Son Dakika Haberler

RİZE GEZİMİZ VE İMZA GÜNÜ -II-

RİZE GEZİMİZ VE İMZA GÜNÜ -II-
Okunma : 125 views Yorum Yap


Gezimizin ikinci günü de çok hareketli geçti. Ümit
Bağdatlı gelip aldı bizi. Kahvaltı için yola çıktık. Doğruca Şahin
Tepesine gittik. Yeşilliklerle kaplı bir yükselti üzerinde lüks
tesisler. Doğa müthiş burada. Yeşille mavi sanki eşleşmişler gibi.
Manzara korkunç. Rize panoramik olarak ayaklarınız altında. Tam da
ressamların fırça oynatmak için koşacağı bir yer. Bu tepeden seyrettik
Rize’yi doyuncaya kadar. Sonra da biraz aşağıda olan ve methini
işittiğimiz Yeni Bahar tesislerine gittik. Sabah kahvaltısını burada
yaptık. Açık büfe. Yöresel kahvaltılıklar ve değişik kahvaltılıklara
dalıp çıktık. Buradan Ümit Bağdatlı’nın evine giderek kahvelerimizi de
içtik.

Programa göre hareket ediyoruz. Doğruca Dağsu’daki eşimin
aile büyüklerinin mezarlığına gittik. Aynı aileden birkaç kişi! Sayın
A. Bekaroğlu mezar başında o güzel ve etkileyici sesi ile Kur’an-ı
Kerim okudu ve sonrasında anlamlı bir dua ederek mezar ziyaretimizi
tamamladık. Burada dikkati çeken olay, mezar başında bizi gören bir
kadının gelmesiydi. Kadın, Emine’ye “Kim öldü?” diye sordu, Emine
“Kimse ölmedi, yakınlarımızın mezarlarını ziyaret ediyoruz” dedi.
Kadın kimlerden olduğumuzu sormuş. Emine anlatınca kadın Fatma’yı
tanıyan biri çıktı. Bu arada Adnan Bağdatlı geldi (Reşat’ın oğlu). Bu
da ayrı bir sürpriz oldu.

Mezar dönüşü Kayın pederin evine yollandık. Çok yakın bir
yer. Yol yapımı ve duvar inşaatı var. Arabadan inmedim. Emine ile
Mehmet indiler. Arabamızın yanına bir adam ile kadın geldi. Ümit’e ilk
sözü “Ziyarete mi geldiniz yoksa metre ile mi geldiniz?” oldu. Yani
demek istiyor ki miras için mi geldiniz yoksa ziyarete mi? Malum
Karadeniz’de toprak için işlenen cinayetler sayılamayacak kadar çok…
Adamı “Ziyaret için geldik” diyerek memnun ettik!

Yolumuz Çayeli! Malum burada kuru fasulye yiyeceğiz.
Meşhur Hüsrev’i bulmakta zorlanmadık. Daldık içeri. İyi ve muntazam
bir tesis! Bir güzel karnımızı doyurduk. Gerçekten fasulyesi enfes,
fırın sütlacı ve kadayıfı da öyle…

Armutlu’ya gideceğiz. Sözleştiğimiz gibi İslam Yıldırım
geldiğini telefonla bildirdi. Hüsrev’de buluştuk ve yola çıktık.
Yolda, Yeniköy dedikleri bölgede durduk. Geçen gelişimizde fırın
sütlaç yediğimiz yerde yine durduk. Aynı dükkân, aynı adam! Tanıdı
bizi az çok. Yine o nefis sütlacından yedik. “Nasıl bu kadar nefis
oluyor senin sütlacın” diye sordum ve ekledim “hiçbir usta yaptığını
söylemez…”.  “Söylerim, söylerim” deyince “O zaman anlat” dedim. Kısa
kesti “Sadece süt kullanırım, bir de kıvamına bakarım” dedi. Teşekkür
ettik usta’ya. Emine ve Ahmet Bekaroğlu, fotoğraf çekmeye devam
ettiler.

On dakika kadar sonra İslam’ın evine vardık. İslam’ın
Babası Niyazi Bey, oğlu Ali Kemal ve kardeşi Hikmet geldiler. Yamaçta
şık bir ev!  Muhteşem manzarası var. Fotoğraflamayı ihmal etmedi
bizimkiler. İslam’ın eşi Fatma Hanım’ın ısrarı karşısında “Pes” dedik
ve biz sohbet ederken hazırladığı birbirinden güzel yemek ve kahvaltı
sofrası ile yeniden kaşık kavgası yaptık.  Yolumuz Rize… Bu kez üst
yoldan yola çıktık. Amaç Sayın R.T.Erdoğan’ın köyü Güneysu’yu
(Potomya)  görmekti. Dağları geçtik, adeta yeşil çay denizinde yüzerek
Güneysu’ya vardık. Güneysu diye bir yer yok gibi. Zira merkezde ne
kadar eski bina varsa yerle bir edilmiş ve yeni inşa binalarla modern
bir yerleşim bölgesi yaratılmış… Tabii Sayın R.T. Erdoğan’ın yamaçtaki
evini de gördüğümüzü belirtmek isterim. Rize’nin her cadde ve
sokağında ve binalarda asılı bulanan dev R.T.Erdoğan posterleri burada
da aynısı ile mevcut.

Portakallık Mahallesindeyiz, yani eski ismi ile Haldoz’da.
Yani doğduğum yer. Burada portakallık camii arkasındaki evimizi
görmeye gittik. Yine şaşkınlık. Kesme taştan evin hemen her tarafını
berbat sıvalarla kaplamışlar. Bazı yerler boyanmış! Yeni göze hoş
görünmeyen ilaveler yapılmış. Hiçte iç açıcı değil. Erdoğan Akın’ın
isteğini yerine getirmek için Ahmet Bekaroğlu’dan rica ettim. Havva
Halasının evinin birkaç fotoğrafını çekti. Ben de İpsiz Recep Reis’in
kardeşi Kara Emin’in oğlu merhum Sabri Gürses’in evine gittik
(Prof.Dr. Emin Gürses’in annesi). Bahçe kapısı açıktı, içeri girdim.
“Hatice Abla” diye seslendim. Avluda oturuyordu. Ayaküstü üç beş
dakika konuştuk. Çok memnun oldu.

Yolumuz Rize kalesi, bir anda cep telefonumun kaybolduğunu
fark ettim. Araştırdık, telefonu çaldırdık. Nihayet İslam Yıldırım’ın
çalışma odasında unutmuşum. Buruk da olsa bir sevinç! Rize kalesinde
yarım saat kadar kaldıktan sonra Ziraat Botanik bahçesine gittik.
Recep Hocayı (Koyuncu) bizi bekler bulduk. Bir saati aşkın sohbettik
ettik. Recep Hoca bize Rize’yi ve Rizelileri ihya eden Çay’ın Rize’ye
getirilişi için mücadele eden kişileri ve o günün hükümeti nezdinde
yaptıklarını ve aldıkları sonucu tatlı dili ve şivesi ile anlattı.
Böylece bilmediğimiz bazı noktaları da öğrenmiş olduk. Her gittiğimiz
yerde yemek yediriyorlar bize. O kadar ısrar oluyor ki “Hayır”
diyemiyoruz.  Kendimize akşam yemeğini yasakladık ve doğruca Müftü
Yusuf Karaali Yüksek İhtisas Merkezine giderek istirahata çekildik.

Rize değişiyor; sosyal hayat alabildiğine öne çıkmış
durumda. Artık insanlar, yaşlı-genç gecenin her saatinde sokağa
çıkabiliyor. Modern kafe ve restaurantlara bir başlarına
gidebiliyorlar.  AVM ler, modern binalar, çarşı içindeki çeşitlilik,
halkın giyim kuşamına özen göstermesi, modanın takibi ve insanlara
yansıması, üniversite öğrencilerinin şıklığı ve topluma ayak
uydurmaları Rize’ye bir başka hava vermiş. Eskiye önem gösterilmemesi
üzüntü verici. Vatandaş dededen, babadan kalma eski evlerini, tarihi
yapı olup olmadığına bakmadan yıkıp yerine çok katlı beton binayı
kondurmaktan geri kalmıyor. Bu da eski Rize havasını ortadan
kaldırıyor. Rize merkezdeki onlarca tarihi binadan sadece birkaçı
dikkat çekiyor. Mataracı Konağı, Tuzcuoğlu konağı ve Hüseyin Yardımcı
Konağı gibi… İyi ki bunlar var. Mataracı Konağı, Tuzcuoğlu Konağı
yıllar önce Müzeye dönüştürülmüştü. Yakın zamanda Yardımcı ailesi de
Portakallık Mahallesindeki Konağı “Şevket Yardımcı Müzesi” olarak
hizmete açtı…  DEVAM EDECEĞİZ.