Son Dakika Haberler

HAYAL DEĞİL- XLI

HAYAL DEĞİL- XLI
Okunma : 259 views Yorum Yap

Koronavirüs ile mücadele edilirken, yavaş yavaş da alınan
önlemlerin yumuşatılması yoluna gidiliyor. Bu arada spor kulüplerinin
derdi de çok büyük. Zira anormal bütçeleri ile milyarlar harcayan ve
yerli yabancı futbolculara büyük ücretler ödeyen kulüpler, maçlar
oynatılmadığı için büyük yıkım yiyor. Bütün kulüpler zor durumda. Ama
yapılacak bir şey yok! Tek şey var, beklemek. Normale dönmek… Buna da
inşallah diyor ve anılara devam ediyorum.

i.Ü. Orman Fakültesinde Hasılat Kürsüsünde çalışıyordum
Mehmet Şenyurt’a da teknisyen. Arıca geceleri de Üniversiteye gidiyor.
Yılda 3.600 lira ö diyor. Mehmet, müthiş hasta Galatasaraylı! Bu arada
memleketten para istiyor 3.600 gönderiyor babası. Cumartesi günü,
param geldi, maça gideceğim, okul taksitini de yatıracağım dedi.
“Parayı ver bana, burada saklayalım, cebinden çekerler parayı,
pazartesi günü yatırırsın” dedim. Kabul etmedi. Maça gitti, çıktı
okula gidecek cebine elini atıyor para yok. Meğer kale arkası tribünde
bir seyirciler arasında bir sıkışma ve dalgalanma olmuş, o sırada olan
olmuş, hırsız cebinden parayı götürmüş… Pazartesi işe geliyor morarmış
vazıyette. Bu kez borç para alarak taksiti ödemek zorunda kalıyor.

Mehmet Şenyurt enteresan biriydi. İş oldu mu çok iyi
çalışan ve bitiriciliği ile dikkat çeken biriydi. Değişik orman
bölgelerine gider, ağaç ölçümleri yaparak kürsü çalışmalarına katkı
verirdi. Bu arada Prof. Dr. Muharrem Miraboğlu TÜBİTAK Genel Sekreteri
oldu. Göreve gitmeden Mehmet’i çağırıp görüştü. Bana birazda kızarak
“İbrahim, bak Mehmet ipe un sermiş. Hala ikinci sınıfta, takip
edeceksin ve benim görevim bitene kadar okulu bitirmiş olacak,
çalışmadığı zaman bana bildireceksin” dedi. Tabii “Evet” dedim.
Muharrem Bey arada bir geliyor, soruyor tekrar göreve gidiyordu.
Nihayet tam dört yıl geçti. Muharrem Bey döndü. Çağırdı beni “Mehmet
Ne yaptı?” diye sordu. “Bitiremedi” dedim. Mehmet’i çağırdı. Oturduk
çay içtik, Mehmet’in ifadesini aldı ve “4 yılda nasıl bitiremezsin,
utanmıyor musun” falan diye azarladıktan sonra “Hemen kaç dersin
olduğunu öğren, sınav tarihlerini öğren bana bildir” dedi. Sınavlara
bir ay daha var ve 11 dersi kalmış Fakülteyi bitirmek için”. Muharrem
Hocaya söyledi. “Hoca bu derslerin tamamını bu bir ay içinde
vereceksin ve mezun olacaksın” dedi ama kıyameti de kopardı. Mehmet
harı harıl çalıştı ve derslerini vermeye başladı. Son dersi kalmış
(Mukavemet, hatırladığıma göre). “Abi Hocaya söyle de bu ders çok zor,
burnu bir dönem sonraya bırakayım” dedi. Gidip söyledim “Hayır,
çalışsın sınava girsin” dedi. Neyse, fakülteye gitmiş, uğramış öğrenci
bürosuna, çalışanlardan biri “Mehmet Ne haber” demiş, bir bakmış ki
okul arkadaşı. “Yahu ne işin var burada?” demiş O da ben mezun oldum
burada memuriyete başladım” demiş ve sonra da “senin ne işin var? diye
sormuş. Mehmet “tek dersin kaldı Mukavemet onun için geldim” deyince
arkadaşı “Yahu o derse beraber girmiştik, sen de bende orta olarak
dersi vermiştik bir yanlışın var” demiş ve dosyaları çıkarıp
bakmışlar. Gerçek olduğunu görmüş. Böylece Mehmet mezun olmuş oldu.
Tabii durumu hocaya anlattık, hep birlikte kahkahalarla güldük. Mehmet
bir iki ay sonra işten ayrıldı, Ordu da YSE de göreve başladı ve
oradan emekli oldu; şimdi memleketi Ordu’da emekliliğini yaşıyor.

Sarıyer Çağlayanda bir arazi var. Kulüp için satın
alınması için Sami Canel ile Baba Kenan çok gayret ettiler. Sahibinin
Hürriyet Gazetesinden Rüçhan Arıkan olduğu öğrenildi. Rica minnet adam
Kulübe satmam dedi. Sonuçta arsa boş duruyor “Sami Canel ile Kenan
Dereli ameleleri içeri soktular ve kazmaya başladılar. İş büyüdü
polisler falan geldi, adam Sami Canel ile Baba Kenan’ı mahkemeye
verdi. Av. Fikret davaya baktı, Ahmet Yüksel, Ergün Dereli ile Abbas
Çınar şahit. Dava birkaç celse sürdü ama bir ceza falan çıkmadı. Sami
Canel ve Kenan Dereli’nin bu uğraşları ve durumun B. T. Genel
müdürlüğüne duyurulması üzerine alanın kamulaştırılması yapıldı ve bu
araz i üzerine Sarıyer Kapalı spor salonu yapılarak hizmete açıldı.

Fakülteler savaş meydanı gibi. 08.04.1977 günü sabah saat
11.30 sularında silah sesleri ile masalarımızdan fırladık, pencerelere
koştuk. Üçüncü sınıf derste iken ağaçlık tarafından sınıfa ateş
açılmış, müthiş bir panik, sınıftakilerde dışarıdakilere veryansın
etmişler. Bu arada biri vurulmuş. Vurulan bir yıl önce mezun olmuş ve
İşletmede çalışan ülkücü bir mühendis. Vurulduğu yerde ağır yaralı
arkadaşları sırtlamışlar götürürlerken b.iz de pencereden seyrettik
Çatışma bahçenin her tarafına yayıldı. Vurulan kişi gelen vasıta ile
gönderildi ise de olay mahallinde ölmüş meğer. Yaralananlar da oldu
tabii, bu arada jandarma geldi ve okul tatil edildi. Olayın
soruşturması yapıldı. Prof. Dr. Besalet Pamay idari soruşturmayı yaptı
ama tabii ki bir şey çıkmadı, vurulan, ölen öldüğü ile kaldı.

Eskiden Türkiye penaltı yarışması yapılırdı. İkinci kez
yapılan yarışmaya Sarıyer S.K. futbol okulundan Hamdi Hürman’ın
öğrencisi Can Tüysüz katıldı (merhum). Grupları başarı ile geçerek
finale kaldı. Final İnönü Stadında yapıldı. Finalde G. Saray/F.
Bahçeli Tanju Çolak ile yarıştı ve Can peş penaltıyı gol yapınca
birinciliği kazandı, Tanju Çolak ikinci oldu. Bir süre sonra Can
Tüysüz Avrupa penaltı yarışmasına gönderildi. Yarışma Hollanda’da
yapıldı, ekibi Kulübümüzün eski yöneticisi Recai Uygun karşıladı.
Finale Türkiye, İsrail, Irlanda ve İngiliz penaltıcılar kaldı.
Irlandalı ile Hollandalı yarışmacı elenince finale İngiliz J. Gould
ile Türkiye’den Can Tüysüz kaldı. Bir penaltısı direkten dönün Can
Avrupa İkincisi oldu (19.5.19779. Ne var ki 12 yaşında Türk Milli
takım formasını giymek onurunu elde etti.

Urfa’ya maça giderken G. Antep’de otobüsümüz arıza yaptı.
Geceyi G. Antep’te geçirdik. Sabah erkende yola çıktık Birecik’te
otobüs aks kesti. Kaldık, Birecik’ten iki minibüs kiraladık. Düştük
yola, müthiş bir yağmur var, göz gözü görmüyor. Arabanın silecekleri
çalışmıyor. Şoför indi ve sileceklere ip bağladı, sağ taraftakini Suat
sol taraftakini de ben tutuyorum. Sileceği bir ben çekiyorum, bir Suat
çekiyor, bu halle Urfa Stadına indik. Maç başlama saati.

Hava muhalefeti nedeni ile geciktiğimiz için hakem bir süre beklerim dedi.
Futbolcu malzemeleri minibüs’ün üzerindeydiler, hepsi de sırılsıklam
olmuştu. Bu halde sahaya çıkıldı. Korkunç yağmur altındaki maçta iki
gol yedik ama en azından beş gol kaçırdık. Erkut bir gol kaçırdı ki
akıllara durgunluk verir. Dışarıdan mandalina attılar, kale boş Erkut
topu bırakıp kaçtı… Maçtan sonra ziyafet verdiler, ama mükemmeldi. Bu
arada şeref tribününde duran başkanları meşhur Pamuk Baba aşiret reisi
ıslanmasın diye arkasından şemsiye tutuyorlar. Bir arada Urfa Başkanı
aşka geldi ve sporcuları ıslanan başkan kuru kalmaz diyerek şemsiyeyi
kaptığı gibi sahaya fırlattı ve maçı yağmur altında izledi.