Son Dakika Haberler

SARIYER KÖYLERİ!

SARIYER KÖYLERİ!
Okunma : 1.194 views Yorum Yap

İstek bu, ister yerine getirirsin istersen getirmezsin. Bu
anlayışına bağlı! Benden Sarıyer köylerini yazmam istendi. Aşiyan’dan
başladık, sahil boyunu boydan boya yazdık. Köylere sıra gelince pas
geçmek olur mu? Olamaz dedim ve köyleri de yazmaya başladım,

Önce bir yuhhhh çektim kendime! Ne köyü Balcı dedim.
Köyler mahalleye dönüştürüldü bunu bilmiyor musun? Biliyorum tabii,
bilmemek var mı? Köylerin mahalleye dönüştürülmesinden amaç nedir?
Buna değinmek benim işim değil. Elbette ki siyasi bir manevrası
vardır. Benim işim dostların isteği ile köylere yeni mahallelere
değinmektir…

Sarıyer’in köy sayısı 1960 yılına kadar10 du: Bahçeköy,
Zekeriyaköy, Uskumruköy, Gümüşdere, Kilyos, Demirciköy, Rumelifener,
Garipçe, Kısırkaya ve Ayazağa köy…

Ayazağa köy siyasi mülahazalarla Sarıyer’den koparıldı ve
Şişli’ye bağlandı. Uzun yıllar Şişliye bağlı kalan Ayazağa yine siyasi
mülahazalarla bu kez Sarıyer’e bağlandı. Köy yine köy ama siyasi
olarak erk sahiplerine fazla kıyağı olmadı. Olan Ayazağa köye oldu
zira Sarıyer’den altmış yıl ayrı kalmasına rağmen sanki bu köye hiç
hizmet gitmedi… İkinci kez Sarıyer’e bağlandıktan sonra neler oldu,
hangi hizmetler gitti bunu da yaşayanlar görüyor. :Böyle devam ederse
hayli atalım yapar gibi geliyor bana… Ayazağa denildiğinde eskiden
Sarıyer akla gelirdi öylesine Sarıyer’e yakın ve öylesine Sarıyer’i
benimsemişti. Merhum Ahmet Karaman Sarıyer Spor Kulübünde yönetici
olmuştu. Sarıyer dışından yönetici dedikleri zaman çok üzülmüş ve
ertesi gün evden bır topu alıp gelmiş ve bir de vukuatlı nüfus örneği
getirmişti. Konuşanlara işte benim özüm bu demiş tapu kayıtları ve
vukuatlı nüfus kaydı ile kendisinin öz be öz Sarıyerli olduğunu ispat
etmişti. Ne var ki bu dostum, bu sevimli arkadaşım Koronavirus
denilen hastalığa derdini anlatamamış ve elim bir şekilde aramızdan
ayrılarak ebedi dünyasına gitti. Allah rahmet eylesin. Ayazağa’nın
büyük bir kısmı ziraatla uğraşırken çevresinde hayli iş yeri,
imalathane var. İşçilerin yoğun olduğu bir yerleşim bölgesi!

Sarıyer’in büyük köylerinden biriydi Bahçeköy. Bu köyün
tarihi çok eski yıllara dayanır. Sultan Süleyman’a kalmayan dünya
eski Bahçeköylülere de kalmadı. Bugünkü Bahçeköy’e geldi sıra. Kanuni
Sultan Süeyman Belgrad Seferi dönüşü (1521) beraberinde getirdiği Sırp
esirleri, Bizans döneminde ismi Petra olan Belgrad Ormanı içindeki
köye yerleştirdi. Bu suretle köyün adı Belgrad oldu. Huzur içinde
yıllarca burada kaldılar. Ama öyle bir zaman oldu ki iş sarpa sardı.
Belgrad Ormanı içinde bendler, su yolları ve kemerlerin çokluğu malum.
İstanbul’un su ihtiyacı buradaki sulardan karşılanıyor. İstanbul’da
baş gösteren bir hastalık nedeni ile binlerce insan ölünce bunun içme
suyunun pisliğinden kaynaklandığına kanaat getirilerek önlem alınmaya
çalışılıyor ve Belgrad köylülere “Bundan böyle suların temizliği size
ait” deniliyor. Yıllar geçiyor aradan bir kez daha böyle bir hastalık
gelince, suların pisliğinden kaynaklandığı anlaşılıyor ve Belgrad
Köylüler cezalandırılarak orman içinden dışına iskân ettiriliyorlar.
Adına da Bahçeköy deniliyor. Bu arada I. Dünya Savaşı ve akabinde
Milli Mücadele veriliyor ve zafer kazanıldıktan sonra Lozan Antlaşması
gereğince de Tamamen Rumlardan meydana gelen Bahçeköy halkı mübadeleye
tabi tutuluyor ve Yunanistan’a gönderilirken, Yunanistan’ın Karacaova
bölgesinden, Fuştan’dan gelen Müslümanlar da bu köye yerleştiriliyor.
Böylece Bahçeköy gerçek anlamda Türk köyü oluyor. Bahçeköy 1894 den
1992 yılına kadar muhtarlıkla yönetildi. 1992 de ise Belde Belediyesi
olarak hizmet verdi ve köy iki muhtarlığa ayrıldı. Bilahare Belde
belediyeleri de kaldırılınca üçüncü bir muhtarlığa ayrıldı. Halen bu
statüde devam etmekte olup, büyük gelişim gösteren mahallelerden
biridir.

Sarıyer’de tarihi eserlerin en önemlileri Belgrad Ormanı
içinde ve Bahçeköy sınırlarındadır. Örneğin Bahçeköy Kemeri, Topuzlu
Bend, (1750) Sultan I. Mahmut Döneminde inşa edildi 150.000 m3 su
kapasitelidir. Valide Bendi (1776) Üçüncü Selimin Annesi Valide Sultan
Adına yaptırılmıştır. Su kapasitesi 225.000 m3 tür. Sultan II. Mahmut
bendi (1839 ta tamamlanmıştır) Bu bende Yeni Bend de denilmektedir.
217.000 m3 u kapasitesi vardır. Ayvat Bendi Sultan III. Mustafa isteği
üzerine yaptırıldı (1765). Su kapasitesi 156.000 m3 tür. Kömürcü
Bendi (Karanlık bendi, Topuz bendi de deniliyor) 1620 de Sultan II.
Osman tarafından yaptırıldı. Su kapasitesi 70.000 m3 tür. Büyük Bend
(1724, Belgrad Bendi, Bend-i Kebir ve III. Sultan Ahmet Bendi de
denilmektedir) Belgrad Köy (Petra) bu bendin yanındaydı, harabeleri
halen mevcuttur ama definecilerin hışmına uğradığından darmadağındır.
Bu bendin su kapasitesi ise 1.218.162 m3 tür. Aslında Büyük Bedin Roma
döneminde 4. Yy a inşa edildiği, 7. yy. da İstanbul’u kuşatan düşman
kavimler tarafından tahrip edildiği bazı kayıtlarda vardır. Tahrip
olan bent Kanuni Sultan Süleyman tarafından büyük onarımla
kazanılmıştır. Bu bend pek çok kez onarım gördü. Bu bentten
İstanbul’un su ihtiyacı için Sultanahmet’teki Yerebatan sarnıcına su
veriliyordu. Kirazlı Bent (1818) Sultan II. Mahmut döneminde inşa
edildi. 103.080 m3 su kapasitesi vardır. Ayrıca bir hayli de tarihi
eser olarak su kemerleri vardır. Sadece birinin bilgilerini vereyim.
Bahçeköy Kemeri köye girerken karşımıza çıkan kemer Bahçeköy
Kemeridir. Bu Kemere Sultan I. Mahmut Kemeri de denilmektedir. Kemerin
uzunluğu 409 metre. Yüksekliği 27 metre, genişliği 3.25 metre olup 21
gözlüdür.

Bahçeköy’de Sarıyer İlçesinin ilk üniversitesi/Fakültesi,
Orman Fakültesi olup 1934 ten beri eğitim vermektedir. 23 yılım, memur
olarak Bahçeköy’de ve İ.Ü. Orman Fakültesinde geçti. Unutulmaz
anılarım vardır o nedenle de göz ağrım olan bir semtimizdir.

Buradan Zekeriyaköy’e atlayabiliriz. Köyün dışına
çıktığımızda sağlı sollu çam ağaçlarının sıralandığı asfalt yola
çıkarız. Kendimizi yeşil bir denizin içinde görürüz. Püfür püfür esen
rüzgâr, çam kozalakları ve yerlere serpilen milyonlarca ibre ve çam
kokusu!

Zekeriyaköy’de mahalle olanlardan biri. Yerleşim bölgesine
girerken, rahmetli İlhan‘ın yerini gören gerçek bir köye geldik diye
düşünürse de biraz ilerledikçe köye değil yeni bir şehre gediğini
anlar. Zira Sarıyer en eski siteleşme bölgesi Zekeriköy köy. Çok uzun
yıllar Koza Firması el atmış buraya. Binlerce villa yaparak Koza
Evlerini yaratmış. Adeta Avrupa’dan bir parça! Buna muvazi dolarak da
köyde de hareketlenme oldu ve köy içinde de eski evler halledilerek
yeni binalar inşa edildi. Köy eski köy değil adeta yenilendi. Ama İsmi
elbette ki Zekeriyaköy… İsmini Zekeriya Baba isimli yatırdan aldığı
söylenir. Ne derece doğru bilemem ama öyle kabul edelim, ruhu rahat
etsin. Tabi Zekeriyaköy içindeki anıt Çınar ağacı 600 yaşın üzerinde
olmalı. Çevresi dipten 11 m civarında, üst kısımlara göğüs hizasına
doğru 7 metre. Ana dallarından ikisi, yandaki binalara zarar vermesin
diye kesilmiş. Burada dikkatimi çekti hiçbir yerde Rumlara ait bir şey
yok. Kilise kalıntısı, mezarlık veya bir başka bina gibi!
Araştırmalarımızda halkının Türklerden oluştuğudur. Öncelikle Kırımdan
göç almış, sonraları Gürcü aileler topluluğu ve doğru Karadeniz’den…
Sarıyer’in ziraat ve hayvancılıkla ünlü köyü iken şimdi her ikisinden
de eser kalmadı denilse yeridir. Zekeriyaköy’ün Gülnar Kirazını Evliya
Çelebi Seyahatnamesinden ne kadar güzel anlatır. Bir kirazı sıkınca
yüz damla akar diye. Evliya Çelebi’yi yalan çıkaracak halimiz yok ama
köyde kiraz falan kalmadı, her taraf apartman villa. Tabii önemli bir
ziraat mamulü de Zekeriyaköy karpuzu idi. Son 30-40 yıldan beri
karpuzculukta tarihe karıştı. Hala eski Zekeriyaköy’ü yaşatan
Kirazlıbahçe ile Ortanca Bahçe var. Ortancaları çok ünlü olan Faruk
Bey bir iki yıl önce vefat ederek ayrıldı aramızdan. Bakalım
ortancalarını devam ettirebilecekler mi. Bir de çeşme yanındaki
Açelyası korunabilecek mi… Bizim işimiz daha çok Kirazlıbahçe ile…
Ercan Akaslan, Dede Mesleğini devam ettiriyor. Hem de en iyi şekilde.
Kirazlı Bahçe’ye iyi bakıyor, kiraz mevsiminde dalında kiraz yemek
serbest, yine mevsiminde Karayemiş toplamak yasak değil. Karayemişin
yaprak çayını içmekte izne tabi değil, istenirse hemen takdim ederler.
Denemek gerekir, çok şeye iyi geliyor, leziz bir tadı. Zekeriyaköy’de
tarihi eser olarak Hüseyin Ağa Çeşmesi (1745) var… Var ama o kadar
çok onarım gördü ki eski halinden eser kalmadı. Ziştovi Ayşe Hanım
Çeşmesi 1793) (Soğuksu) maalesef suyu başka tarafa alındı ve çeşme
kaderine terk edildi. En azından kitabesi korunabilse bari!

Gümüşdere Köyü derken biraz düşünmek gerek. Zira
Sarıyer’in yeni köylerinden biridir. Bu köyün esas ismi Domuzdere
Köyü’dür ve halkı Hıristiyan Rumdur. İlçenin en önemli tarım ve ziraat
merkezidir. Nüfusu kalabalık olduğu gibi çok da çalışkan insanlar
olarak bilinir. Ta ki milli mücadele dönemine kadar! Milli Mücadele
döneminde işler ters gitti. İstanbul’un işgali ile birlikte Papaz
Kostantin Efendi Çete kurup Türk köylerine eziyet etmeye başladı.
Hatta sahil semtlere bile inerek baskınlar düzenleyip Türklere zarar
vermeye başladılar. Aynı zamanda Tarabya’dan Hıristo ve Yorga çeteleri
ile Giritli Kaptan Andon çetesi ile birlik olarak Sarıyer ilçesini
kasıp kavurdular aylarca. Ta İpsiz Recep Reis’e, milliciler tarafından
temizlenmeleri emri verilene kadar. Papaz Kostantin dinsizse İpsiz
recep İmansızdı ve bir baskınla Papaz Kostantin çetesini ortadan
kaldırdı. Milli mücadele zaferle tamamlandıktan sonra Lozan Antlaşması
gereği buradaki Rum Halktı Yunanistan’a gönderildi, Karacaova
bölgesinden de Müslüman Türkler getirilerek köye iskân edildiler
(1923/1924). Köyün adı da Gümüşdere olarak değiştirildi. Bu köy
bereketli toprakların çok olduğu bir köy! Köylüler ziraatla uğraşır ve
ürünlerini pazarlara götürür ya da hale götürerek satarlar. Sarıyer’in
zengin köylerinden biridir. Zamanla köy göç aldı, kooperatifleşti, iş
kollarında değişiklik oldu. Taşımacılığa yönelen oldu. Ama yine de
köyün ana işkolu Ziraattır… Pilajı ile ünlüdür. Tarihi eser olarak
kilisesi var ama hayli bakımsız. Zamanında okul ve depo alarak
kullanıldı. Gümüşdereliler 1970’lı yıllara kadar köyde hep Makedonca
konuşuyorlardı (Belki Pomakça, ben öyle biliyorum).

Uskumru köyde Sarıyer’in eski köylerinden biri olup,
ziraat ve hayvancılıkla uğraşılırdı. Uskumruköy’ün ismi efsaneye
dayanır. Efsaneye göre bir ermiş kişi buradan geçerken atının ayağız
tökezlenmiş ve yere düşmüş. Yardıma koşanlara düşen kişi “Buranın ismi
ne?” diye sormuş “Kumru” demişler. Ermiş kişi, yardıma gelenleri
onore etmek maksadıyla “O halde buranın ismi “Uskumruköy” olsun demiş
ve isim böyle kalmış. “Us” akıl olduğuna göre, köye de akıllı
insanların bulunduğu köy adına Uskumköy demiş ermiş kişi iyi de etmiş.
Bu köyden aklı başında birkaç önemli ağa, bir Korgeneral Salih Acarel,
bir Belediye Başkanı Sedat Özsoy çıkmış. Bir diğer söylence de şöyle.
Sultan III, Murat’ın sadrazamı köyleri gezerken bu köye uğramış,
insanlarla ve daha çok gençlerle konuşmuş, akıllı olduklarını görünce
de köyün ismini sormuş “Kumru” demişler, sadrazam müdahale etmiş ve
“bir ilavede ben yapayım köyün ismi Uskumru olsun” ve öyle kalmış.
Uskumru köy hayli büyük bir köy! Sarıyer ilçesinde en büyük alana
sahip bir köy! Örneğin Kilyos Mezarlığı olarak bilinen büyük Kilyos
Mezarlığı, Ağlamış Baba Mezarlığı, Uskumruköy Şehitlik Mezarlığı köy
sınırları içindedir. Sarıyer’deki tek Ceneviz eseri Bu köydedir.
Ovidius Kulesi, Sarıyer’in en eski tarihi eseridir. Kule kare
biçiminde olup gözetleme amaçlı yapıldığı anlaşılmaktadır. Kulenin en
üst kısmında geceleri meşaleler yakılıyor boğazı geçmek isteyen
gemilerin kayalara çarpmaması için yol gösterici oluyordu. Efsaneye
göre kuleye adı verilen 50 yaşındaki Ovidius M.S. 8 yüz yılda
İmparator Augustus tarafından açık saçık şiirler yazıyor diye Roma’dan
kovuldu. Tuna yakınlarında bir yer olan Tomi’ye sürgün edildi. Burayla
giderken gemiden Uskumruköy kulesini görmüş, bu nedenle de kulenin
varlığından haberdar olunduğu için ismini Ovidius kulesi koymuşlar.
Fena bir isim değil, tarihi çağrıştırıyor, devam etsin. Ne var ki
kule asırlar sonra 1970 li yıllarda büyük onarım gördü ve tarihi
eserler üzerinde çalışmayan bir ekip tarafından onarıldığı için
özelliğinden çok şeyler kaybetti. Kulenin yanı başında eski bir
mezarlık ve geçen yıla kadar bir çay bahçesi vardı. Köy camii
arkasındaki Bizans dönemi hamam kalıntısı var, bir de değişikliklere
uğrayan Hasan Efendi Çeşmesi. Birkaç çeşme daha varsa da kullanılmıyor
harap halde. Uskumruköy’ün yerli halkı Rum’du. Zamanda çok göç aldı,
Kırım Savaşı sonraki savaşlar nedeni ile Rum halkı köylü terk ettiler.
Bahçecilik, hayvancılık ve odunculuk yapılan köy bu özelliğini
kaybetti. Köy halkının büyük kısmı arazisine site yapan müteahitlere
satarak çalışma hayatından çekildiler. Şimdi Sarıyer’in en önemli
siteleri ve villaları Uskumköy sınırları içindedir denilse yeridir.
Arıköy Sitesi çok önemlidir. Bu sitenin bulunduğu alan Türkiye’nin en
önemli kumulu ile kaplıydı. Yani Türkiye’nin en büyük ve önemli çölü
idi. Türk sinemasının önemli bir platosu idi. Hangi akıl burası
satarak berbat etti anlaşılır değil. Tarihi eser, kalıntı ve dokuyu
koruyacak bilim insanlarının bu alanı kooperatif kurarak satın
almaları ve site yapmaları dokuyu hoyratça yok etmekten başka bir şey
değildir. Korunsa fena mı olurdu? diyesi geliyor insanın.
Uskumruköy’de bir de eğitim müessesesi var. Her hali ile örnek bir
okul. Ali Alkanat Anadolu Lisesi var.

Kilyos Sarıyer’in önemli köylerindendi. O da mahalle oldu.
Sarıyer’in Karadeniz kıyı şeridinde yer alan nüfusu her geçen gün
artmaya devam eden, bilhassa yazları anormal yerli ve yabancı turisti
ağırlayan sayfiye yeridir. Kilyos Güven Burnundan Tatlısuya kadar
sahil şeridi yüzmeye elverişli ve kumdur. Turban Tesisleri zamanla el
değiştirdi ama yine plaj. Onlarca plaj var. Hemen hepsi sahipli
dolaysıyla ücretli! Kilyos’un ismi Kilya idi. Kumunun bol olduğundan
ileri gelen bir isimdi. İsim değişikliğine gidildi ve Kumköy oldu. Ne
var ki bu isim halk tarafından tutmadı ve halk Kilyos demeğe devam
etti. Her ne kadar resmi kayıtlarda Kumköy deniliyorsa da halk Kilyos
demeğe devam ediyor. Kilyos tarihi eser bakımından hayli zengin.
Benzeri az görünen ve halen ayakta duran üç adet su terazisi
bulunuyor. Eski cami yanındaki çok bakımdı, diğer ikisi de ayakta.
Yalnız biri hayli yıpranmış ve onarıma muhtaç. Her ne kadar daha
önceki yayınlarımda Su Terazilerinin Ceneviz yapısı olduklarını
yazdımsa da Osmanlı Arşivinde Ceneviz değil Osmanlının son
dönemlerinde yapıldıklarını öğrendik. Böylece bende rahatlamış oldum.
Bu arada Kilyos kalesi de feci durumda. Bu kale her ne kadar Ceneviz
kalesi olarak biliniyorsa da aslında Ceneviz kalesi değil, Osmanlı
döneminde yapılan bir eserdir. 1705 yılında inşa edildi. Amaç Don
Kazaklarının saldırılarından korunmak amacı ile yapıldı. Aynı amaçla
R. Fener, Garipçe kaleleri de inşa edildi. Kilyos kalesi Kırım Savaşı
(1856) sırasında hastane olarak kullanıldı. Kilyos denizi ve havası
ile ideal bir sayfiye kenti. Ilıman havası, tertemiz denizi, kır
bahçeleri, lokantaları ile gözde bir yer. Yerleşim olarak da hayli
düzenli, Yazın pek çok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Nesli
tükenmekte olan Kum Zambakları endemik bitkisini yaşatmak için kurulan
dernek mükemmel hizmet veriyor, kültürel etkinlikler yapıyor. Sarıyer
Belediyesinin sosyal tesisleri de buraya ayrı bir hava veriyor.
Kilyos’taki Veysel Vardal Körler Okulu Vakfı yıllardan beri görme
özürlü çocuklara ücretsiz hizmet veriyor.

Demirciköy yerleşim bölgesi olarak kurulurken deniz kıyısında
bulunuyordu. Burada demircilikle meşgul oluyorlardı ama zamanla
yerlerinden oldular ve bugünkü yere gelip yerleştiler. Eski dönemlerde
halkı Rum’du. Demirciköy’ün bu ismi almasının nedeni halkının
demircilikle uğraşmasıydı. Demirciköy’ün Osmanlı Döneminde
tanınmasına neden Alyon Ailesidir. Bu aile Fransız Devriminde (1793)
çok etkin olmuş ve kaçarak İstanbul’a gelip gözden uzak burada
yerleşmiştir. Kışları Büyükdere’de yazları ise Demirciköy’de
yaşamışlardır. Demirciköy’e Paşalar Köyü de denilmektedir. İbrahim
Paşa (Abraham Paşa), Damat Mehmet Paşa bu köye gelip avlanırlar ve
günlerini geçirirlerdi, Ayrıca Korgeneral iken Hava Kuvvetleri
Komutanı olan Cemal Ergin de bu köylüdür. Alyon ailesinin yaptırdığı
bina kayıp! Yaptırdıkları çeşme de yerinde yok. Eski eser olarak
Nefise Hanım Çeşmesi var (1896). Demirciköy’de bahçecilik, hayvancılık
ve odunculuk yapılırdı. Ama bu özelliklerini kaybetti. Siteler köyün
etrafını sardı. Yüzlerce villa var siteleri dolduran. Plajları,
restaurantları, kır bahçeleri ile bilhassa yaz ayları turizme hizmet
veriliyor. Köyde anormal bir kalkınma var. Köy Muhtarı Nebahat
İmamoğlu müthiş bir gayretle, köyün ihtiyaçları için boğuşuyor, üst
üste etkinliklerle köye dikkat çekiyor, komşu köylerle ortak
etkinlikler yaparak seslerini duyuruyorlar.

Kısırkaya Sarıyer’in en küçük köyü idi. O da mahalle oldu. Deniz
sahilinde varlığını sürdüren yerli halkının büyük çoğunluğu Ahıskalı
Türkler oluşturur. Zamanla göç aldı ise de Ahıskalılar
mevcudiyetlerini koruyorlar. Hayvancılık, odunculuk ve bahçecikle
uğraşılırdı. Az da balıkçılık yapanı bulunurdu. Limanı olmadığı için
balıkçılık fazla gelişme gösteremedi. Polis Okulunun köye yakın
olması, köye canlılık katıyor. Tabii yazın Kısırkaya plajı ile de
hayli ilgi çekiyor.

İbrahim Balcı

Foto/Sinan Doğan