Son Dakika Haberler

MALAZGİRT’E ÇIKILMASA İSTANBUL FETHEDİLEMEZDİ..

MALAZGİRT’E ÇIKILMASA  İSTANBUL FETHEDİLEMEZDİ..
Okunma : 108 views Yorum Yap

Ağustos Ayı; bizim için tarihin şahit olduğu iki büyük zaferi yaşandığımız zaman dilimidir. Biri 26 Ağustos 1071 tarihindeki Malazgirt Zaferi, diğeri de 30 Ağustos 1922’deki Zafer Bayramı’dır. Bugün Otuz Ağustos Zafer Bayramının doksan beşinci yıl dönümünü her yıl tazelenen heyecan ve coşkumuzla kutluyoruz. Evet, birinci dünya savaşından sonra ülkemiz haçlılar tarafından işgal edilmişti. Gazi Mustafa Kemal bandırma vapuru ile Karadeniz’e çıkarak Amasya Tamimini yayınladı, ardından da Erzurum ve Sivas kongrelerini toplayarak, milli mücadelenin yani diğer adı ile Kurtuluş Savaşı’nın başlatıldığını tüm ulusa duyurarak izlenecek yol konusunda gerekli açıklamaları yaptı. Bu toplantılar ile Anadolu halkı bilgilendirilmiş ve onların cansiperane destekleri istenmişti. Nitekim öyle de oldu ve Çanakkale savaşlarından başlayan bu mücadele, Ağustos 1922’deki Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferi ile son buldu. Yurdumuz düşman istilasından kurtuldu ve artık sıra yepyeni bir Türkiye’nin kurulmasına gelmişti. Daha sonra 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı ve 29 Ekim 1923’te de yönetim biçimi olarak Cumhuriyet benimsendi. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş oldu.

‘Tamam, anladık, bunlar zaten bilinen şeyler’ denebilir. Ben de öyle düşünüyorum. Peki, ‘biz bu milli mücadelenin yani diğer adı ile Kurtuluş Savaşı’nı niye yapmak zorunda kaldık?’ sorusunun cevabını aramalıyız aslında. Ancak bu durumda konu daha açıklığa kavuşmuş olabilir. Bunun cevabı şudur. Biz Türkler; Orta Asya’dan kuraklık vs. sebeplerle Anadolu’ya gelerek yerleşmemiz, daha sonra da avrupanın derinliklerine kadar ilerlememiz, haçlı dünyasını ürkütmüştü. Biz bunu yapmak zorunda idik, çünkü Hz. Peygamber’den gelen, ‘Kostantiniye mutlaka fethedilecektir, o fetihte bulunan komutan ve askerlere ne mutlu’ diye önümüze koyduğu bir hedef de vardı. Bunun için de v ilk önce Anadolu’nun fethi gerekiyordu. Bundan dolayı Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’i fethederek bunu başardı ve biz Anadolu’ya yerleşmiş olduk. Sultan Alparslan’ın bizi Anadolu’ya taşıması bana göre tarihin şahit olduğu olayların en büyüklerindendir. Artık, Anadolu’ya yerleşen Türkler için İstanbul’u fethetmek, kaçınılmazdı. Daha doğrusu çok kolaylaşmıştı. Daha önce sahabeler döneminden itibaren defalarca denenmiş ama bir türlü başarılamayan İstanbul’un Fethi; 29 Mayıs 1453’de Osmanlı padişahlarından ikinci Mehmet komutasındaki ordu tarafından gerçekleştirildi. Bundan sekiz sene sonra Fatih Sultan Mehmet, 26 Ekim 1461 tarihinde ki devlet töreni bu tarihe göre yapılıyor -15 Ağustos 1461 tarihini söyleyen tarihçiler de var- Rum Pontus İmparatorluğunu yıkarak Trabzon’u fethetti. Böylece Anadolu üzerindeki hakimiyet tamamen Türkler’in eline geçmiş oldu. İşte haçlı dünyası İstanbul’un fethini bir türlü hazmedebilmiş değildir. Bunun rövanşını almak için olmadık yollara başvurdular. Onlarca haçlı seferi düzenlediler, yetmedi ülkemizi işgal ettiler. Biz de defalarca yurdumuzu savunduk ve milyonlarca şehit verdik. Haçlılar ülkemize halen saldırıyorlar, biz de on binlerce şehit vererek yurdumuzu savunmaya devam ediyoruz, Yukarıda da bahsettiğim gibi biz kurtuluş savaşını bunun için verdik. Düşmanlarımız durmuyor ve günümüzde de oluşturdukları terör örgütleri ile bizi dize getirmek istiyorlar. En son 15 Temmuz’da olduğu gibi. Biz de savunmaya devam ediyoruz. Haçlıların endişe ettikleri bir durum daha var. Onlar şöyle düşünüyorlar. Türkler artık dünyanın her yerine dağılmış durumda ve de çok güçlüler. İş sahibi, üniversitede hoca, bulundukları yerde siyaset yapıyor ve yönetimde söz sahibi oluyorlar, vs. Batı gizliden yönettiği terör örgütleri ile üzerimize saldırarak bize adeta şunu demek istiyor, ‘Orta Asya’ya dönün, bozkırlarda yaşayın’. Tamam, bizim ana vatanımız oralar, Moğolistan’da doğduk ve dünyaya yayıldık, ama biz geldiğimiz yerleri de zorla kimseye bırakmayız. Bizim şöyle bir görevimiz var. Dünya’nın gözünün olduğu en zor ve en güzel topraklarına geldik, şehitler vererek buraları aldık, yurt edindik, elimizde tutuyor ve bu toprakları herkese karşı da koruyoruz. Bunun bedeli elbette ağır. Bir uluslar arası uzmanı olan hocamız şunu derdi, ‘bugün ülkemiz üzerinde oluşturulan terör örgütleri hikayedir, evet güney doğu bölgemizde haçlıların gözü vardır, ancak asıl hedefleri; bizi güçsüz düşürüp, dikkat dağıtmak ve İstanbul’u geri almak ve böylece de bizi Anadolu’dan çıkarmaktır’.

Haçlı dünyasının bilmediği ya da görmek istemediği bir şey vardır, o da; bizim tarih boyunca on altı devlet kurmuş olmanın tecrübesine sahip ve bu uğurda binlerce savaş yaparak milyonlarca şehit vermiş olmamız. Biz biliyoruz ki, şairin,

‘hazır ol cenge, eğer sulh u salah istersen’
mısrasında da anlattığı gibi, huzur ve barış içerisinde yaşamak için biz her an savaşa hazır bir milletiz. Evet bugün Kurtuluş Savaşı’nın zaferi olan Otuz Ağustos; çok önemlidir. Hepimize kutlu olsun. Ama ben; Sultan Alparslan’ın 1071’de Malazgirt’ten Anadolu’ya girişini ayakta alkışlıyorum. Çünkü bu zafer olmasa idi, İstanbul’un Fethi gerçekleşemezdi.

Evet; Tarihi zaferlerle dolu aziz Türk Milleti; Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferinin doksan beşinci yıldönümünün heyecan ve coşkusunu yeniden yaşıyor. Bu sebeple büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, bağımsızlık mücadelemizin tüm kahramanlarını, tarih sahnesine çıkışımızdan bu ana gelinceye kadar verdiğimiz tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve saygı ile anıyor, onların aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum. Fakat; burada Sultan Alparslan ve ordusunun tüm kahraman askerlerini de ayrıca saygı, minnet ve şükranla selamlıyorum. Çünkü; bizi Anadolu’ya getiren ve bu toprakları İslamlaştıran O’nun eşsiz komutanlık dehasıdır. Bizlere düşen; kanları ile suladıkları bu topraklar üzerinde, onların fedakarlıklarına yakışır şekilde yaşamak ve bu toprakları korumaktır. Çünkü haçlıların bu topraklar üzerindeki emelleri asla ve asla bitmeyecektir. Malazgirt ve Otuz Ağustos zaferleri; hepimize kutlu olsun..

DEĞİŞİM

Dr.Ahmet Bekaroğlu