Son Dakika Haberler

Meşhur Olmanın Dayanılmaz Hafifliği..

Meşhur Olmanın Dayanılmaz Hafifliği..
Okunma : 129 views Yorum Yap

12 eylülün cildimi tahriş eden alerjik izleri vücudumda muhtelif
bölgelerde kaşıntı yapıyordu. Düşünmek kaşıntıyı daha da azdırıyor, tedavi için
düşünceleri edebi şekle sokarak birilerine aktarmak yönünde tavsiyeler
alıyordum. Aklıma yattı, unkapanında uzun zamandır görmediğim Haldun, Can,
Tunca ve birkaç arkadaşım (şimdilerde hepsi meşhur yazar çizer takımıdır) Yeni
Olgu diye bir dergide bir araya geldik. Üniversite camiasında bir havamız var
anlatmaya kelimeler yetmez , görüntü Nobel Orhan Pamuk dan önce bize layık
görüldü durumlarındayız. Müthiş bir heyecan dolu yüreklerde. Hepimizin şiir,
siyaset, edebiyat çalışmaları dosyalara sığmıyor.

Zamanını meşhur siyasi şube zabıtanları her gün yoklama alıyor.
Basımevi değiştirmekten ayakkabılarımızın altı düzinelerle delik kazanıyor
sürekli. Bendeniz de o zamanlar biraz şiir yazıyorum ve aynı zamanda derginin
yayın kurulu üyesiyim. Bir taraftan da yeni yazar çizer arkadaşların
çalışmalarına katkı için redüksiyonlarını düzenliyorum arkadaşlarla beraber.

Cezaevinden hem de 12 eylül sürecini geçirerek masterli
siyasilere katılma brövesini almış gelmişim. Her şeyi öylesine biliyorum ki
nerdeyse ve bizlere sorulmadan hareket edilmez tavrını öyle oturtmuşuz ki
yüzümüze şimdi düşündükçe ve hatırladıkça gülme krizleri tutuyor.

Şiirlerim zamanın anlam ve önemini en marjinal dizelerle ifade
ediyor. Dağlar, prangalar, kızıl güller, ranza, sigara ve dumanı ve daha nice
büyük kelimeler kullanıyorum. Nazım Hikmet, Ahmet Arif zamanında benden
esinlenerek yazmışlar şiirlerini. Ama kendime de haksızlık etmeyeyim arada bir
de çok güzel özlem dolu aşk şiirleri de yazıyordum.

Akademide öğrenciliğim devam ediyor, atılmama ramak kalmışken uzatmalı öğrencilikten
emekli olmamak için var gücümle de direniyorum. Sınav dönemi başladı ve bizim
dönem de 12 eylülün varsıllarından yök vize uygulamasını omuzlarımıza bindirdi.
Soğuk bir aralık sabahıydı (kasım sonları da olabilir) vize sınavım var.
Büyükçe bir anfi de sınava gireceğiz. Yerimi aldım ve sınav başladı. Sınav
salonunda tanımadık kara suratlı birileri dolaşıp duruyor bende yahu bu
asistanları çok aramışlar mı diye kendime soruyorum. Sınavım bitti kağıdımı
teslim ettim ve aynı anda o kara suratlı sevimli arkadaşlar koluma girdiler
kibarca bizimle merkeze kadar geleceksiniz diye ricada bulundular. Ben her ne
kadar üniversitenin içinden kimseyi alamazsınız diye dirensem de hatta bölüm
başkanının odasına kadar kara suratlı arkadaşları buyur ettiysem de hocalar da
dahil herkesin bakışları arasın da beni paket yapıp o zamanların meşhur reno12
lerden birinin arka koltuğuna yerleştim güzelce ve yeni senaryonun çekimlerine
başladık. O esnada baba evi basılmış bir sürü yazı çizi ‘örgütsel dökümanlar’
bulunmuş hakkımda dosya oluşmuş olay bir tek sorguya kalmış.

Şimdi sıkı durun, yukarıda anlattığım sıkıcı ayrıntılar olayın
sonucunun ve öneminin kavranması için önemliydi. Tam 30 gün kaç il gezdim
bilmiyorum çünkü sayısını karıştırmıştım. Her gece özel yöntemli sorgular
geçirdim. Ve o sürecin sonun da sorguya alındığım özel bir oda da özel bir
savcı ve mitten olduklarını söyleyen sorgucular bütün gün süren bir sorgunun
ardından bana şiir ve siyasi yazı yazamayacağımı, kullandığım pranga, hücre,
dağ, kızıl gül, hasret ve benzeri kelimeleri kullanamayacağımı belirten imzalı
taahhüt içeren ifademi aldılar ve 30 gün süren misafirliğim son buldu ve
serbest bırakıldım.

Bu konuyu o zaman şimdi basın özgürlüğü diye bağıran bir sürü
zat’ı muhtereme kamuoyunda azıcık paylaşın, sorgulayın diye ricacı olduğumuz da
bana siz siyasi suçlardan yargılanmış bir örgüt mensubusunuz yapamayız diye
geri çevirdiler.

Şimdi meşhur olmanın dayanılmaz hafifliğine dayanmaları beni
gerçekten acayip derecede şaşırtıyor.

Daha da şaşırtıcı olanı duygulandırıyor, gözlerim doluyor…

Siyami Aydın

18 Şubat 2011, İstanbul