Son Dakika Haberler

NE YAPTINIZ ÇOCUKLAR FARKINDA MISINIZ!?

NE YAPTINIZ ÇOCUKLAR FARKINDA MISINIZ!?
Okunma : 113 views Yorum Yap

Page_taksim_674657(Gezi’nin ardından)
Gezi süreci, bütün yönleriyle başlı başına akademik düzeyde incelenmesi
gerektiğine inandığım bir gerçekliktir. Gezi üzerine araştırmalar bizim
üniversitelerimiz dışında da başlatılmış bulunmaktadır.*
Ben Gezi sürecinin iki boyutlu olduğunu düşünüyorum; Gezi Parkı içinde
yaşananlar ve Gezi dışında(Türkiye genelinde) yaşananlar. Gezi dışında yaşanan
destek eylemlerine ilişkin ben dahil yapılacak bütün tespit ve
değerlendirmelerin subjektif kalacağına inanıyorum. Çünkü; Gezi içi ile Gezi
dışındaki eylemlerde “tarz ve söylem” açısından farklılıklar görüyorum. Buna
karşın; Gezi’nin belediye sorunu olmaktan çıkartılıp hükümet sorununa
dönüştürülerek polis şiddetiyle bastırılmasındaki “neden” sorusu aklımda canlı
durumdadır. Sadece şu kadarını söylemek isterim ki; Gezi sürecinde AK Parti
iktidarı yerine herhangi bir parti de iktidarda olsaydı, bana göre aynı
koşullarda Gezi tepkisi ona karşıda verilecekti. Çünkü tepki en genel anlamda;
sistemin halka rağmen yönetim anlayışına ve işleyişine karşı net bir tavır
alıştı.
Bu nedenle fırsat buldukça sıradan bir aktivist olarak yer aldığım Gezi Parkı
içinde yaşananları anlamaya, anlatmaya çalışacağım. Özet olarak Gezi; lidersiz
ve kollektif aklın yeşerdiği bir ortamdır. Gezi; kimsenin kimseyi
ötekileştirmediği, insani reflekslerin öne çıktığı, katılım ve paylaşım temelli
ortak bir hayatın habercisidir. Kısacık süre içinde doğaçlama gerçekleşen yaşam
tarzı, yönetişim anlayışı ve söylemi açısından Gezi, en soldan en sağa kadar
siyaset dünyasının klasik politika yapma tarzını, klişelerini ve söylem
ezberlerini bozduğuna inanıyorum.
Gezi direnişi; Türkiye’deki 68 kuşağının romantizminden, 78 kuşağının inanmış,
adanmış ve militan mücadele azminden izler taşıyan 90 kuşağının eseridir. Gezi
direnişçilerini 68 ve 78 kuşağından ayıran temel fark; mücadelelerini sivil
itaatsizlik üzerine şekillendirmiş olmalarıdır. Bu kuşak çoğunluk olarak askeri
darbelerde bedel ödeyen 68 ve 78 kuşağı ile bir şekilde bağı olan, çoğunluğu
kadınlardan oluşan genç bireylerdir.
Gezi Direnişi, 68 ve 78 kuşağının tarihsel süreç içinde verdiği ekonomik,
sosyal ve siyasal mücadeleye yeni bir boyut daha eklemiş ve mücadele alanını
daha da geliştirip genişletmiştir: İnsan hakları ve ekosisteme duyarlılık! İşte
bu yeni boyut ve bu yeni boyutun sivil itaatsizlikle eyleme dönüşmesi, Gezi
Direnişi’nin de ruhunu oluşturmuş, hemen hemen bütün toplumsal farklılıkların
buluştuğu, özgürce sözünü söylediği demokratik mücadele zeminini yaratmıştır.
Gezi Direnişi; devlet otoritesinin bireysel özgürlükleri ve yaşam alanlarını
daraltan uygulamalarına karşı spontan gelişen ve “yeter” diyen eleştirel bir
dik duruştur. Gezi, kendi yönetimsel anlayışını ve yaşam tarzını kendisi
yaratmış ve uygulamıştır. Bunun adı bana göre doğrudan demokrasidir ve henüz
yazılı hukuku ve kuralları yoktur.
Gezi’de yaşanan doğrudan demokrasi pratiği, demokrasi çıtasını oldukça yükseğe
taşıdı. Bu deneyim dünyada aynı anda araştırılmaya ve tartışılmaya, hukuku ve
kuralları yazılmaya başlandıkça, katılımcı demokrasi kuralları ile temsili
demokrasi kuralları içinde yaşayan ülkeler arasındaki iki yüz yılı aşkın
demokrasi makasının da yavaş yavaş kapanacağına inanıyorum. Bu süreç bana göre
fiili olarak başlamış bulunmaktadır. Gezi deneyiminin dünyaya umut ve moral
verdiğini ve yeni bir model olabileceğini düşünüyorum.
Bu anlamda Gezi ruhu Türkiyeli yerel bir çıkış olmasına rağmen aynı zamanda
evrensel bir gerçekliğe dönüşmüştür. Artık dünyanın herhangi bir ülkesindeki
merkezi otorite; Gezi ruhunu hesaba katmadan politika yapmakta zorlanacağını
düşünüyorum. Bugün bu ruh Türkiye’de Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesiyle,
Brezilya’da bilet fiyatlarına yapılan zamlarla ortaya çıktı. Yarın bir başka
ülkede bir başka gerekçeyle “bana rağmen asla” diyerek nüksetmesi çok
muhtemeldir.
Gezi’yi kendilerine ajitasyon ve propaganda malzemesi olarak gören örgüt ve
patilere gelince; çok da uzak olmayan bir gelecekte, Gezi ruhunun demokratik,
özgürlükçü etkisini kendi bünyelerinde yakıcı olarak yaşayacaklarını tahmin
ediyorum. Bu yapılar ya örgüt ve parti içi demokrasiyi kabul etmek ve uygulamak
zorunda kalacaklar, ya da dağılma veya ayrışma sorunu ile karşı karşıya
kalacaklardır. Belkide süreç içinde Gezi ruhunu geleceğe taşıyan yeni politik
bir oluşuma tanık olacağız!
Her şeye rağmen bundan sonra parlamentonun yasama faaliyetlerinde adı konulmasa
da Gezi ruhunun hesaba katılacağını, çıkartılacak yasalarda Gezi etkisini
görebileceğimize inanıyorum.
Gezi Direnişini ve ruhunu yaratan bu yeni kuşağın demokrasi özlemlerinin ne
kadar derin ve bilinçli, mücadele yöntemlerinin ne kadar demokratik, kapsayıcı
ve yaratıcı ve ne kadar özgürlükçü ve şiddetten uzak olduğuna tanık oldum. Çok
umutlandım, gururlandım…
Artık, Gezi ruhu var!
Ne yaptınız çocuklar farkında mısınız!?
* Muirhead Tower Üniversitesi(Muirhead Tower University of Birmingham) Siyaset
Bilimi ve Uluslararası Çalışmalar Bölümü, Siyaset Teorisi Öğretim üyesi Luis
Cabrera tarafından benimle, 9 Temmuz 2013’de TÜMİKOM çalışmalarına yönelik bir
söyleşi yapıldı. Söyleşinin bir bölümü Gezi Parkı eylemelerini anlamaya
yönelikti!

Mustafa DURNA
TÜMİKOM(Milletvekillerini ve Seçilmişleri İzleme Komiteleri/Derneği)