Son Dakika Haberler

VAY ANASINI BE!

VAY ANASINI BE!
Okunma : 50 views Yorum Yap

Her çocuk gibi o da kâğıt topun peşinden koştu. Sonra da 50 kuruşa aldıkları tenis topunun esiri oldu. Biraz daha palazlanınca meşin topu kovalayıp durdu. Okul, iş ve top! Bir arada yürümesi olanaksız bir şey ama gençlik işte oluyor. Koşturup duruyordu bu üçgenin içinde. 

Otuz arkadaş Bingöl Park’ta bir ar aya geldiler ve bir takım kurdular: Zümrütspor… Yeşil-sarı renkleri var. Yıl 1950’yı gösteriyordu. Mahalle mahalle maç yapıyor, zaman zaman Sarıyer dışına gidiyorlardı. Bütün arzuları Sarıyer’de oynamaktı. Olmadı, ama arkadaşlarında pek çoğu o formayı giydi. 1951 yılında Sarıyer S.K. kongresi vardı. Reşit yaşta bile değildi ama Eski İş Bankasının üst katında yapılan kongrede söz alıp konuştu. Kan ter içinde kalmıştı, sanki konuşurken dünyası ters dönüyordu. O gün akşam, kongreyi yöneten Kemal Yarar ona “Böyle devam edersen İyi bir yönetici olabilirsin” demişti. Yönetici oldu da iyi mi kötü mü oldu ona karar verecek elbette ki kendisi değildi.

Sarıyer her sezon şampiyonluğa oynayan bir takımdı. Temelinde iddialı olmak vardı sanki. Her zaman iyi takımlar kuruluyor, doyurucu futbolu ile takdir topluyordu. Kulübün mali gücü yoktu. Fazla para veremiyor ama söz verdiğini de kuruşu kuruşuna yerine getiriyordu. Para az olunca futbolculara da elbette ki yetmiyordu. Futbolcuları etkisiz hale getirebilmek için, bazı varyasyonlar yapmakta ona düşüyordu. Futbolculara yakın oluyor, ilgileniyor, varsa sorunları halletmeye çalışıyordu. Böyle olunca da futbolcular o’nun isteklerini yerine getiriyorlardı.

Şeref, Selgar ve Ruli takımın as elemanlarıydı. Bunlar sık sık işyerine gelir, paraları olmadığını belirterek istekte bulunuyorlardı. O da bunları kırmıyor, otuzar kırkar lira vererek memnun onları gönderiyordu. Bu olay yıllarca devam etti… 1966-1969 yılları arasıydı…

Sarıyer dört maç oynamış 7 puanı vardı, şampiyonlukta iddialıydı. Ankara’ya Güneşspor maçına gidiliyordu. Otobüste herkes pür neşe “Nasılsa yeneriz” düşünceleri içindeydi! Maçı umursamıyorlardı… Maça çıkıldı… Şaşkınlık. İlk kez rakip takım 22, 27, 33, 47, 88 gibi forma numarası ile saha çıktı. Ne sağ bek belli ne santrahaf, ne de santrafor. Kurt yönetici Avni Bey, böyle bir hile düşünmüş ve takımı öyle çıkarmıştı… Bizim takım hakemin başlama düdüğü ile bocalamaya başladı, Sen şunu tut, sen de şunu tut derken arka arkaya iki gol yedi ve bir daha toparlanamadı, ligin en dibinde yer alan 1 puanlı Güneşspor’a 6/0 yenildi. Hemen karar verildi: Sarıyer maçı sattı….Hani biz yöneticiler de düşünmedik değil! Takımın tersi dönmüş ve bir daha toparlanamamış ve takım lig sonunda çeşitli oyunlarda sahnelenerek küme düşmüştü (1968/69).

Aradan yıllar geçti. Dereler, çay, çaylar nehir oldu. Herkes iş hayatına atıldı, ev bark sahibi oldu. Bazıları büyük iş sahibi, bazıları işçi, bazıları da memur olarak ekmek peşinde koşmaya başladı.

O yıllarda merhum Eyüp Odabaşı genç takımda oynuyordu. Sonra A takıma geçti. Sonrada Fenerbahçe, Trabzonspor, Karabük’de oynadı yine Sarıyer’de futbolu bıraktı. Bu arada üç kez de milli. oldu. Kaderinde kulüpte görev almak vardı. Yönetim kuruluna seçildi. Genel kaptan oldu. Futbolcu olarak yaşadığı şampiyonlukları genel kaptan ve yönetici olarak da yaşadı. Her futbolcuya karşı O’nunyaptığım gibi iyi davrandı, ruhlarını okşayıcı oldu. Öyle büyük başarı gösterdi ki İkinci bir “Baba Kenan” oldu. İleri gitti, durmadı ve ismi Dev gibi büyüdü “EYPO” olarak akıllara kazındı. Gani insandı, şerbet vermeyi de, su içirmeyi de iyi bilirdi. Futbolcu arkadaşları üzerindeki etkisini hiç eksik etmedi. Birlikte oynadığı futbolcularla Sarıyer takımında oynayan futbolculara her ramazan ayında bir yemek vererek bunu gelenek haline getirdi. Yöneticilerden bu yemeklerin ilk isimlerinden biri de O idi… Yemek yenir, çaylar kahveler içilir ve eski günler yad edilir. Gün tamamlanırdı.

Buraya kadar her şey iyi! Esas iş bundan sonra!

Bir ramazan ayında Eypo Pazarbaşındaki Orduevinde yemek verdi. Yemek yenildi, kahvelerin içilmesi için kafeteryaya gelindi. Selgar Ergüven O’na ”Abi içimde olan bir şey var onu söylemek istiyorum” dedi. Tabii dedi… Konuşmaya başladı…

“Hani Şeref’le beraber sana geliyorduk ya paramız yok diye… Senden para istiyorduk sende bize para verip gönderiyordun” “Evet” dedi. “Abi biz kulüpten aldığımız maaşlarımızı üç-dört günde rakı şarap içerek bitiriyor, para kalmayınca da sana geliyorduk. Sen de bizi kırmıyordun”. Tabii bu arada kahkahayı bastı.O da “Vay anasını be” diye hayretini ifade ettikten sonra “Size o parayı vermesem, sizi nasıl az paraya oynatırdık” dedi, gülüştüler. Devam etti konuşmaya “ hani şu Ankara’daki Güneşspor maçı var ya 6-0 kaybetmiştik. O maçta ben sol bek oynadım. Sahada kendi adamımı arayıp durdum, Diğer arkadaşlarda öyle. Numaralar değişik olunca herkes kendi adamına arayıp bulana kadar iki gol yedik ve dağıldık. Yoksa maç satmak falan böyle bir şey olmadı. Forma numaralarına aldandık…”

Aradan onca yıl geçti (52-53 yıl).Ölen öldü, kalanlar kaldı. Kimi sağ salim yoluna devam ediyor, kimi rahatsızlıkları ile boğuşuyor, kimi de anılarıyla baş başa torunları ile günlerini geçiriyor.

O günlerden bu günlere… Lacivert-beyazlı renkler için ter dökenlere, o renkleri en süt seviyeye taşımak için mücadele edenlere ve nihayet Sarıyer Spor Kulübüne gönül verenlere ne mutlu.

Yazan: İbrahim Balcı