Son Dakika Haberler

YİTİRMEDİĞİM GÜNLER -III-

YİTİRMEDİĞİM GÜNLER -III-
Okunma : 16 views Yorum Yap

Sadece Sarıyer değil, 1970 li yıllara kadar İlçenin her
mahallesinde huzur vardı, sükunet vardı, dostluk vardı, iyi komşuluk
münasebetleri mükemmeldi. Hadi bunu 1960 yıllara kadar indirelim…
Mesela 1960 yıllara kadar Sarıyer’de bir Mehmet Çavuş vardı hemen
hemen tüm Sarıyer ondan sorulurdu. Evet gece bekçisiydi ama gece
gündüz durmadan görev yapan bir adamdı. Uzun boylu, iri kemikli, biraz
çekik gözlü, bilekli ve yürekli bir adamdı. Kovaladığı biri varsa
“Gaçma vuğuğum” diye bağırarak kaçışı önler ve enselediği yaramazı bir
güzel nasihatle yolcu ederdi. Sıkı mı bir daha o çocuk ya da adam
yaramazlık yapsın. Hani Mehmet Çavuş deyip geçmeyelim Sovyet Rusya
Ordusundan Yüzbaşı iken 1917 devrimi sırasında kaçarak Türkiye’ye
gelmiş ve Muhacir mahallesine yerleşmişti. Yani demek isterim ki iş
bilen biriydi… En çok da çokça yaramazlık yapan Korsan İlhami ile
uğraşırdı… Sonraları da pek çok bekçi gelip geçti. Şevki Dayı da hayli
iz bıraktı…

Günümüzde polisimizde her türlü teknolojik donanım var,
cadde ve sokaklarda ve, büyük küçük mağazalarda kameralar dizi dizi
ama hırsıza soysuza “dur” denilemiyor…  Hırsızı da var, huysuzu da
var; üçkâğıtçısı da dolandırıcı da var… Dilenci mi diyelim sadaka
isteyen mi? Bilmiyorum ne demeli… Hatta Suriyeli de diyebiliriz, her
köşe başında birkaç kişi… Peçeli, peçesiz, çarşaflı, şalvarlı… Bir
ellerinde çocuk, diğer eli ileriye çıkık ve açık d ileniyorlar. Yahu
Suriyeli deyip çıkıyorlar işin içinden. Ne var ki bazıları ağzından
kaçırıyor,” Hatay’ın Samandağ’ı Araplarından” olduklarını söylüyorlar.
Yani eski deyimle, Suriyeli kılığına bürünüp “Cerre çıkıyorlar”…
Birine vermiyorsunuz, ikinciye, üçüncüye, dördüncüye vermiyorsunuz ama
beşinciye veriyorsunuz… Hangi şartlarda olursanız olun ENAYİ’SİNİZ.
Zira onların yaşamı normal devlet memurundan daha iyi! Hele
Suriyelilerin yaşamı! Ev var, para yardımı var (hem de fert başı
doğruysa eğer) okullar, hastaneler, ilaçlar bedava. Gel keyfim gel…
Hele camilerin kapıları, bilhassa Cuma günleri sıra sıra dizili… Neyse
Allah onlara da yardım etsin diyelim…

Sarıyer çarşısı! Çarşımı demek gerekir yoksa içinden
çıkılması çok zor bir labirent mi? Eskiden trafik polisleri vardı
uğraşıp dururlardı çarşı trafiği ile başa çıkamazlardı, trafik
polisleri artık yok. Çarşı yine aynı çarşı içinden çıkılması olası
değil. Kaymakamlık, Belediye el ele verseler bile başa çıkmaları zor…
Burada yaşıyoruz yıllar yılı. Hata ya da kabahat kimde? Sarıyer’i
Sarıyer yapanlar, yıllarca önce ana caddeleri o kadar dar tutmuşlar ki
onlarca yıl sonra herkes şaşırıp kaldı. Yeni düzenlemeler de para
etmiyor… Halk alışveriş yapacak, arabasını park edecek yer yok… Seyyar
esnafın satış için durması, alışveriş yapanların arabalarını park
edecekleri yer bulamayınca ister istemez durak yapmaları, ekmek parası
için boğuşup duran korsan çalışanların geçim savaşı için park
etmeleri, devasa belediye otobüsü ve arka arkaya gelen minibüslerle
Sarıyer çarşısı artık kabak tadı verir hale geldi…

Şöyle anlı şanlı bir Belediye Başkanı gelmeli ama
arkasında da Büyük şehir Belediye Başkanı, hatta hükümet olmalı ki
çarşı açılsın! Nasıl açılacak ki diye sorulmasın, kolayı var…
Kamulaştırma ve alan açma… Başka bir çıkarı var mı? Yakında Sarıyer
Ali Kethüda Camii onarıma girecek. Cami yıkılmalı, taşları
numaralandırılmalı ve cami denize doğru iki üç metre ileriye
götürülerek Yenimahalle Caddesi genişletilmeli… Hatırlatmakta yarar
var Yusuf Tülün Belediye Başkanı iken İst. B.Ş.B. Başkanı ve hükümet
aynı parti idi ama yaraya merhem olamadılar.

Sarıyer bilhassa yaz aylarında turizme açık olur. Geleni
gideni çok olur. Meşhur böreği, balığı, muhallebisi, suyu ve sahil
boyu kafeteryaları ile çok insanı kendine çeker. Hele üst bölgelerdeki
sitelere yerleşen binlerce insanın Sarıyer’den gelip geçmeleri… Bunlar
da nüfus artışını getirir ve çarşı içinde yürünmez hale gelinir. Neyse
biz sorunu getirdik. İlgililer el atar herhalde der geçeriz.

Günleri yitirmiyoruz ama Sarıyer bazı değerleri yitiriyor.
Örneğin Meşhur Sarıyer Börekçisi eskisi gibi değil. O imparatorluk
çöktü. Yerini eski çalışanları aldı. İsmi çok küçük bir değişiklikle
devam ediyor. Sarıyer muhallebicisi de öyle. Mekân değişti. Hemen
yandaki dükkâna taşındı ama o meşhur muhallebi, tavukgöğsü, kazandibi
ve dondurma dikkate alınmadan börekçi dükkânına dönüştü… Hani eskiden
muhallebi ve çeşitlerini çok iyi yapıyorlardı, şimdi de unlu mamulleri
iyi… Ya o tarihi muhallebisi? O da Burger King oldu… Trabzon bakkal
aynı yerli yerinde… Kemal ile kardeşi Mustafa yok ama Hasan işi aynı
hızla devam ettiriyor… Hastane eski hastane değil… Onlarca doktor
gelip geçti, yenileri boy gösteriyor. Önümüzdeki birkaç ay içinde
Çayırbaşındaki yeni yerine taşınır… Ne var ki bugün gördüm, bir TIR
yeni malzeme geldi. Gerekli miydi? Geldiğine göre öyle kabul edilmeli…
Hastane yanındaki Salih Paşa çeşmesi garip ama yine de yerli yerinde…
Dursun Fakih sokak her geçen gün hüviyet değiştiriyor. Yarın bir gün
Sarıyer’in bitpazarı olmaya namzet… Kaptan Melih bu sokak için büyük
kayıp…

Sarıyer’de artık Eroş yok, Dr. Erol yok, Cici Necdet yok…
Yok ama bu kez Mami var, Namık var, Ramazan var, Çapraz’ın oğlu Ramiz
var… Mami herkesin sevgilisi. Sabah akşama kadar takılıp dururlar
garibe. O da bağırır, söver, küfreder durur… Kimse söylediklerine
aldırmaz. Namık belirli insanları takip eder, onun köşe başları
bellidir, takip ettiğinin karşısına çıkar alacağını alır bir de iyi
günler diler… Ramazan Dr. Mehmet Salman’ın evinin köşesini mesken
tutar, Kumsal Arkası Sokak ile büyük marketin önünde pusu kurar…
Kaçmak olası değil… Parayı toka edeceksin… Ramiz’in para ile işi
yoktur. O ikizi ile konuşur durur biteviye… İkizi ile kavgası
saatlerce sürer… Onun derdi, haftanın iki gün birilerinin kendisini
görüp giysi vermesi ve yıkattırmasıdır. Bunu da İshak Gürsoy yapıyor…

Hamam Arkası Sokak ve Yeni Merkez cami… Burası da ayrı bir
âlem… Park alanı birkaç ay evvel kaybettiğimiz Suat Uysallara adanmış.
Alan Hacı Gazi Suat Uysallar Meydanı Sarıbaba Parkı olarak
isimlendirilmiş… İyi de olmuş… Bu sokakta Sarıyer’i ismini verdiği
söylenen ve “SARI BABA” isimli yatır var. Bu zatın esas ismi
kitabesinde ve Merkez Ali Kethüda Camiindeki Saatin içinde de “SARIER
BABA” olarak yazılıdır. Demek ki Sarıyer bir zaman gelmiş Sarı Baba’ya
dönüşmüş. Varsın olsun, itiraz etsek de değiştiremeyiz ki… Bu sokakta
Belediyenin geri dönüşüm merkezi var. Marketlerden geri dönüşüm için
gerekli malzeme çıkmaları atılıyor ama belediyeye gitmeden, bu işle
ilgili Roman vatandaşlar arabaları ile gelip alıyorlar ve gidiyorlar.
Yani Belediyeye bir şey kalmıyor. Bir seferinde “Almayın, belediye
gelip alıyor” dedim ama ağır bir yanıt aldım 18-20 yaşlarındaki roman
delikanlıdan “Amca hırsızlık mı yapayım?”… “Haşa almaya devam et”
dedim başka ne diyebilirdim ki? Geri dönüşüm kafesinin yanında çöp
konteynerleri var. Helal temizlikçilere sabah erken saatte, öğle
saatlerinde, akşam saatlerinde geliyor alıp gidiyorlar. Günde üç dört
kez tekrarlanıyor ama yetmiyor ki… Koca çarşıda başka yerde konteyner
yok… Eh buradaki yeni Merkez Camii gayet iyi, güzel, albenisi var…
Tuvaletleri bakımlı, temiz…

Alem dünyadayız! Bazen umulmadık işlerle baş başa kalırız
ya da karşılaşırız. Camiye lojman almıştık. Vergisini vermek istedik,
bize 5.174,30 lira borç çıkarıldı belediyeden. Bir de niçin
istediklerini bir cetvelle bildirdiler. 704 ada 3 parseldeki dükkânlar
için… Oysa burada ne dükkân var, ne de büfe… Eski Bel, Bşk. Sedat
Özsoy cami projesi çizdirmiş, camiye gelir olur  diye de küçük küçük
12 dükkan projelendirmiş, Bu işi gerçekleştirmeden Yusuf Tülün
Belediye  Başkanı olunca Sedat Özsoy’un yaptırdığı projeyi
değiştirtti. Dükkânlar yapılmadı, hatta camide de bazı değişiklikler
yapıldı. Demek ki bu proje zamanında ilgili yerlere bildirilmiş, şimdi
Vakıflar kira, Belediye  vergi istiyor. İki yıl önce Vakıflardan
geldiler dükkân arıyorlar. Bulamayınca bize sordular gösterdik alanı
adamlar şaşırıp gittiler. Bir yıl sonra tekrar geldiler tabii yine
dükkân yok dönüp gittiler… Ama bu yıl bu kez Sarıyer belediyesinden
dükkân varmış gibi para isteniyor… Yazı yazıp gönderdim, çaktım altına
imzayı, böyle dükkân falan yok, mükellefiyetimizi düşün dedim.
Zekeriya Gündüz isim şef gönderdiğim arkadaşa “bana dükkânların
yıkıldığına dair zabıt getirin” demiş… Sanki bina yapılmış da
yıkılmış… İlahi adalet! Gerçekten çok gereklisin be! Belediye Bşk.
Yardımcısı Mustafa Tok Bey’e durumu bildirdim. “Gereği yapılacaktır
merak etmeyin” dedi. Mustafa Tok Bey yapar, dertlere devadır o!

Sarıyer İsmail Akgün Hastanesi kalkarsa ve o bina bir
başka amaç için kullanılırsa, binanın önündeki banklarda kaldırılırsa,
binanın saçak altını mesken tutan, oradaki bankları parselleyenler ne
yapacaklar? Bu da ayrı bir merak konusu… Malum, en ucuz çay bir lira,
bir kafeteryaya gidilirse 1,5 hatta 2,5 lira. Asgari ücretli memur çay
içebilir mi? Hele emekli ne yapar? Yapacağı bu gibi yerleri mesken
tutmak ve gereksiz harcama yapmadan akşamı yapmak… Ama ne olursa olsun
hasta haklarını ihlal var ortada gibime geliyor. Zira sıra bekleyen
hastalar ayakta kalmıyorlar mı? Yahu bunu ben mi düşüneceğim, işe
bakar mısınız?

Orta çeşme caddesi adeta nalburlar caddesi olup çıktı. İyi
ki şekerci Metin, tuhafiyeci İbrahim, kuru yemişci Cabbarler, manav
Necati ve 101  ve karşı tarafta ciğerci Cihat var… Devam edersek yola,
Güvenal kasaplar, bir kuru temizlemeci, mobilyacı, tesisatçı….
İlerledikçe elektrikçi dükkânları sıraya girer. En namlısı, yani
Elektrikçilerin duayeni İzzet Atkoşturanlar (İZ-EL)… Oğlu İsmail,
okulu bitirdikten sonra işe öyle bir yüklendi ki dükkânda boş yer
bırakmadı. Her malzeme var, ne ararsan bulursun… İzzet pes diyecek ama
Hüsamettin ile Savaş bırakmıyor ki! Bu sokakta hadinden fazla nalbur
var. Sayısına bereket… Sokağa nalburlar sokağı dense yeridir… Bu
sokaktan geçmek zor… Zira sürekli sağ kulvarda park vardır. Zaman
zaman solda da park yapılınca dakikalarca sokağın tıkandığı oluyor.
Hele belediye otobüsü giderken…

Hay Allah! Yine bir işin içine giremeden, bir sonuca
varamadan son deyip noktayı koyduk. Artık bir başka yazı ile devam
deriz, başka çıkar yanı var mı?

Yazan : İbrahim Balcı