline geldiği, kabalığın ve şiddetiniletişim dili olarak kabul gördüğü bir topluma, “Allah’ın kadın kullarınaelinizi uzatamazsınız!” “Sakın sizden birini eşini döverken aslagörmeyeyim!” gibi yüzlerceifadesiyle bu konunun altını çizmiştir.
“Kadın ve erkek, insan olarak yaratılmakla onuru ve sorumluluğu birlikte yüklenmiş olup, varoluşları gereği doğuştan kıymetlidirler…”
“Yeryüzünün halifesi” makamınıtemsilde birbirlerinin önüne geçemeyecek kadar aynıdırlar. Birbirlerine karşışiddet uygulamaları durumunda, Allah’ın ruhu ile hayat bulan en şerefli varlığahürmetsizlik etmiş olacaklardır. Birbirlerine eş olmaları, kendilerinitamamlayan, bütünleyen ve destekleyen bir cana kavuşmaları anlamına gelir ki,bu can Resul-i Ekrem Efendimizin ifadesiyle “Allah’ın en büyük emanetidir.”Veda hutbesinde “Kadınlar konusunda Allah’tan sakının! Çünkü siz kadınları Allah’ınemaneti olarak aldınız ve Allah’ın adıyla nikâh kıyarak onları kendinize eşyaptınız.” buyuran Hz. Peygamber’in, eşi tanımlarken “Allah’ınemaneti” kavramını kullanması, birbirini tüketmeyen ve örselemeyen bir ilişkiyeişarettir. Bu kavram, kadın olsun erkek olsun eşini “sahiplenme” duygusunu, ona“sahip olma” ve dolayısıyla da üzerinde her türlü tasarruf yetkisine haiz olmaile ki bu bir Cahiliye anlayışıdır karıştıran bir zihniyeti yeniden düşünmeyigerektirmektedir. Emanetin sahibine gün gelip hesap vereceğinin bilincindeolmak, kadına şiddet ile yaklaşmamanın en güçlü saiklerinden biri olmalıdır.
“Toplumumuzda ve dünyada kadını şiddetin odağına yerleştiren her türlü anlayış, inanış, gelenek ve törenin karşısında yer almalı, şiddetle mücadelede vahyin merhamet yüklü mesajını arkamıza almalıyız…”
Abdullah b. Ömer der ki, “Hz. Peygamber zamanında biz eşlerimizleyüksek sesle konuşmaktan korkardık. Çünkü haklarımızda vahiy indirilir diyekorkardık. Onlara karşı söz söylemekten ve rahat davranmaktançekinirdik. Ancak Peygamber(sav) vefat edince istediğimizi söylemeye ve rahat davranmaya başladık.” busöz çok önemli bir sözdür. Demek ki Allah Resulü, kadınla ilişkide merhametliolma konusunda döneminin yaygın davranış kalıpları dışında hareket etmekte vebu hareket biçimi vahyin gücü ile Allah’ın kitabı ile desteklenmektedir. Şuhalde biz de toplumumuzda ve dünyada kadını şiddetin odağına yerleştiren hertürlü anlayış, inanış, gelenek ve törenin karşısında yer almalı, şiddetlemücadelede vahyin merhamet yüklü mesajını arkamıza almalıyız. Şiddeti doğurançarpık zihin kalıplarıyla mücadele etmeliyiz. Zira Cahiliye, sadece bir çağa değil, bir zihniyete ve yaşam tarzına işareteder. Resul-i Ekrem’in yaşadığı dönem için geçerli olan merhamet eksenliahlâkî dönüşüm ve zihnî yenilenme ihtiyacı, şiddetin yaygınlaştığı her mekan vezaman için geçerliğini korumaktadır.
“İnsanlık vicdanını kaybediyor…”
Çünkü insanlık vicdanınıkaybediyor. Birkaç gündür hepimiz evlerimizde televizyonlarımızın karşısınakilitlendik ve bütün insanlığın nasıl vicdanını kaybetmeye başladığına hepimizşahit oluyoruz. Aslında insanoğlunun öldürme macerası Kabil ile başlanmıştır.Kabil Habil’i öldürerek başlatmıştır. İnsanoğlunun bu en büyük cinayetini,bizim elimizdeki kitaplardaki rivayetlere göre, bu cinayet Kasyun Tepesi’ndeŞam’daki Kasyun Tepesi’nde işlenmiş ve biz dünden bugüne Kasyun Tepesi’ndebüyük bir insanlık suçunun yeniden işlendiğine şahit oluyoruz. Öncelikle bunubir vicdan sahibi insan olarak, iman sahibi bir mümin olarak telin etmek herbirimizin vazifesi ama telin etmek yetiyor mu, yetmez asıl üzücü olan bir hususdaha var asıl üzücü olan birinci husus insanlık vicdanını kaybediyor.
“Bütün Müslümanları yeniden vicdan üretecek bir dindarlık üretmeye davet ediyorum…”
İkinci husus Müslümanlığımızvicdan üretmemeye başladı. Çünkü bu cinayetler İslam topraklarında Darussalamolarak bilinen barışın ve esenliğin yurdu olarak bilinen topraklarda vecoğrafyalarda meydana geliyor. Bu büyük cinayetlerle insanlığa karşı işlenenbüyük cinayetlerde hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.Bütün insanlığı yeniden kendi vicdanına yaratıcının yüreklerine yerleştirdiği,fıtratlarına yerleştirdiği o vicdanlarına sahip çıkmaya davet ediyorum. BütünMüslümanları da yeniden vicdan üretecek bir dindarlık üretmeye davet ediyorum.
“Müslümanlar kendi Müslümanlıklarını kendi dindarlıklarını yeniden sorgulamak durumundadır…”
Neden Müslümanlığımız vicdanüretmiyor. Aslında bugün bir araya gelmemize vesile olan ve iki bakanımızı dabaşkanlıkta buluşturan proje bir Birleşmiş Milletler projesidir ve değerlitemsilcisi Zahid-ül Hak dostumuz da burada aramızdadır. Ama o kusura bakmasınBM başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşlar, bütün insani kuruluşlar, toplumlaradin ve ahlak öğretmekle yükümlü olan kuruluşlar bugün meşruiyet krizi yaşıyor.
“İnsanlığa karşı işlenen cinayetleri önleyemeyenler kadına şiddeti önleyemezler…”
Ben öncelikle BM Temsilcimizmarifetiyle buradan onlara sesleniyorum. Kadına karşı şiddetle uğraşacağınızaönce insanlığa karşı cinayetleri önleyin. İnsanlığa karşı cinayeti önleyemeyenkurumlar, kuruluşlar toplumların kadına karşı şiddeti, insan hakkını, aile içişiddeti ve benzeri konuları nasıl önleyebilirler.
“BM’nin bir kuruşunu dahi istemiyoruz…”
Dostumuz yine kusura bakmasınsayın bakanlarımızın huzurunda biz 2010 yılından itibaren bu projeye destekveriyoruz. Başta da ifade ettim şahsen bizzat kendim büyük bir özveriyle zamanzaman toplantılarına da katılarak yönlendirici oldum. Ama şimdi bundan sonrakikısmında en azından Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ilgilendiren kısmında BM’ninbir kuruşunu harcamayacağım, kabul etmiyorum o parayı. O parayı insanlığa karşıişlenen büyük suçları ve cinayetleri önlemede kullansın. Bizim kadına karşışiddeti, insana karşı şefkati ve merhameti toplumumuza, milletlerimizeanlatacak kadar hem imanımız var, hem maneviyatımız var, hem de maddiyatımızvar Allah’a hamd olsun.
“Şiddetin en küçük unsurunu dahi toplumlardan, insanlardan arındırmakiçin her türlü çaba içerisinde olmak durumundayız…”
Bugün aslında bütün kadın haklarısavunucuları ve onların aktivistleri ve onların dernekleri de doğrusu birmeşruiyet krizi içerisine girmişlerdir. Çünkü Rabia meydanında 17 yaşında birgenç kızın Esma’nın nişancıların hedefi haline getirildiği bir dünyada eğerkadınlardan, Hıristiyanıyla Müslümanıyla herkesten insanlığın vicdanı buradaharekete geçmiyorsa bizim salonlarda oturup öyle sadece kadın haklarından sözetmemizin hiçbir anlamı kalmıyor. Bunlar elbette üzüntünün bana söylettiğicümleler, sözler. Bütün bunlara rağmen bütün kuruluşlarımız, bütünBakanlıklarımız, bütün müesselerimiz. Şiddetin en küçük unsurunu dahitoplumlardan, insanlardan arındırmak için her türlü çaba içerisinde olmak durumundayız.Ve nitekim belki biz ailede, aile içi şiddeti, kadına karşı şiddeti, düşünceplanında şiddet mevhumunun ortadan kalkması için büyük çabalar gösterseydikbelki de insanlığa karşı bu büyük cinayetler işlenmeyecekti. Dolayısıyla eğitimmüesseselerimizi, aile yapılarımızı, yeniden gözden geçirmek zorundayız.