Son Dakika Haberler

Kadına yönelik şiddeti bitirecek öneriler

Kadına yönelik şiddeti bitirecek öneriler
Okunma : 109 views Yorum Yap

Üsküdar Üniversitesi25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Uluslararası Dayanışma Günü”. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kadınlar bu günü buruk kutlayacak. Çünkü kadına yönelik ihmal, istismar ve şiddet geçen yıllara oranla her geçen gün daha da artıyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ülkemizde son dönemlerde artış gösteren kadına yönelik şiddetin sonlandırılması için önemli tespitlerde bulunuyor.
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye ve dünyanın kanayan yarası kadına yönelik şiddeti bitirecek uygulamaların var olduğunu söylüyor.
Türkiye’de kadına, çocuğa yönelik şiddet ile aile içindeki şiddet vakalarında son on yılda bir önceki on yıla oranla artış yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2003 yılında Fransa’da 5-6 kadın koca dayağından yaşamını kaybederken ülke olarak biz o dönemlerde şükrediyorduk. Ancak son dönemlerde istatistikler de gösteriyor ki ülkemizde haftada 5-6 kadın şiddete bağlı nedenlerden ötürü hayatını kaybediyor. Sorunun teşhisi çok önemlidir” diye konuşuyor. Rektör Tarhan, şiddetin nereden kaynaklandığı bilinirse çözümün de sağlıklı olarak ona göre geliştirileceğinin altını çiziyor ve önerilerini şu şekilde sıralıyor:
Kadının hızlı özgürleşme hareketini erkek yanlış algıladı
Türkiye’nin AB’ye girme sürecinde kadının özgürleşmesi hareketi ülkemizde çok hızlı bir şekilde gelişti. Öyle ki, erkek alt kültürü buna hazır değildi. Kadının bu hızlı özgürleşme talebine karşı erkekte yanlış anlama ve algılamalar ortaya çıktı.
2000’li yıllarda AB sürecinde zina suç olmaktan çıkarılırken ‘İmam nikâhı’ suç olarak kabul edildi. Bu da çifte standart bir uygulamayı doğurdu. Erkeklerdeki kontrol bir bakıma aile içindeki sadakati olumsuz yönde etkiledi. Bu bağın zedelenmesine paralel olarak kıskançlık duygusuyla ilgili sorunlar daha çok yaşanmaya başladı.
Kılıç çekme duygusuna fırsat verilmemeli
AB bir devlet politikası olduğundan AB kriterlerine uyumun uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi esas olmalıdır. Kadının özgürleşme hareketi, kadın-erkek savaşına dönüştürülmemelidir. Erkekte ‘Kılıç çekme’ duygusu uyandıran yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Ancak Batılı feminist yaklaşımların ülkemizde de uygulamaya koyulmasının istendiği gerçeği var. “Eşin sana bağırıyorsa sen de ona bağır, bir şey atıyorsa sen de at” gibi yaklaşımlar kadınlarımıza öğretilmek istenmektedir. Bu tarz söylemler çok yanlıştır. Bunun gibi tutumlar şiddeti daha da artıracağı gibi öfke kontrolünü de zorlaştıracaktır.
Öfke yönetim eğitimleri verilmeli
Öfkeyle baş etme konusunda ailede öfke yönetimi eğitimleri verilmelidir. Üniversitelerde ‘Şiddeti Araştırma Merkezleri veya Enstitüleri’ kurulmalıdır. Sürekli Eğitim Merkezleri’nde bu alanda sonuç alıcı eğitimler yapılmalıdır. ‘Yaşam koçu’ olacak kişilerin her anlamda donatılması gereklidir.
Kadınlar yaşam koçuyla desteklenmeli
Şiddet ve istismarı önleme konusunda STK’ların çalışmalarını göz ardı etmek mümkün değildir. Bu alanlarda çalışmaları kesinlikle gereklidir, desteklenmeleri önemlidir. Özellikle yurt ve rehabilitasyon merkezlerinde kalanlar yaşam koçluğu şeklinde desteklenmelidir. Dünya genelinde yürütülen çalışmalara bakıldığında gelişmiş ülkelerde özellikle de ABD’de Kadın Sığınma ve Çocuk Rehabilitasyon Merkezleri’nin Psikiyatri Merkezleri’ne yakın olduğu gözlemleniyor. Çünkü kriz anında hemen müdahale edebilmek çok önemlidir. Bu sebepten dolayı uygulama bu yöndedir.
Medya da elini taşın altına koymalı
Özel sektör ve medya kuruluşları da şiddeti önlemeye yönelik çalışmalarda bulunabilirler. Psikiyatri uzmanları ve psikologların katılımıyla eğitici programlar organize edilebilir. Çünkü çocuklar şiddeti örnek alıyorlar. Çocuk şiddeti aileden örnek aldığı gibi aynı şekilde medyadan da etkili bir şekilde alabilmektedir. Televizyonlarda yayınlanan programlarda yer alan bir şiddet sahnesi kesinlikle çocuğu olumsuz etkileyecektir. Yine çizgi filmlerde işlenen konular ve şiddet çocuk üzerinde etkili olacaktır. Bu görüntülerin çocukları doğrudan etkilediği ve çocukların gördüklerini örnek aldıkları gerçeği hazırlanan yayınlar sırasında göz ardı edilmemelidir.
Gelişmiş beyin düşünerek hareket eder
Sorun çözme konusunda şiddetin aracı olarak kullanılması gelişmişlik seviyesiyle yakından ilgili bir durumdur. Gelişmiş kişiler sorunu çözmek için düşünen beyinlerini harekete geçirirler. Gelişmemişler ise daha çok hisseden beyinlerini kullanırlar. Bunun bir sonucu olarak da öfkeye öfkeyle karşılık verirler, öfkelerini kontrol edemezler.
Öfke kontrolü eğitimlerini risk gruplarına uygulamak gerekiyor. Geçmişinde şiddet öyküsü olanlar mahkemeye gitmişse bu kişiler ‘Risk Grubu’nu oluştururlar. Yapılacak çalışmalarda bunlar göz önünde bulundurulmalıdır.
Mahkemeler de bu noktada ‘Öfke Kontrolü Eğitimi’ alınmadığında ‘Belirli bir oranda hapis cezası verilmesi’ gibi yasal önlemler almalıdırlar. ‘Öfke Kontrolü Eğitimi” alınırsa evine girmeye izin verilmesi, Öfke Kontrolünde Denetimli Serbestlik Kuralları’nın işletilmesinde şiddetin azaltılmasında fayda sağlayacaktır.
Değerler hareketi başlatılmalı
Bu alanda benim de dahil olduğum 2007 yılında TBMM’de bir komisyon çalışması yapıldı. Güzel ve yararlı bir rapor hazırlanıp sunuldu. 26 bin okul öğrencisi ve binin üzerinde cezaevinde yatan şiddet mağdurları üzerinde yapılan bir çalışmaydı bu. Ciddi sonuçlar ortaya çıktı. Bu raporda öngörülen önlemler raftan indirilip uygulamaya geçilmelidir. Bu raporda dikkat çeken en önemli sonuç toplumda ‘Değerler Hareketi’nin başlatılması gerektiği tespitidir. Bu çalışmada toplumdaki etik, insani ve ahlaki değerlerin erozyona uğradığı ortaya çıktı. Bu erozyonu engellemek için Milli Eğitim sisteminde, değerleri güçlendirecek olan dürüst olma, sözünde durma, yardımsever olma, fedakâr olma gibi bilimsel olarak da desteklenen değerlerin güçlendirilmesi gereklidir. Bu önemli değerlerin gençlere okul öncesi eğitimde verilmesi gerekmektedir.
Sigara gibi alkole erişim de kısıtlanmalı
Şiddetin artmasında alkol ve uyuşturucunun etkisi de önemli. Sigaranın zararı bedene anında yansırken, alkolün bedendeki zararı uzun vadede ortaya çıkmaktadır. Alkolün asıl zararı sosyal dokuya ve aileye olmaktadır. Bu nedenle sigaraya uygulanan kısıtlama alkole de uygulanmalıdır. Alkolde de erişebilirliği kısıtlamak gerekiyor. Bu yöndeki çalışmalar artırılmalıdır. Bu ürünlerin reklamına yönelik çalışmalar kısıtlanmalıdır. Örneğin alkolsüz bira reklamları var. Alkolsüz bira yangının ilk kıvılcımı ve kesinlikle masum değil. Nasıl zamanla sigara içimi esrara dönüşebiliyorsa alkolsüz bira da aynı şekilde zamanla uyuşturucuya dönebilecektir. Dikkat edilmelidir!
Gönüllü annelik uygulamaları yaygınlaştırılmalı
Sosyal sorumluluk projesi olarak Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Hastanesi olarak biz İstanbul Valiliği ile birlikte “Haydi Tut Elimi” ve “Mutlu Yuva Mutlu Yaşam” Dernekleri olarak çeşitli çalışmalar yürütmekteyiz. Mahkeme kararıyla kurumlarda koruma altına alınan çocukların bakımını üstleniyoruz. Tedavilerine katkı sağlandığı gibi yasalara uygun, denetlenebilir, gönüllü annelik şeklinde çocuklara bakım ve hizmet verilmektedir. Bu tarz yapılanmalar artırılmalı ve desteklenmelidir. Aile içinde şiddet gören, travma yaşayan ve kuruma terk edilen çocuklar şiddet potansiyeli risk grubunda yer alan çocuklardır. Bunların bakımını üstlenen sosyal sorumluluk projelerini devletin fiili ve mali olarak desteklemesi gereklidir. Bu yapılara kaynak desteği sağlanmalıdır. Çünkü ülkemizde bu yapılara kendini adayacak çok insan vardır. Sadece organizasyona ihtiyaç vardır. SHÇEK’e bir çocuğun maliyeti 3 bin TL’dir. Bu kurumlarda masraf yarı yarıya düşmekte maliyet azalmaktadır. Bu hizmetlerde bulunan STK’lar desteklenmelidir.
Toplumsal farkındalık oluşturulmalı
Rehabilitasyon Merkezleri’nin açılması desteklenmeli ve her bakımdan teşvik edilmelidir. Bu yapılırsa gönüllüler ve özel sektör devletin yükünü azaltabilecektir. Mağdurların oluşturacağı dernekler de teşvik edilmelidir.
Şiddet kurbanlarının tedavisinin yanı sıra toplumda ‘Farkındalık’ oluşturmak amacıyla yapılacak çalışmalar da önem arz etmektedir. Toplumun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi birden bire ortaya çıkmayan şiddetin önlenmesinde fayda sağlayacaktır.
Medyanın koruyucu ruh sağlığı programları yapması gereklidir. Bu konuda teşvik edilmesi, kurumlara kolaylıklar gösterilmesi yararlı olacaktır. Kamu teşviklerinin sağlanması bu programları arttıracaktır. Toplumun bilgilendirilmesi açısından bu çalışmalar önemlidir.