Son Dakika Haberler

KALKTI VE BAKTI

KALKTI VE BAKTI
Okunma : 224 views Yorum Yap

Her zamanki gibi erken saatte kalktı, ayakları onu balkona taşıdı. Bir süre boğazın büyüleyici güzelliğine baktı. Doyumsuzluk olsa gerek diye düşündü. Allah sanki özene bezene yaratmış Boğaziçi’ni… Masmavi deniz, uçuşan martılar, dalıp çıkan karabataklar… Hafif hafif esen bir yel. Henüz tam yönünü belli etmemiş. Lodos mu desem, kıble mi desen, yoksa Karadeniz’den gelen bir esintimi desem diye düşündü. Böylece dakikalarca baktı şükretti Allah’a, böyle bir yerde yaşadığına”…

O kadar kendinden geçmişti ki ne kadar zamandır ayakta ve balkonda durduğunu hatırlamıyordu bile… Birkaç kez derin derin nefes aldı. Hatta birkaç kez kollarını sallayarak kendine gelmeye çalıştı. Sonra plastik sandalyeye oturdu. Aniden balkonu sıyırarak geçen bir karganın telaşına kaptırdı kendini… Karga birkaç kez balkonu sıyırarak geçti. Neden diye düşündü? Aç olamaz mıydı? Olurdu tabii, neden olmasın o da candı. Kalktı yerinden mutfağa gitti, bir parça ekmek aldı, kargaya atmak için ama o anda karganın süratle balkonun oda penceresinin mermerine dalış yaptığı ve sabun kutusundan bir tane el sabunu alıp gittiğini gördü! El sabunu! El sabununu ne yapacaktı. Demek ki çok acıkmıştı diye düşündü. İlk kez o zaman anladı kargaların sabun yediklerin. Demek ki yaşayanlar çok şeyler görebiliyormuş! Allaha yakardı “Yarabbi bizleri alcıkla sınama” diye.

Bir küçük bardak süt içti kahvaltı olarak. Oysa çocukluğundan beri orucunu hiç terk etmemişti. Ağırına gidiyordu ama yapacak fazla bir şeyi de yoktu. Zorunlu olarak doktorun tavsiyesine uyuyordu. Rahatsızlığı ölümcüldü. Yiyecek ve sonrada ilaçlarını içecekti. Öyle yaptı. Aldı ilaç kutusunu kalp ilaçlarını tek tek alıp yan yana koydu. Sonra nefes darlığı ilacını, daha sonra da baş dönmesi ve sonra da mide ilacını… Hangi ilacı ne kadar su ile hangi saatte ve hangi dozta içeceğini biliyordu. Ona göre hareket ederek beşer dakika ara ile ilaçların içti. Sonra da yıllardan beri hiç vazgeçemediği kahvesini bizzat kendi yaparak koltuğa gömüldü. Açtı televizyonu izlemeye başladı.

Ah bir sigara, ah bir sigara diye söylendi ve fincanda kalan son kahveyi yudumlamak için fincanı ağzına götürdü. Telvesi diline dolandı ve bir yudum su ile kahve faslını tamamladı.

Haberleri izlemek en büyük zevki idi ama haberlere daha çok vardı. Belgesel izlemeye koyuldu. Çok enteresan olaylar gösteriliyordu. Çorak bir toprak, yar yer yarılmış yakıcı güneşin ısısı ile… Geliyor bir adam elinde üç beş kola şişesi. Çatlamış toprağı eliyle eşeliyor, kurulmuş toprakları parça parça alıyor ve yan tarafa atıyor. Yirmi yirmibeş santimden sonra ortaya su çıkıyor. Demek ki alanda su var ama müthiş sıcaklık zemini kurutuyor. Adam elindeki kola şişesini çıkan suya döküyor, ikinci şişeyi boşaltır boşaltır boşaltmaz su hareketleniyor ve balık su yüzüne atıyor kendini. Adam telaşsız av elinde sayılır, kocaman balığı alıyor yanındaki kovaya bırakıyor. Bir balık, bir balık daha, mübarekler sıraya girmiş gibi. Adam yanında getirdiği kolaları tek tek suya boşaltıyor, boşalttıkça da balık dipten yukarı fırlıyor, fırlayan balığı kapıp kovasına atıyor. Böyle bir süre devam edip durdu ve kovasını dolduran adam çekip gitti. Demek ki fakir balıkçı günlük nafakasını bu şekilde çıkarıyordu. Ama neden kola kola boşaltıyordu suyun içine? Yoksa Kolanın içindeki asit, balığın sudan oksijen almasına mı mani oluyordu. Bir türlü akıl erdiremedi. Düşünüp durdu dakikalarca, ekrandan değişik belgeseller peşi sıra gösterilirken, onun kafası hala balıklara takılıp kalmıştı.

Oturduğu koltukta rahattı. Yıllardan beri hep aynı koltukta oturur, aynı koltukta şekerleme yapar, aynı koltukta haberleri izler, aynı koltukta göz kapaklarına uykunun ağırlığı çökerdi. Yine aynı şeyler oluyor oturduğu koltuksa bir hayli vakit geçirdikten sonra çöken ağırlığın altında kalıyordu. Bir süre direnme gayreti içinde oldu, ayağa kalkmak istedi kalkamadı, eşine seslenmek istedi başaramadı, sağa sola bakındı ayakta kimse yoktu. Çaresiz olduğu yerde sessizce durdu, ekrana kaydı gözleri, sonra bir eli koltuktan sarktı, baş yana düştü ve gözleri açık son nefesini verdi.