Son Dakika Haberler

HAYAL DEĞİL- VI

HAYAL DEĞİL- VI
Okunma : 357 views Yorum Yap

Mucize doktoru heyecanla izliyoruz. Dr. Ali Vefa
hastalarını kurtarabilmek için çabalıyor. Hepsinin derdine derman
oluyorsa da babasının rahatsızlığına çare olamıyor. Be çocuk zamanımı,
dünyayı koronavirüs kavururken, sessiz sedasız bazı semtlerde
koronavirüsten ölen hatsalar için mezarlık yeri tespit edilip ölenler
için mezar kazıp hasır bekletilirken, senin ne işin hastanede
hastalarla uğraşmaya. 83 milyon Türkiye’de insanlar sokağa çıkamıyor,
yemekten kesildi, sıkıntı doruk, sen bunları kurtarabilmek için
koronavirüse çare arayacak yerde, filmde kahraman oluyorsun! Ama yine
de rolünü çok iyi oynuyorsun. Tabii bizde üzerimize düşen oyunu
oynamaya devam edelim. Bakalım neler olmuş…

Bir dost telefon etti. Şu konuları da yazılmayı unutma.
Sırası gelecek dedim. Bari aklımda iken birini yazağım. Sarıyer lig
maçlarını hep Şeref, Beykoz, Vefa, Eyüp, Şenlikköy, Maltepe, Kartal,
Pendik gibi sahalarda oynardı. Sarıyer’in kendinin lig maçlarını
oynayacağı bir stadı yoktu. Stadı olmayan bir takımın da şampiyon
olması çok zordu, Şampiyon olmasına olurdu ama çok güçlü takımı olması
ile olurdu. Sarıyer stadı o zaman mükemmel bir çim zemine sahipti.
Haftada bir ancak antrenman yapabiliyorduk. Portatif tribünleri vardı…
O sırada iktidar değişikliği oldu. DYP iktidar oldu. İstanbul İl Spor
Müdürü de Rizeli arkadaşımız Yusuf Şehirli oldu. Yusuf Bey, Kulübümüz
yönetici rahmetli Fuat Saruhan’ın hem Rize’den mahalle komşusu hem
Rize ve hem de Üniversiteden okul arkadaşı, adeta kardeş gibi.  Fuat
Saruhan rahmetliyi saldık Yusuf Beyin başına, yalvardı, rica etti
Yusuf Beyi Sarıyer’e getirdi. Sahayı gösterdik, yalvar, yakar,
arkadaşlığı, komşuluğu, particiliği kullanarak Stadı açarım sözünü
aldık. Hemen Stadın eksikliklerini gidermeye başladık. İl Müdürlüğü de
yardımcı oluyor tabi… Bize Futbol Federasyonundan “Sahada futbol
oynanmasında sakınca yoktur diye bir yazı alın, Beden Terbiyesi Genel
Müdürlüğüne de imzalatın, stadı açayım” dedi. Ankara’ya için Faruk
Yılmaz ile anlaştık gideceğiz. Trenle gece 21.00 yola çıkacağız. Cemal
Morgül yanımızdan ayrılmıyor, ille oda gelecek. Cebimizde zaten para
yok, bir kişi daha gelmesi olacak iş mi? Bakkal Salih’in önünde
duruyoruz aklıma hınzırlık geldi “Cemal sen burada bizi bekle
geliyoruz, sakın ayrılma gideceğiz” dedim. O bekleyedursun biz Faruk
Yılmaz’la yola çıktık. Saatlerce beklemiş zavallı. Ankara’dayız hava
buz gibi -20, hiçbir resmi dairede kalorifer yanmıyor, herkes palto ve
battaniye ile çalışıyor. Federasyon Başkanı İbrahim İskeçe idi. Yanına
gittik, yanında iki üç kişi var, telefonda birisine “Sarıyer haklı,
verilen raporların hepsi aynı şeyleri yazıyor, hükmen yenilgi kakarı
kesin değiştiremeyiz” dedi. Yandaki adamlar Kocaelispor yöneticileri,
konuştuğu Kocaelili bir milletvekili. Bizi görünce “Gördünüz ya” dedi.
O maçı (Sarıyer Kocaeli maçı ilk devreyi 2-0 mağlup bitirdik, ikinci
devre arka arkaya üç gol attık. Üçüncü golden sonra saha karıştı yan
hakemin kafasını yardılar ve maç yarım kaldı) 3-0 hükmen kazandık. Bu
patırtı da biz “Sahada futbol oynanmasında sakınca yoktur” yazısını
aldık. Hemen Bed. Ter. Gen. Mür. Lüğüne gittik. Gen. Müd.
Yardımcılarından biri İsmail Bey (soyadını hatırlamıyor) yanına
gittik, oturttu (sırtında ceket, palto ve üzerinde battaniye) var.
Anlattık durumu, Or. Fakültesinde çalıştığımı söyledi, bana Tahsin
Akalp’i sordu beraber çalışıyoruz, Bizim kürsüde asistan dedim. Meğer
Harp Okulundan arkadaşı imiş, hemen yazıyı verd, yanından ayrıldık.
Ahdım vardı yazıyı alır almaz “Balcı basar…” diye bağıracaktım. Odadan
çıktık, koridoru geçtik “Balcı basar…” diye bağırdığım anda adımımı da
merdivene attım, gerisini anlatmaya gerek yok, meğer merdivenler buz
tutmuş sırt üstü 14 basamak aşağıya kadar yuvarlanarak indim. Benim
halimi düşebiliyor musunuz? Faruk’un gülüşü hala gözümün önünde! O
hafta Sarıyer stadı açıldı ve ilk maçta Bandırmaspor’u 2-0 mağlup
ettik (Goller: Serdar, Garo). Allah bilir belki de Cemal Morgül hala
bekliyordur!

1954 kışı, müthiş kar ve o kadar da soğuk bir. 23/24 Şubat
gecesi müthiş kar yağışı var. Sabah kalkanlar denizi görünce küçük
dillerini yutacak gibi oldular. Deniz karla kaplı. Müthiş bir şey,
hemen sahile indik. Meğer deniz buz tutmuş. Tuna çözülmüş, akıntı ile
buzlar boğaza girmiş ve boğazda durak yapınca boğaz buzla kaplandı.
Vapur iskelesi ile kumsal arasında çift  kale maç oynadık. Garipce’den
Poyraza yürüyerek gidenler, deniz üzerine masa kurup kafa çekenler
oldu. Bu durum iki üç gün devam etti. Sonra kısmen buzlar çözüldü.
Kimin aklına geldi ise Ali Şengün Resin alamana kayığını aldık, bir de
op boğazın ortasına gittik. Ada gibi bir buzun üzerine çıktık, bata
çıka voleybol oynadık O arada uzaktan bir vapur göründü geliyor. En
büyüğümüz Recep Kuldaş’tı (22 yaş) “Arkadaşlar herkes alamanaya
binsin, vapurun yapacağı dalga buzları dağıtır köpek gibi boğuluruz”
dedi. Apar topar alamanaya bindik, vapur dalgası gelir gelmez
Recep’in dediği gibi buzlar dağıldı, eğer arkadışımızın dediğini
yapmasaydık boğulup gidecektik belkide… (Alamanada olanlar: Elektrikçi
Süreyya, Recep Sandalcı (ölü), Ben, Recep Kuldaş, Cemalettin Akçay
(Ölü, )Demir Baytar, Adnan Şengün (Ölü), Ergün Dereli, Rıfkı Bilgi
Demircioğlu (ölü), diğer üç kişiyi resimde tanıyamadım) .

Kulüpte yöneticiliğim sırasında futbolcularla çok yakın
olmuşumdur (Kenan Dereli’nin taktik icabı, bunu Eyüp Odabaşı da devam
ettirdi). Böyle olunca futbolcular sık sık çalıştığım yere gelir
giderlerdi. Her ayın on beşinden sonra kesinlikle kaleci Şeref Göze
ile solbek Selgar Ergüven bana gelirlerdi. Eveler gevelerken harçlık
istediklerini anlar verirdim kırk elli lira neşe ile giderlerdi.
Yıllar sonra hepsi iş güç ve çoluk çocuk sahibi oldu bir gün eski
futbolcular yemek yerken Selgar açıkladı (Paramız bitince şaraptan
mahrum kalıyorduk, sana gelip para alır şarap işini hallederdik”
diyerek itirafta bulundu. Sanki biz onlara parayı ev geçindirsinler
diye veriyorduk. Bir de Ankara ‘da Güneşspor maçımız vardı, lig
ikincisi olarak gittik. Güneşspor Başkanı rahmetli Avni Bey “berabere
kalalım durumumuz kötü” dedi. Kabul etmedik. Maça çıktık, o ne! Rakip
takım futbolcularında numaralar 22 den başlıyor 99 kadar değişik
numaralar. İlk beş dakikada 2 gol yedik ve dağıldık 6-0 mağlup olduk.
Herkes futbolcular, bilhassa Şeref takımı sattı dediler. Bu durum 35 –
40  yıl öyle anıldı. On yıl kadar önce Eyüp Odabaşı eski futbolculara
her yıl verdiği yemeklerden birinde Selgar Ergüven itirafta bulundu;
“Bizim için güneş maçını sattı dediler, böyle bir şey yok. O maça
çıktık karşımızda değişik numaralı futbolcular çıktı, biz adamlarımızı
bulana kadar iki gol yedik ve dağıldık, olay budur” diyerek durumu
izah etti. Av Bey öleli 25/30 yıl oldu, onun sırt numarası oyunu 20
yıldan beri uygulanıyor.

Raj Kopar’ın meşhur filmi İstanbul’da ful çekiyor. Mevsim
uskumru mevsimi! Fotr şapkalı, eski ama ütülü takım elbise, sırtında
pardösü ve elinde şemsiyeli bir adam geldi. Bir dizi uskumru, gitti
sebzeciden de iki yeşil soğanla kıvırcık salata aldı ve yürümeye
başladı. Yürürken de “ Averemu, averemu…” diye ahenkli bir şekilde
söyleyerek gidiyor. Fırlamalar takıldı peşinden olanlar da averum,
averemu diye yüksek sesle tempo tuttular, adamın peşinden yarım saat
gittiler. Ne oldu ise oldu. Birkaç gün sonra adam karısı ile geldi.
Aynı balıkçıdan balık alırken kadın, balıkçıya d urumu anlatarak
“geçen hafta balık aldı geldi. O günden beri yatıp kalkıp averemu diye
bağırıyor ne oldu buna siz biliyor musunuz” dedi… Balıkçı şaşırdı
tabii ama orada olan fırlamalar da ne olur olmaz diye dağıldılar.
Demek ki adam zaten biraz aklı evveldi, tamamen aklı evvel oldu.

SOKAĞA ÇIKAMAMAK YARINDA BİR ŞEYLER YAZDIRIR BİZE…