Son Dakika Haberler

Kobanide üç bilinmeyenli denklem,Doğan Bekin

Kobanide üç bilinmeyenli denklem,Doğan Bekin
Okunma : 95 views Yorum Yap

Doğan BekinSalih Müslim’in liderliğindeki Demokratik Birlik Partisi(PYD) askeri kanadı YPG tarafından İŞİD’e karşı savunulan ve Kuzey Suriye’deki Kürtlerin önemli bir stratejik merkezi olan Kobani, İŞİD güçlerinin eline geçmeye ramak kalmışken son olaylar dizisi ile adından sıkça bahsedilen bir yer olmuştur.

 

Kobani’de mevcut konjonktürün korunması için inisiyatifi elden bırakmamaya çaba gösteren Kürtler, geleceğe yönelik uzun vadeli planlarının mihenk taşını oluşturan ve Akdeniz’e kadar yayılmalarını amaçlayan kuşak projesinin Kuzey Suriye ayağındaki en önemli domino taşını kaybetmemek için büyük gayret içerisindedirler. Aksi bir durum, tüm domino taşlarının üst üste yığılmasına ve Kuzey Suriye’de son dönemde oluşturulan üç otonom Kürt bölgesinin çökmesine neden olabilir.

 

Kobani’nin stratejik önemi, salt Suriye’deki Kürtler açısından değil, Kuzey Irak ve Türkiye’deki Kürtler açısından da “ya herro, ya merro”(ölüm kalım ) olup, “Büyük Kürdistan” projesinin Akdeniz’e uzanabilecek kolunu oluşturmaktadır. Akdeniz’e açılabilme, gelecekteki Kürt idealinin en öncelikli hedefleri arasında yer almaktadır. Çünkü İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında sandviç gibi sıkışmış bir Kürt varlığının zorluğu Kürtleri ziyadesiyle tedirgin etmektedir.  HDP yetkililerin , Kürt açılımını bahane ederek Türkiye’nin Kobani konusunda sıkıştırma politikasıyla kendi lehlerine yönelik adım atmasını sağlamaya çalışmalarının arkasındaki neden de bu olsa gerek.

 

Türkiye’yi İŞİD’le gizli siyasi işbirliği konusunda suçlayıcı yaklaşımların aksine Kobani, İŞİD açısından da en az Kürtler kadar stratejik öneme haiz bir bölgedir. Şöyle ki; İŞİD, Kuzey Suriye’de daha geniş spektrumlu bir coğrafi alanı kontrolü altında tutmak istemektedir. Kobani ise, İŞİD’in yayılmaya çalıştığı coğrafyanın tam ortasında yer almakta ve bu durum, İŞİD’in Suriye topraklarındaki manevra gücünü büyük ölçüde zayıflatmaktadır. Tel Abyad, Carablus ve Rakka’yı elinde tutan İŞİD, lojistik destek açısından Kobani’yi Afrin ve Haseke’den ve jeostratejik açıdan da dağlık kesimden koparmaya çalışmaktadır.

 

İŞİD’in, Kuzey Suriye’de oluşturulan Kürt kantonları arasında hareket kabiliyeti çok sınırlı olduğundan,  Kobani’ye büyük önem vermektedir. Kobani, İŞİD için Kuzey Suriye’de en önemli bir stratejik hedef konumundadır. İŞİD, Kobani ile moral bulup, Haseke konusunda daha güçlü bir pozisyon yakalamaya çalışmaktadır. Bunda ne kadar başarılı olabileceğini zaman gösterecektir. Çünkü İŞİD’in bu bölgede gücünü koruyabilmesi büyük ölçüde koalisyon gücünün “kara operasyonu” kararına bağlıdır.

 

Kobani’nin tamamen İŞİD’in eline geçmesi durumunda, bu durum Kürtler açısından daha vahim bir tabloyu da beraberinde getirecektir. Böyle bir gelişme , Kürtleri moral açısından çökerteceği gibi, Akdeniz’e ulaşma hayallerini de büyük ölçüde dizginleyecektir.

 

Kısacası Kobani, Kürtlerin Akdeniz’e ulaşmasını sağlayacak stratejik bir merkez olup, benzer şekilde İŞİD’in uzun vadede Türkiye ve Irak sınırında önemli bir noktada yer alan Kürt,Esed güçleri ve muhaliflerin denetiminde olan Haseke üzerinde kontrolü sağlamaya çalışacak, böylece Irak ve Suriye arasındaki güçlü pozisyonunu tahkim etme yönüne gidecektir.

 

Şu anda, YPG ile birlikte İŞİD’e karşı savaşmakta olan yaklaşık 1500 PKK unsuru ve peşmergeler, “hilal kuşatması” ile Kobani’de sıkıştırılması karşısında Türkiye’nin olayların bir tarafı gibi gösterilmeye çalışılması ve zecri tedbirlere zorlanması , aslında HDP’nin ,Suriye’de olup bitenlere karşı  Türkiye’nin Kürtlerden yana tarafını seçmesi ve orada olup bitenlere karşı kayıtsız kalmamasına yönelik bir mesaj niteliği taşımaktadır.

 

Türkiye, geçmişte Suriye’de uyguladığı yanlış politikalardan büyük dersler çıkararak, olaylara daha temkini yaklaşması ve taraf olmaktan çok, denge unsuru olması elzemdir. Çünkü İŞİD’e karşı oluşturulan bu koalisyon eninde sonunda dağılacak ve bu coğrafyada yeniden “biz bize” yaşamaya devam edeceğiz.

 

Sonuç olarak,  ab uno disce omnes (bir şeyden her şeyi öğren) özdeyişinde olduğu gibi, Türkiye, bu olaylardan çok dersler çıkarması ve adımlarını ona göre atması ve “kuşatmacı” değil, “kucaklayıcı” bir politika izlemesi tarihi siyasi anlayışı gereğidir.