Son Dakika Haberler

RİZE GEZİMİZ ve İMZA GÜNÜ

RİZE GEZİMİZ  ve İMZA GÜNÜ
Okunma : 108 views Yorum Yap

SON yazdığım kitap “Milis Binbaşı Hacıoğlu Hafız Mehmet
Ragıp Bey” dir. Bu esere konu seçtiğim Mehmet Ragıp Bey hakkında bilgi
alabilmek için gitmiştim Rize’ye. Bu şahsın yakınlarını İstanbul’da
bulmuş ve konuşmuştum ama bir de yaşadığı yöreyi ve yaşadığı yeri
görmek varsa tanıyan ve hakkında bilgi sahibi olanları dinlemek
istemiştim.

Eseri yayınladıktan sonra Rize’ye gitmeyi kendimce görev bildim.
İstedim imzalı birkaç adet kitabı kendilerine görüşme yaptığım evde
takdim edeyim. Ama olmadı, bu isteği gerçekleştiremedim.  Sarıyer
Belediyesince düzenlenen 9. Edebiyat Günleri nedeni ile gidemedim.
Ancak bu eylül ayında bu geziyi gerçekleştirebildim.

SAĞOLSUN, Rize’nin “Deli Gönlü” daha doğrusu “Rize
Sevdalısı” Recep Hoca… “Geliyorum bir etkinlik yapabilir miyiz?”
Dediğim de bana “Geleceğin tarihi bildir, yeter” dedi. İşte “İMZA
GÜNÜM” böyle ortaya çıktı ve Recep Koyuncu Hoca’nın büyük gayreti ile
Rize merkezde “Bizum Kitap ve Kültür Evi”nde İmza Günü etkinliği
hazırlanmış oldu…

İmza günü için 22 Eylül’de da yola çıkacak ve aynı gün
etkinlik yapılacaktı. Dr. Ahmet Bekaroğlu ile gidecektik, daha önce
sözleşmiştik. İş başa gelince Mehmet C. Balcı “Ben de geliyorum” dedi…
Hay hay… Ablası Emine ile birlikte biletlerimiz alındı. Yolculuk
uçakla. Sabah erken saatte çıktık, trafik sorunu ve güç bela Sabiha
Gökçen Hava Limanına ulaşabildik. Bir an önce biletimizi alabilmemiz
ve içeri girmemiz gerekiyordu. Yoksa verilen saati aşmış olacağız
dolaysıyla bilet yanmış olacak. Devamlı ikazla bu söyleniyordu.
Emine’nin kuyrukları aşarak bankoya ulaşması ve ricaları sonucu öne
alındık ve işimiz sonuçlandı. Yolculuğumuz gayet olumlu geçti. Trabzon
Havalimanına uçağın kuyruk kısmından indik doğruca çıkışa yöneldik.
Bir de ne göreyim Emine “Baba Hoş geldin” demiz mi? Abandone oldum,
şaşırdım. “THY ile mi geldin” diye sordum “Hayır, aynı uçakla geldim.
Sana sürpriz yaptık” dedi. Gülüştük. Meğer o bizimle beraber kendine
de bilet almış, bize görünmeden uçağa ön kapıdan binmiş ve ön tarafta
Mehmet’in yerine oturmuş.

Rize’ye 14.00  de geldik. Doğruca kalacağımız Diyanet
İşleri Başkanlığı Müftü Yusuf Karaali Dini Yüksek İhtisas Merkezi’nde
yerleştikten sonra imza alanına gittik. Milis Binbaşı Mehmet Ragıp
Bey’in torunlarınca karşılandık. Ağırlandık. Bir süre çay sohbeti ile
uçak yolculuğunun yorgunluğunu kısmen atlattıktan sonra, imza günümüze
başlamış olduk. Seçkin bir topluluk önünde olmaktan mutlu oldum.

İmza gününe gelenler Milli Mücadele, Milis Binbaşı Mehmet Ragıp Bey
ve İpsiz Recep  ile ilgili sorular sordular. Soruları yanıtladık.
Herkes geçmişini arıyor gibi geldi bana. Kendi geçmişinde bir şeyler
öğrenmek ister gibilerdi. Belki değil ama bana öyle geldi. Ben
dinleyenlere başımdan geçen bir anıyı anlattım şöyle: “Delikanlı iken
tartışmalarda bana sürekli Rizeliler askerlik yapmadılar, hep kaçtılar
diyorlardı. Oysa babam on yıl askerlik yapmıştı. Bu nasıl kaçmaktı?
Ama İpsiz Recep kitabını yazarken yaptığım araştırmalar sonunda
İstanbul dolaysıyla Sarıyer’deki Rizelilerin, Hopalıların,
Sürmenelilerin askere gitmeyen ve deniz ile iç içe çalışanlar 1919 ile
1922 tarihleri arasında İstanbul’un çeşitli liman ve deniz kıyısı
mahalle ve köylerden takaları, sandalları. Alamana kayıkları ile
İstanbul’un çeşitli yerlerinden alınan silah, cephane ve ordu için
gerekli araç, gereç ve malzemeleri,  Karasu, Kandıra, Kafken, İnebolu
üzerinden Anadolu’yla götürdükleri için İpsiz Recep Reis emrinde
çalıştıkları kabul edildiğinden, İpsiz Recep Reise Atatürk tarafından
veriler bir yetki belgesi ile askerlik yapıldıkları kabul edilerek
terhis edilmişler”. İşte bu olayı bilmeyenler Karadenizlileri,
bilhassa Rizelileri askerlik yapmadı diye eleştirirler. Olay budur.
Oysa İpsiz Recep Reis, Topal Osman Ağa, İlyas Sami Kalkavanoğlu,
Mehmet Ragıp Bey’in (diğer çetecilerin)  çetelerinde olanların tamamı
bu şekilde askerlik yaptıkları kabul edilmiş ve savaşa katılanlarla
birlikte terhis edilmişlerdi.


Deniz Varlı ve Necdet Varlı… İki isim akraba olduklarını
sormadım ama öyle olmaları mümkün. Onlara da Yahya Varlı Reis’i
tanıyıp tanımadıklarını sordum. Bilmiyorlar. Bilgileri de yok. Onlara
Yahya Varlı Reis’in aslında denizci olduğunu ama milli mücadelede
İpsiz Recep Reise katıldığını ve savaş sonrasında İstiklal Madalyası
ile ödüllendirildiğini anlattım (Milli Mücadelede Boğaziçi ve İpsiz
Recep Reis kitapları).

Mehmet Ragıp Bey’in torunu ve halen M. Ragıp Bey’in
İstiklal Madalyasını yakasında taşıyan torunu Niyazi Yıldırım, Niyazi
Beyin oğlu İslam Yıldırım, İslam’ın oğlu Ali Kemal Yıldırım, Prof. Dr.
Şaban Şimşek, Adnan Aksoylu, A. Mustafa İpek, Esra Hanım, Yüksel
Öğretmen ile Eşi Hüsniye Hanım, Ümit Bağdatlı, A. Mustafa İpek ve
diğerlerinin gösterdikleri ilgiden çok çok memnun olduğumu itiraf
etmek isterim.

Rize’nin tüm dertlerini üzerinde taşıyan büyük kültür
elçisi Recep Koyuncu Hoca’nın inanılmaz gayretini de ayrıca belirtmeyi
görev bilirim. Bu ne büyük özveri, bu ne büyük mücadele! Recep Koyuncu
Hoca’ya verilecek en büyük ödül, özel İhtisas kütüphanesine ilgililer
tarafından daha büyük, hatta oldukça büyük bir yer tahsis edilmek
olacaktır. Bunu da beklemek hem Recep Hoca’nın hem de Rizelilerin
hakkıdır. Aslında böylesine mücadele edecek birkaç kişiyle daha
ihtiyacı var Rize’nin.


Ayrıca Kültür evini çekip çevirenleri, büyük imkânsızlıklar içinde
kitap-eğitim ve sanat adına verdikleri hizmetten ötürü kutlamak
isterdim.

Toplantıdan sonra nemi yaptık? Atladık bir taksiye Hızır Hop Camiine
gittik. Oradan Rize’yi seyretmenin zevkine vardık. Buradan yolumuza
devam ederek Yakın zamanda kaybettiğimiz amcamın oğlu Ekrem’in evine
gittik. İki kızı bizi görünce hayli şaşırdılar. Fazla kalmadık.
Vaktimiz dar, yorgunlukta var. Aylak üstü görüştük. Emine ile Mehmet
kaldılar, onlar sohbete devam ettiler. Sayın Dr. Bekaroğlu ile
birlikte o meşhur 750 basamaklı tarihi merdivenden sahil yoluna inmeye
başladık. 750 merdiveni indik ama gelinde bana sorun. Sanki kırk yıl
taş taşımış gibi yoruldum, helak oldum. Arkamızdan Emine ile Mehmet
geldi ve birlikte Rize’nin meşhur yeri olan Dağmaran’a giderek, aynı
ismi taşıyan lokantada başta Mıhlama olmak üzere akşam yemeğimizi
yedik sonra yatı…  DEVAMI GELECEK

Yazan İbrahim Balcı