Son Dakika Haberler

Kemal Kılıçdaroğlu,Düşmanlık kazandı, kaybeden barış oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu,Düşmanlık kazandı, kaybeden barış oldu.
Okunma : 32 views Yorum Yap

kilicdarKemal Kılıçdaroğlu, Bugün gelinen noktada düşmanlık kazandı, kaybeden barış oldu dedi.Hükümeti uyardık, yanlış yaparsanız faturayı millet öder dedik.hayır biz doğru yapıyoruz dediler,

Ölen her müslümanın kanı Erdoğanın elindedir.Teröre yataklık ne zaman görev oldu.

Ellerinde kiyasal silah var dedi sayın başbakan, Obamaya gitti duvara çarptı.kamplarda terörist yetiştiryor Suriyeye gönderiyorsunuz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU “KATİL” SUÇLAMASINI SÜRDÜRÜYOR

CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’a“katil” suçlamasını sürdürüyor. Bu kez Uludere olayı nedeniyle aynı suçlamayı getiren Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “alay-ı vâlâ ile gittiği” ABD gezisinde beş konuda duvara çarpıp geri döndüğünü belirterek, “Bu kez havuç da vermediler. Sadece ‘sopa sopa’ politikası oldu” dedi. Kılıçdaroğlu, AKP’nin Suriye politikasıyla suç işlediğini, Türkiye’nin terör örgütlerine yardım yataklık yaptığını vurgulayarak, “Türkiye’yi AKP kabusundan kurtaracağız” diye konuştu.

CHP Meclis Grubu’nun bugünkü toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, hükümetin Suriye politikasına sert bir biçimde yüklendi. Ardından Başbakar Receph Tayyip Erdoğan’ın ABD gezisine değinen Kılıçdaroğlu’nun konuşması satır başları itibariyle şöyle:

BEDELİNİ SURİYE DEĞİL ORTADOĞU ÇEKİYOR

Politikada bir hatayı kolay kolay gideremezsiniz. İç politikada hata yaparsanız bunu telefi etmek kolaydır. Sonuçta bizim insanımızdır. Bir hata yaptım dersiniz ve dolayısıyla sorunu çözebilirsiniz ama dış politikada bir hatanın bedelini ülke çeker. Suriye konusunda defalarca ama defalarca uyardık, yanlış yapıyorsunuz dedik, yanlış yaparsanız faturayı bu millet öder dedik. “Hayır, biz doğruyu yapıyoruz” dediler. AKP hükümetinin Suriye politikası Türkiye’nin politika tarihinde, dış politika tarihinde en büyük engeldir, en büyük hezimettir, en büyük yanlış politikadır. Bedelini sadece Suriyeliler, sadece Türkiye değil Orta Doğu coğrafyası çekiyor. 

“GELİP DUVARA ÇARPTILAR”

Bakın, dış politika konusunda yazarların tamamı ama tamamı Türkiye’nin Suriye politikasını eleştiriyor. Uluslararası ya da ulusal düşünce kuruluşlarının tamamı ama tamamı Suriye politikasını eleştiriyor “Yanlış yapıyorsunuz” diyorlar. Uzun yıllar Dışişleri Bakanlığında çalışmış deneyimli bürokratların tamamı ama tamamı Suriye politikasının yanlışlığına dikkat çekiyor. Bu kadar yanlış konusunda dikkat çeken bir görüş, bir düşünce, bir fikir defalarca dile getirilmesine karşın AKP tarafından “Hayır, ben bildiğimi okuyacağım ve yoluma devam edeceğim” derse işte gelip duvara çarpıyorsunuz. Türkiye bugün bu noktada

TERÖR KAMPLARINI KAZANDIK

Dış politikada blöf olmaz, inandığınız şeyleri söylersiniz, doğru şeyleri söylersiniz, ülkenin çıkarlarını savunursunuz. Kendi ülkenizin çıkarlarını başka ülkelerin çıkarlarına heba etmezsiniz, asıl hedef budur. Kendi ülkemizin, kendi insanımızın çıkarları üzerine inşa edilmiş bir dış politika, böyle olmak zorundadır. Geldiğimiz noktada bakalım, kim kazandı? Düşmanlık kazandı, kaybeden barış oldu. Neden kaybediyoruz? Ne kazandık? Yeni yeni terör örgütlerinin mensuplarını kazandık. Ne kazandık? Kendi topraklarımızda Suriye’ye göndereceğimiz terör kamplarını kazandık. Böyle bir anlayış olabilir mi? Açıkça, yasalara göre, AKP hükümeti suç işlemiştir. Başka ülkelere terör örgütü elemanlarını göndermek için kendi topraklarını açmıştır.

GİT ORADA KARDEŞİNİ ÖLDÜR DİYOR

Kendisini ilk uyardığımızda Suriye’de 4 ölü vardı, bugün ölen Suriyelilerin sayısı 200 bini aşmış durumda. Yazık günah değil mi? Buradan bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: İslam coğrafyası dışında kan akan bir bölge var mı? Neden İslam coğrafyasında kan akıyor? Neden orada analar ağlıyor? Neden orada hüzün var? Neden orada kardeş kardeşi boğazlıyor? Bizim de düşünmemiz gerekiyor. AKP hükümeti militanları buraya getirip eğitiyor, eline silah veriyor, cebine para koyuyor, burada eğitiyor ve gönderiyor Suriye’ye “Git orada kardeşini öldür” diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Doksan yıllık cumhuriyet tarihine yakışır mı bu?

CHP 2012 ŞUBAT’TA UYARDI

6 Şubat 2012, yazılı açıklama yapmışız “Bu politika yanlıştır. Bir uluslararası konferansa ihtiyaç vardır” diye “ve Türkiye’nin bunu yapma zorunluluğu vardır” demişiz. Ağustos 2012’de bir rapor düzenlemişiz. Neden uluslararası konferansa ihtiyaç vardır diye ve nelerin yapılması gerektiği konusunda bütün ayrıntıları o rapora yazmışız. Raporumuzu bizzat kendi imzamla Başbakana da gönderdim. Bak, sorunu böyle çözmeniz gerekiyor diye. O önerileri ben daha sonra bir grup toplantısında ifade ettim. O raporu düzenlememizin uzun bir gerekçesi var ama oradan bir cümleyi sizlerle paylaşmak isterim. Şöyle diyoruz: Türkiye’nin yeni bir başlangıç yaparak ağırlığını Suriye’de barış, uzlaşma, istikrar ve güvenden yana koyması gerekmektedir diyoruz.

Bugün yaşanan çatışmalı süreç Suriye’nin parçalanmasına ve diğer bölge ülkelerinin toprak bütünlüklerini de etkileyecek şekilde gelişmesine yol açabilecektir. Bu güçlü bir olasılıktır yani bu politika Suriye’yi parçalar diyoruz. Orta Doğu’da yeni haritalar çıkabilir diyoruz. Dikkatli ol diyoruz, Suriye’nin bölünmesine izin vermeyiniz diyoruz. Bunun için uluslararası bir konferans toplayın ve uluslararası dünyanın dikkatini çekin diyoruz. Ne zaman? 2012’nin Ağustos ayında söylüyoruz. Diyorlar ya “Efendim, bu CHP eleştirir, hiç çözüm üretmez.” Nerede bir sorun varsa, sadece ülke içinde değil ülke dışı da dâhil en sağlıklı, en tutarlı, en namuslu görüşleri Cumhuriyet Halk Partisi üretiyor. Ve şunu önermişiz. Çözümün hedefi ne olmalı, onu da söylemişiz dört madde hâlinde.

Biz söyledik, onlar dediler ki “Öyle uluslararası konferans bunun zamanı geçti kardeşim. Siz olayları arkadan izliyorsunuz” dediler. “Böyle bir şey olmaz. Biz bildiğimiz yoldan devam edeceğiz” dediler yani radikal unsurları Türkiye’ye getireceğiz, Katar’dan parayı alacağız, Suudi Arabistan’dan parayı alacağız, burada silahlı eğitim vereceğiz, git kardeşim orada kardeşlerini öldür diyeceğiz. Bu politikayı izlediler, hâlâ da izliyorlar, hâlâ suç işliyorlar.

“ÖLEN HER MÜSLÜMANIN KANI ERDOĞAN’IN ELLERİNDEDİR”

Suriye konusunda bir ülkeden parasal yardım alıp politikanızı belirlerseniz dış politikanızı Katar’a s
atmış olursunuz, dış politikanızı Suudi Arabistan’a ihale etmiş olursunuz. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, koskoca devlet, doksan yıllığı geleneği olan, yüz doksan yıllık, yüz elli yıllık parlamenter geleneği olan bir devlet dış politikasını nasıl Katar’a ihale edebilir, nasıl Suudi Arabistan’a ihale edebilir? Bunun hesabını bu milletin sorması gerekiyor. Bu milletin vicdanına havale ediyorum ben. Ölen her Müslüman’ın kanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ellerindedir.

“TERÖRE YATAKLIK NE ZAMANDAN BER GÖREV OLDU

Malum büyük bir âlây-ı vâlâ ile Amerika’ya gitti, Reyhanlı’ya gidemedi. Suriye konusunda gazetelerin genel yayın yönetmenlerine şöyle söylüyor: “Suriye muhalefeti milli egemenlik mücadelesi veriyor. Biz elimizden gelen lojistik desteği veriyoruz.” Türk askerlerinin giydiği elbiseleri sen kime giydiriyorsun? Terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak ne zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti devletinin görevi oldu? 

“BEŞ KONUDA DUVARA ÇARPTI”

Böyle bir anlayış olabilir mi? Dedim ya, âlây-ı vâlâ ile gitti, beş konuda duvara çarptı. 

1- Ne diyordu? “Gideceğim, Obama’yı ikna edeceğim ve şunu söyleyeceğim: Beraber müdahale edelim. Niye silahlı müdahale yapmıyorsunuz?” Ne dedi Obama? “Bir dakika, neden bahsediyorsun sen ya? Ne silahlı müdahalesi. Öyle bir şey bizim gündemimizde yok” dedi. Birinci taş düştü, duvara çarptı.

2- Buradan giderken ne diyordu? “Koltuğumun altında bir dosya var. Orada kimyasal silahlar kullanılıyor. Obama’yı ikna edeceğim” diyordu. Gitti, kafası tekrar çarptı. Dediler ki “Ne kimyasal silahı kardeşim. Bizim elimizde böyle bir bulgu yok. Nereden çıkarıyorsun. Bir çıkar bakalım dosyayı.” Açtı kapağı, içinde beyaz sayfa var, hiçbir şey yok.

3 – “Efendim Suriye’de yasak bölge ilan edin, uçuşa yasak bölge ilan edin, muhalefet orada güçlensin”; yani“Suriye bölünsün” demek istiyor dolaylı yollardan Irak’taki gibi. Ne oldu? Obama dedi ki “Bir dakika kardeşim, biz Suriye’nin bütünlüğünden yanayız, parçalanmasından değil.”

4 – Giderken şunu söylüyor: “Cenevre ipe un sermek demektir”; yani uluslararası konferans olur mu kardeşim, bu işe un sermek demektir. Obama “Bir dakika kardeşim, ne konuşuyorsun sen. Biz kendi dışişleri bakanımız Rusya’nın Dışişleri Bakanı anlaştılar, bir uluslararası konferans düzenleyeceğiz ve bu sorunu çözmek için çaba harcayacağız.” Recep Tayyip Erdoğan toplantıdan çıktı ve şunu söyledi: “Görüşüm gelişti ve değişti.” Görüş olsa diyeceğim gerçekten görüşü var. Beyzbol sopasını görerek değişirsin tabii sen. Ben onu bilmez miyim? 

“SADECE ‘SOPA SOPA’ POLİTİKASI OLDU”

Suriye politikası varmış! Sizin Suriye politikanız yok efendim. Defalarca ama defalarca söyledim, egemen güçlerin istekleri üzerine politika oluşturursanız, gelir duvara çarparsınız. Havuç-sopa politikası gösteriyorlardı, bu kez havuç da vermediler, sadece sopa sopa politikası oldu, geldikleri nokta bu.

Ve bir şey daha söylüyordu. “Gazze’ye gideceğim” diyordu. Ne dediler? “Bir dakika, hele önce bir Amerika’ya gel, sonra ben senin Gazze işini görüşürüm.” Amerika’ya gitti. Dediler ki “Bir dakika ya, Gazze nereden çıktı? Gideceksen hem Gazze’ye hem Batı Şeria’ya gideceksin, Filistin Kurtuluş Örgütünü de ziyaret edeceksin.” Ne dedi? “Görüşüm değişti. Emredersiniz, başüstüne” dedi. Sen, Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı olamazsın. 

“YÜZ KIZARTICI TOPLANTI”

Özel bir toplantı yapıyorlar, gazetelerde fotoğraflarını gördünüz. O toplantı Türkiye Cumhuriyeti açısından yüz kızartacak bir toplantıdır. O toplantıda Dışişlerinin Müsteşarı yok, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Müsteşarı yok ve Büyükelçi yok, siz kiminle toplantı yapıyorsunuz? Devletin arşivine hangi bilgiler girecek? Kendi ülkesini kendi malı gibi gören anlayıştır bu. Devlet yönetiminden bihaber olan bir anlayıştır bu. Kafasında sağlıklı bir Türkiye Cumhuriyeti çerçevesi olmayan bir anlayıştır bu. Devlet yönetimi farklı bir şeydir. Siz, Büyükelçi’yi, Dışişleri Müsteşarını çıkaracaksınız dışarıya almayacaksınız, oturup baş başa pazarlık yapacaksınız. Ben sana sormayacak mıyım, sen hangi ülkenin pazarlığını yapıyorsun?

ERDOĞAN’A DİKTATÖR SUÇLAMASI

Diktatör demişim alınmışlar. “Yasama ve yargı benim için ayak bağıdır” diyen adama ne denir? Diktatör denir, dünyanın her tarafında diktatör denir. “Ben Silivri davalarının savcısıyım” diyen adama
ne denir? Dünyanın her tarafında diktatör denir. Özel yetkili mahkemeleri kurdular iktidarın sopası olarak, karşı çıkanların tamamını Silivri’ye gönderdiler. Özel yetkili mahkemeleri kendi mahkemelerini, kendi yargıçlarını, kendi savcılarını atayıp kendi mahkemesini kuran adama dünyanın her tarafında ne denir? Diktatör denir. Ben de onu söyledim zaten. 

1 Mayıs Emek Günü’nü, Dayanışma Günü’nü yasaklayan yöneticiye ne denir? Diktatör denir, biz de onu söyledik. Polisinle, panzerinle, biber gazınla masum insanların üzerine yürüyeceksin, ne diyecekmişiz? Bu adam demokrattır. Bizim kitabımızda bu yazmaz, bunu yapan adama diktatör denir. Masum insanları sabahın köründe gözaltına alacaksın, tutuklatacaksın, dosyasına“gizlilik” kararı koyduracaksın, avukatı bile öğrenemeyecek ne olduğunu, aylarca, yıllarca tutacaksın!… Bunu yapan adama ne denir? Bunu yapan adama diktatör denir. Ben de onu söyledim zaten. 

Hak aramak için grev yapıyor işçi, anayasal ve yasal hakkını kullanıyor, “sendika kuracağım” diyor. “Sendika kuramazsın, kapının önüne koyarım. Grev yapamazsın, kapının önüne koyarım.” Bu düzeni savunan adama ne denir? Bu düzeni savunan adama diktatör denir, ben de onu söyledim zaten.

“34 YURTTAŞIMIZIN KATİLİ ERDOĞAN’DIR”

Vatandaşı düşünün, Başbakanı bulmuş derdini anlatacak. Derdini anlatıyor vatandaş, tahammül edemiyor “Al ananı da git”diyor. Bunu söyleyen adama ne denir? Bunu söyleyen adama diktatör denir, dünyanın her tarafında söylenir zaten. Kesinleşmiş yargı kararlarını uygulamamak için parlamentodan özel yasa çıkaran adama ne denir? Diktatör denir, işin kuralı budur.

Orduya talimat vereceksin, Uludere’de 34 vatandaşımız öldürülecek. Kendi vatandaşının imhası için Türk Silahlı Kuvvetlerine talimat veren kişiye ne denir? Diktatör denir. Mahkemeye verecekmiş beni. O kadar mutlu oldum ki belki Türkiye’nin en hayırlı davası olacak. Şunu söyleyeceğim: Bu talimatı veren kim? Çünkü Genelkurmayın açıklaması var. “Demokrasilerde olduğu gibi biz de hükümetin emrindeyiz. Onlar talimat verir, biz de yerine getiririz.” Şimdi, bu talimatı kim verdi? Ben söylüyordum zaten. O işin talimatını veren Başbakandır, Recep Tayyip Erdoğan’dır, 34 yurttaşımızın katili Recep Tayyip Erdoğan’dır.

“YARGICIN ELİ AYAĞINA DOLANDI”

Avrupa’nın en büyük, dünyanın üçüncü büyük barosu, yasalara aykırı olarak yöneticileri yargılanıyor. Dünyanın pek çok ülkesinden baro başkanları geldi davayı izlemek üzere. Yargıç, davayı erteledi. Eli ayağına dolandı,  Ekim ayının cumartesi gününe gün verdi. Cumartesinin tatil olduğundan haberi bile yok. Eğer siz, Avrupa’nın en büyük barosunu yasa dışı yargılarsanız o yargılama düzenini sağlayan adama diktatör denir, kimse kusura bakmasın. Gazetecileri, şöyle veya böyle işinden attıran, hapse atan adama demokrasilerde ne denir? Diktatör denir. Hele hele “sizin boynunuzdaki tasmalardı ben çıkardım ey gazeteciler” diyen adama demokrasilerde diktatör denir.

Vergi müfettişlerini, kendisini eleştirdi veya ekonomik durumu eleştirdi diye görevlendirip ağır cezalar yazdıran bir düzeni kuran ve bunu savunan adama bütün demokrasilerde diktatör denir.

“BAŞKANLIK SİSTEMİ KURSAĞINDA KALACAK”

Ve bir şey daha: Cumhuriyet Halk Partili belediyelere sabah akşam operasyon yapıp onlar görev yapmasınlar diye her türlü baskıyı kuran bir düzeni oluşturan kişiye ne denir? Diktatör denir. Şunu unutmayın: Bütün baskılara rağmen Cumhuriyet Halk Partili belediyeler güzel çalışıyor, halk için çalışıyor, belde için çalışıyor. 

Başbakanken sahip olduğum yetkilere olur ya cumhurbaşkanı seçilirken de aynısına sahip olayım diye başkanlık hayalleri kuran kişiye ne denir? Diktatör denir ama kursağında kalacak çünkü başkanlık sistemi Cumhuriyet Halk Partisi Parlamentoda olduğu sürece asla ve asla geçmeyecektir.

“DİKTATÖRÜN PSİKOLOJİSİ… RUH HALİNİ BİLİYORLAR”

Peki bu Amerika heyetinin gezisinin bütün yönleri kötü müydü? Hayır. Otelcilik hizmetleri çok iyi, yağ işi de çok iyiydi çünkü bedel ödeyecek; birden bire kızamazsın! En önemlisi de hanımefendiye verdikleri kitap “Diktatörün Psikolojisi” Ne kadar iyi okuyorlar değil mi? Ne güzel okuyorlar mı değil mi? Ruh hâlini biliyorlar çünkü. 

“TÜRKİYE’Yİ AKP KABUSUNDAN KURTACAĞIZ”

Bizim bir görevimiz var, yurtseverlerin bir görevi var, vatanseverlerin bir görevi var, ülkenin içinde bulunduğu koşullar iyi değil. Biz, Cumhuriyeti kuran parti, cumhuriyetin partisi, halkın partisi, haktan yana olanların partisi, yetim hakkı yemeyenlerin partisi, kul hakkı yemeyenlerin partisi, esnafın, sanatçının, sanayicinin partisi, bu toplumda yaşayan 76 milyon yurttaşın çıkarlarını koruyan parti, kendimizi çok daha iyi anlatmalıyız. Sokaklar, meydanlar bizimdir. Meydanlara çıkacağız ve derdimizi anlatacağız. Ev ev dolaşacağız, köy köy dolaşacağız, sokak sokak dolaşacağız, meydan meydan dolaşacağız. Türkiye’yi AKP kâbusundan mutlaka ama mutlaka kurtaracağız.