Son Dakika Haberler

HAYAL DEĞİL- V

HAYAL DEĞİL- V
Okunma : 306 views Yorum Yap

Toplumun eve kapandığı bir dönemde bizim dışarı çıkacak halimiz yok ya! Zaten yasak, yaş almış başını gidiyor. Gözünü kararttın çıktın Coronavirüsten mi korkarsın, yazılacak cezadan mı? İkisi de hoş değil, evde durmaya devam ediyoruz.

Yetkililer ceza yazacak yerde ben anılarımı yazmaya devam ediyorum, okuyanlar gülün ya da eski günleri hatırlasınlar diye…
Sarıyer Spor Kulübü yönetim kuruluna seçildim, yıl 1959. Bir iki toplantıdan sonra, Sarıyer’in antrenman yaptı Çağlayan sahasının (büyük arsa, şimdiki sanayi bölgesi, YZÖ nın karşısı) satılacağını öğrendik. Toplantıda görüşüldü. Satın almak için çalışmaya başladık. 6o bin lira lazım. Adam başı 500 er yüz lira bulunca 120 kişi ile para tamamlanır, ne yaptık ne ettikse o parayı bulamadık ve koca alanı satın alamadık. O güne kadar Sarıyer S.K. nün bir tane olsun kendi malı yeri yoktu (Hoş gene yok ya). Sarıyer’de zengin yok muydu, görevi devreden yöneticiler fakir miydi? Asla! Hem zengin vardı hem de yöneticiler zengindi ama para vermek zor bir şey! Bunu öğrendik.

Para deyip de geçmeyelim. Parasız da bir şey olmuyor! Her halde 1967/68 sezonu, müthiş bir takımımız var. Şeref, Adnan, Rabbani, 71 Mustafa, Hayri, Garo, Turgut, Metin, Cemil, Ahmet, Erdin , Sergal, Necdet Müldür, Fetekoız Recep, Yücel… Bu takımın şampiyon olması büyük ihtimal! Rakip İstanbulspor… Ama para! İşte o yok, öyle i maç primlerini veremiyoruz, maaşlar sarkıyor… Böyle bir ortamda deplasmana gideceğiz. Bir kuruş yok. Toplantı yaptık para bulamadık. Başkan Turan Gürsoy, ”Akşam Para toplamaya gideceğiz” dedi. Buluştuk. Turan Bey, Fikret Canlı, Baba Kenan, Kepçe Necdet, Galiba Sami Canel de vardı. Ben de bir makbuz aldım. Minibüsle yola çıktık. Gazinoları geziyoruz. Son durak Çayırbaşı-Bahçeköy arasındaki o biçim gazinolar… Ne kadar uğraşıp çabaladıkça bin lira kadar toplayabildik. Sabah erkenden kaktım çarşıyı indim, namaz izin çarşıya inen Salih ustadan para istedim 400 lirası varmış onu aldım. Yine de kazasız belasız deplasmana gidip geldik. Parasız takım şampiyon olur mu? Olmaz ve bizde olamadık. Şampiyon İstanbul’u 2-1 yendiğimiz halde İstanbulspor şampiyon biz de beşinci olduk.

Yine aynı sene gerekli oldu gündüz saatinde toplantı yapıyoruz. Hışımla Sasırdım Bahri (Menekşe) odaya girdi. Bşk. Turan Bey “Hayrola ne var?” dedi. Bahri hemen bir CHP li partiliyi şikâyet etmeye başladı. Turan Bey ayağa kalkarak “Kulüpteyiz, burada böyle şeyler konuşulmaz, insan arkadaşını şikâyet eder mi” diyerek örnek bir davranış sergiledi. Bahri bin pişman ama özür dileyerek çıktı. İşte iki örnek davranış!

Bazı insanlar şaka ile beslenir şaka ile yaşar! Şaka onların yaşam tarzıdır. Sarıyer’de de çok vardır. İşte bir iki örnek: Paslı İbrahim’i herkes tanır. Uzun boylu, iyi kıyım, sallı yürüyen, gözlerinin içi gülen, şakacı ve çok gülen birisi! En gırgır dostlarından biri de Gazcı Selim (Bayraktar). Paslı İbrahim’in işi, cenazeleri takip eder, her cenaze ile mezarlığa gider ve Allah rizası için gömü işlerin yapar, cenazeyi mezara koyar ve işini bitirir. Bu işi de kimseye bırakmaz istemez. Tek rakibi de Özcan Bilgilidir (Baba Özcan). Bunlar bir biri ile yarışır. Gazcı Selim de bunlarla dalga geçer ama esas Paslı İbrahim’le dalga geçer. Her gördüğü yerde ona “Bir gün de seni o tabuta koyup ben gömeceğim, çok değil az kaldı” diye takılır. Bu halleri yıllarca devam etti. Bir gün Paslı İbrahim’in canına tak dedi. Mezar dönüşü boş tabutu sırtladığı gibi Gazcı Selim’in dükkânına gitti ve kapıya dikildi. Selim tabii şaşkın, ne söyleyecek! Ama İbrahim Patladı “Selim senin işin tamam, seni almaya geldim!” der… İşte dostluk ve şaka..Ama ne var ki Paslı İbrahim bir süre sonra kalp ameliyatı oldu, yedi sekiz yıl sonra da vefat etti.
II. Dünya Savaşı’nın en hararetli dönemi. Devamlı sıkıyönetim, gece karartma. Evlerde ışık yakmak, yasak, sokak lambalarının yanması yasak! Yemeklikler karne ile. Türkiye Savaşa girmedi. Ama hayat devam ediyor. Sarıyerli delikanlılar bir oyun oynayalım dediler. Uygulamaya koydular. Madenliler genellikle çok içer ve kafayı bulurlar. Eskiler derki: Madene gidiş mezarlıkların arasından olduğu için, gece mezarlıktan korkanlar içki içerek korkusunu yener ve öyle giderler. Bunu bilen Sarıyerlilerden Arnavut Rafet, Deli Sait ile iki kişi hazırlık yaparlar ve üzerlerine beyaz örtü alarak bütünü ile beyaza bürünerek iki kişi küçük mezarlığın iç duvar dibine, iki kişi de büyük mezarlığın iç duvar dibinde saklanırlar. Gece karanlık basar, saat 22.30 civarı Madenli arkadaşlar on onbeş kişi kafaları kıyak konuşa konuşa iki mezarlık arasında geçerken, kefen giymişlerden Rafet ayağa kalkarak “Buradan geçemezsiniz, Sizi yanımıza alacağız” diye bağırır ve çömelir, bu kez öteki mezarlıktan aynı şekilde beyazlar içinde biri çıkar Deli Sait bağırır çömelir, bu kez öteki mezarlıktan biri çıkar ve söylenenler tekrarlanır. Madenliler korkudan ne yapacaklarını şaşırır herkes bir tarafa kaçar, o gece Sarıyer’de sabahlarlar.

Yine II. Dünya Savaşının en civcivli dönemi. Karartma var. Geceleri zifiri karanlık, İmdada ay ışığı yetişiyor. Temmuz ayının büyük sıcaklığı var. İnsanlar, bilhassa gece sokağa çıkıyor ve piyasa caddesinde ailece dolaşıyorlar. Gece geç vakit evlerine dönüyorlar. Fırlamalık para ile mi? Yine hinlik düşündüler ve yapacaklarını yaptılar. Dişçi Hikmet, Pehlivan Reşat Uysallar ve Arap Hayrullah (yağız) Sarıyer Camii meşrutasına (cami ek binası, şimdi lojman) gidiyorlar, oradaki kefenleri elbise gibi üzerlerine örtüyorlar, sonra da sırtlarına birer tane tabut yüklenerek gece 22.oo-23.oo arasında caddeye çıkıyorlar ve Sarıyer çarşısını geçip kumsala, kumsaldan piyasa caddesine kadar yürüyorlar. Görenler tabii ki hortlaklar Sarıyer’i bastı diye sağa sola kaçışıyorlar, ayılan bayılan oluyor, sonradan kafadarlar geldikleri gibi meşrutaya dönüyor ve tebdili kıyafet yapıyorlar. Bu şakalar şimdi yapılsa cümle alem mahkemeye koşar gibi geliyor bana.

1960’lı yıllar. Uskumru zamanı. Günlerden Pazar, hava güzel! Caminin bahçesi o zaman açık. Ön tarafta tarihi bir büyük mermer taş var, musallah taşı olarak kullanılıyor. Bir Mercedes marka araba yanaşmaya çalışıyor. Aklı evvellerden (özürlü) olup kahya kepi giyen Hasan adama bağırıyor “Gel, gel, gel…” adam dikkatli yavaş yavaş geri geri geliyor… Hasan bağırmaya devam ediyor; “Gel, gel, gel…” adam geliyor ama her halde dikkati dağıldı, “Güm” diye patlayan sesle musallah taşına bindirdiğini de, baktığında gördü. Bizler şaşkınlık içinde seyrediyoruz. Hasan gayet rahat bağırdı: “Ohaaaa be, gel dedikse vur demedik ya!”. Yaşlı adam perişan, başını iki elleri arasına almış inleyip duruyor, zor ikna ettik adamı, bu çocuk özürlüdür, bilerek yapmadı” diye…

Sarıyer’de gençlerin durak yaptıkları yerler vardır: Baba Kenan’ı kulübesi, Ayhan’ın dükkânı, Kepçe Necdet’in kahvesi, Terzi Cemal Şatır’ın dükkânı… Burada sohbet, gırgır, maç eleştirileri, siyasi patırtılar yapılır durur. Bir gün Em. Alb. Ali Hatemi Bey Milli mücadele anılarını anlatıyor, yaptıklarını, gördüklerini, takdir ettiklerini falan tatlı diliyle anlatıyor, arkadaşlar ara sra laf atıyor, aşka geliyor daha bir heyecanla anlatmaya devam ediyor. Ben de rahmetli Ayhan Erman’ın dolmuşuna geldim. Kulağıma söylediğini Ali Amcaya sordum: “Ali Bey Amca, size verilen madalya sakın teneke olmasın?” Alman yarabbi, o yaşıylı adam öyle yerinden fırladı ki ben kendimi kapıdan dışarı atmasan kafamı bastonu ile parçalardı. Arkamdan bağırdı: “Ulan teres ben de seni çok severdim!”… Gönlünü alana kadar epey uğraştım, şaka yaptığımzı anlatana kadar akla kar ayı seçtik. Cemal’in kalfası Terzi Hüseyin’in şahit olmalı, bakalım hatırlar mı?

NEYSE VARSA GÜNÜMÜZ DEVAAM ETMEYE GAYRET EDERİZ.
25.03.2010

Yazan  İbrahim Balcı