Son Dakika Haberler

YİTİRMEDİĞİM GÜNLER

YİTİRMEDİĞİM GÜNLER
Okunma : 111 views Yorum Yap

Ne tuhaf değil mi? Her geçen günün insan hayatından
eksildiğini bilmek ama hiç hatıra getirmemek. Ben bunu bildiğim halde,
yalandan mı ne bunu bilmeden geliyor ve o gelip geçen günlere
“Yitirmediğim Günler” diyorum. O günleri gerçekten yitirmiyorum, dolu
dolu yaşıyorum… Ya da bana öyle geliyor…

Suat Uysallar dostumu kaybettikten sonra biraz durağanlığa
girdiğimi itiraf etmek isterim. Zira Suat tam bir yoldaştı benim için
ve bana en uygun… 75 yıla varan arkadaşlık ve bir gün olsun birbirine
kötü söz etmemek, üzmemek, tartışmamak, münakaşa etmemek ve ters
düşmemek… Olur mu böyle şey demesin kimse, oluyor işte…

Günlük yaşantımı yeniden düzenlemek ihtiyacını hissettim.
Ya da öyle gerekti demeliyim, zira Suat artık yoktu, her günüm onunla
birlikte geçmeyecekti… Suat’ın her gün uğradığı yerler belliydi… Yolu
üzerinde olan Pimapenci Mehmet, Elektrikçi İzzet (İZ-El), Nalbur Caner
Akar, Cami yanındaki Köfteci Kemal. Yanı başında Metin Gürsoy, Ciğerci
Cihat-Erdağ Aşantuğrul, Tuhafiyeci İbrahim Günindi ve oradan Sarıyer
Spor kulübü Kafeteryası…

Hani kolay bir işte değil… Her gün bu yerlere uğra, lafla,
gırgır geç… Ama bu böyleydi…

Bana gelince Saat 11.00 de genellikle çıkarım evden… İlk
işim Yeni camii yanındaki Köfteci Kemal ve Metin Gürsoy’a uğramak,
oradan İzzet Atkoşturan’a (İZ-EL)…. Burada bir çay molası! Yoluma
devam ederim Ciğerci Erdağ’a bir selam, Tuhafiyeci İbrahim’e bir
kelam, sonra alırım Sözcü gazetemi ver elini Sarıyer S.K. kafeteryası…
Kesinlikle Tahsin Başkan (Salihoğlu) bekliyordur. Geç kalmaya gelmez,
hemen telefon ederek “gel, nerde kaldın” der. Tam karşısında Norveçli
diye takıldığımız Tevfik Demircioğlu vardır. Onun yanında da
Avusturalya’dan kesin dönüş yapan Erkol Demir ve Hamdi… Ya o anda
gelir ya da beş on dakika sonra Şükrü Denizeri ve Arif Odabaşı sökün
ederler…. Bir bardak çay, bir bardak su ve biraz gazeteye göz atma,
sonra da birbirimize laf atma… Çoğu kez tartışma hemen particiliğe
döner ama ısrar edilmez, kimsenin yüzü morarmasın diye… Biraz Sarıyer
Spor kulübü Biraz Beşiktaş, Biraz Fenerbahçe, biraz Galatasaray
tartışması sonra, tekrar çay…

Yapacaklarım bellidir. 12.45 yoldayım ben… Doğru Camiye…
Öğle namazından sonra İzzet Atkoşturan’a gider onbeş yirmi dakika mola
verilir. Varsa kahvaltılık öğle yemeğini orada hallederiz. Yoksa
başımın çaresine bakarım… Günlerden pazartesi ise kulüpte hazırımdır.
Zira pazartesi günleri kuru fasulye ya da nohut günüdür. Yanında
pilavı da vardır. Yani tabldot tam asker tabldotu… Pazartesiden gayri
günse bakarız başımızın çaresine… Ya börekçiye gider doyururum karnımı
ya da üç beş kişi kafeterya da kurarız bekâr soframızı… Sofra açıktır,
kimseye gel denmez kolay kolay, gelene de gelme demek yok. İstediği
gibi oturur sofraya… Yemek sonrası işim vardır; hemen koyulurum işime.
İlk adresim Atalay Eczanesi… Oraya uğrar mevcut olduğuma dair imzamı
atarım (!)… Bir çay molası yahut biraz dedikodu, oradan Karadeniz
Kuyumcusu İsmet’i kuyumcu dükkânına kapağı atarım… Sıcak yaz ayında
serindir dükkânı zira devamlı çalışan kliması ve yan dükkânda da
harika acıbademler vardır… Mübarek çok da lezzetli oluyor, çay ile de
gayet iyi gidiyor. Hem acıbadem yeriz hem de cami işlerini görüşürüz…
Hani cami deyip geçmeyiniz, hayli işi var… Her hafta temizliği var,
her gün namaz öncesi klimaların açılması, sonradan kapatılması,
telefon, internet, klima elektrik paralarının ödenmesi vesaire… Bu
arada tespit edilen isimlerden tahsilât yapılması da az iş değil…
Buradan ayrıldığımda saat 15.00 ya da 15.30 olmuştur. Doğruca Cafer
Kılıç’ın fotoğraf stüdyosuna… Bir yarım saat burada vakit geçiririm.
Cafer çok sevdiğim ve daima bana saygıda kusur etmeyen bir güzel
yürek. Eşi Emine Hanım dünyanın en kalender insanlarından biri, Lale
can dostlarımdan ve Ceylan maşallah gülmyi meslek edinmiş, gel de
sevme, gel de gülme… Nazım’a ayrı paragraf açmak gerek… Onun dev tab
makinenin başında değil, senaryo yazması için masa başında oturması
bence daha iyi olurdu. Mübarek anında yazar senaryoyu ve büyük bir
ustalıkla oynatır… Emre daha yeni o işe devam…

Cafer’den ayrıldıktan sonra kesinlikle yolda
rastladıklarım vardır. Önce Namık’a yakalanırız, ondan kurtulmak zor
mu zordur. Sonra Ramazan gelir peşi sıra. Ona ikramı toka etmeden
geçemeyiz… Cami arkası sokaktan tekrar kafeterya’ya giderim. Biraz
oturup günlük dedikoduların öğleden sonraki kısmını da tamamladıktan
ve alınan börek-çörek ya da yemişten biraz atıştırdıktan sonra ikindi
namazına gider, namaz sonrası tekrar kulüp kaferyasına geliriz. Artık
sayılı saatlerimiz vardır. 18.50 Havantepe otobüsüne yetişmek için
10-15 dakika evvel ayrılırız oradan, bazı ufak tefek alış veriş
yaptıktan sonra otobüse atlar evin yolunu tutarız…

Evdeki işlerim rutin… Yemek, namaz ve gazetenin son
sayfalarını okuduktan sonra bilgisayarın başına geçmek… Bir süre
yayına hazırladığım kitap üzerinde çalışırım, sonra yeni yazmaya
başladığım bir başka kitap üzerinde çalışırım. Sonra da twittere bir
göz atar sonra da facebooka geçerim. Face’ye kendini kaptırmak pek
yararlı değil. Enteresan yazılar ve resimler görmek vardır.. Aspagaras
haberlerin milyonunu orada okumak mukadderdir. Yalan, doğru,
aldatmaca, kardırmaca, dalga geçme, tiye alma hepsi vardır. Kendini
kaptırdın mı kurtulmak olası değildir. Yazılanlara yanıt vermeye
kalkanın iflahı kesilir. Zira bütün ulemalar, bütün feylesoflar, bütün
yazarla, çizerler doktorlar, şifacılar, tarihçiler, akademisyenler,
antrenörler, teknik direktörler oradadır. Orada çiş yarışına girmek
yok, uğursuzluk getirir… Bir buçuk iki saat facede gezindikten sonra
okunacak kitaplara sıra gelir. İki haftadan beri 19. Yüzyıl Siyasi
Tarihi (Prof. Dr. Fahir Armaoğlu)’ni okuyorum… Bir diğeri Çağdaş
Dünya’da İslam (R. İhsan Eliaçık) ve Atatürk Din ve Din Adamları
(Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu) kitaplarını okuyorum… Gece haberlerini de
izledikten sonra yatış var…

İşte böyle… Günleri böyle geçiriyorum… Eğer eş dost
ziyaretleri olursa biraz daha değişik renklilik kazanır günüm… Tabii
mevsimine göre değişik günlük yaşam. Örneğin Sonbahar mevsimine
girilmeden lig maçları başlar ilkbaharda biter. Biz Sarıyer maçlarının
takipçisi oluruz ve dolaysıyla günlük yaşantımızda azda olsa
değişiklikler olur…

Yazan: İbrahim BALCI