Son Dakika Haberler

SARIYER’DE ÜÇ MAHALLE

SARIYER’DE ÜÇ MAHALLE
Okunma : 1.647 views Yorum Yap

Sarıyer’e Giderken, Sarıyer’de Gezerken, Sarıyer Köyleri
-1, Sarıyer Köyleri- 2 başlıkları ile Sarıyer semtlerini yazdım,
bildiklerimi aktardım. Hayli ilgi gördü. Yeni semt yani yeni
mahalleler hariç diğerlerinin tanıtımını yaptı. Ama iki mahalle kaldı.
Bu iki mahalleyi yazmamak da ayıp diye düşündüm. Hatta üç mahalle!
Yenimahalle, Rumelikavak ve Maden Mahalleleri… Yürüyelim bakalım bu
iki üç mahalle üzerine nereye kadar gideriz.

YENİMAHALLE Sarıyer İlçemizin en eski yerleşim
bölgelerinden biri. Antik Çağdan günümüze kadar gelen bir yerleşim
bölgesi! Antik çağdaki ismi Neopolis Yani Yeni Kent. Zamanla
Yenimahalle olmuş. Tabii başka isimleri var. Örneğin Amieton ve Bizans
dönemindeki ismi ile Anilton.

Yenimahalle Sarıyer ilçe merkezi ile iç içedir. Arada
nerede ise mesafe yoktur. Yörenin halkı çoğunluk olarak Rum’du. Ermeni
aile sayısı da hayli fazla idi. Az sayıda Musevi vardı. Müslüman
halkın buraya yerleşmesi 93 harbi (1877/78) ile yoğunluk kazandı.
Milli mücadeleden sonra ise çok arttı.

Yenimahalle küçük bir koyun kenarında kurulmuş deniz
günümüzdeki Kilisenin önüne kadar gidiyormuş. Zamanla koy dolmuş ve
bugünkü hale gelmiş. Semtin en önemli tarihi eseri Kilisesiydi 1799
da Vaftizçi Yohanna adına küçük bir kilise olarak inşa edilmiş, Daha
sonra bu kilisenin yerine 1834 de Aziz Prodromos adına yeni bir kilise
yapıldı. Bu kilise Terkos Metropoliti Nikiforos tarafından
kutsanmıştır. Yenimahalle kilisesinin bağlı olduğu Terkos
Metropolitliği Fener Rum Patrikhanesi bağlıdır. Bu bağlılığı hala
devam ediyor. Bu kilisenin yapılışı 1934 yılında yüzüncü yıl olarak
kutlandı (Belgesi arşivimizde var). Bazı kayıtlarda bu kilisenin
bahçesinde 16.yy. da Bizans döneminde yapılan bir mezar olduğu yazılı
ise de kilise bahçesinde böyle bir mezar bulamadık. Ancak, günümüzde
park olarak kullanılan Koru mahallesindeki mezarlıkta olabilirdi. Ama
mezarlık park yapılırken mezarlar ortadan yok edildi. Önemli bir eser
de Pazarbaşındaki Askeri karakoldur ve 1893 yılında Sultan II.
Abdülhamid döneminde yaptırılmıştır. Ancak en eski tarihi eser çarşı
içindeki Kapudan-ı Derya Hasan Paşa (Kaptan Gazi) Çeşmesi olup 1784
yılında yapılmıştır. Suyu memba suyudur.

Yenimahalle’nin havası ılımandır. Kışın soğuk rüzgârlarına
kapalıdır. O nedenle tercih edilen bir yerdir. Bilhassa yaz aylarında
azınlıkların tercih ettikleri bir yerdir ve yaz aylarında ev kiralanır
29 Ekime kadar yazlıkçılar Yenimahalle’de oturur sonra giderlerdi.
1974 lü yıllara kadar Rumlar ve Ermeniler kültürlerini devam
ettirdiler. Ama o kadar. Zira 6/7 Eylül ve Kıbrıs olayları nedeni ile
Yenimahalle’den azınlıklar çekip gittiler. Yerlerini Karadenizliler
aldı tercihen. Rum halkı da balıkçılık ve meyhanecilikle iştigal
ediliyorlardı. Meyhanecilikte üzerlerine yoktu. Meze dediklerinde akla
Yenimahalleli gazinolar gelirdi. Yaz kış lokantalar dolup dolup
boşalırdı. Boğaziçi’nin önemli hareketli merkezlerinden biriydi.
Otobüsler Yenimahalle’ye kadar gelirlerdi. Son durak Yenimahalle idi!

Yenimahalle konakların, köşklerin ve yalıların çok olduğu bir sahil
mahallesiydi. Kültür zenginliği yanında zengin insanların tercih
ettiği bir yerdi. Mükemmel yalılar, birbirinden güzel köşk ve
konakların fazlalığı bunu gösterir. Pazarbaşı semti gıpta edilecek bir
yer. En zengin kişilerin, en kalite azınlıkların bulunduğu, son moda
giysilerin, son moda vasıtaların tercih edildiği kullanıldığı bir
yerdi. Dışarıdan gelenler hariç halkı balıkçı, lokantacı idi.
Balıkçılıkta bilhassa Karadeniz kökenliler gırgır balıkçılığı
yaparlar, yani ağ balıkçılığının her türlüsünü yaparlardı. Rumlar ise
lokantacılık ve olta balıkçılığı ile ünlü idiler. Bir de
dalyancılıkları vardı. Pazarbaşı Dalyanı önemli dalyanlardandı.
Sarıyer ilçesinde deniz hamamlarının ilk kez kullanıldığı hem de bolca
kullanıldığı bir yerdi Yenimahalle. Pazarbaşında her yalının önünde
bir deniz hamamı vardı.

Balıkçılığın her türü yapılmaktadır Yenimahalle’de. Artık dalyancılık
yok. Ağ ve olta balıkçılığı devam ediyor. Küçük balıkçı teknelerinin
yerini devasa balıkçı gemileri aldı. Türkiye’nin her denizinde
gerektiğinde balıkçılık yapıyorlar. Yurt dışına giderek çalışıyor,
Türk ekonomisine katkı da bulunuyorlar.

Yenimahalle vadi arasında bir yerleşim bölgesi! Düz alanı yok, olanı
da imara teslim oldu. O nedenle oyun alanı Eyüp Odabaşı Parkı dışında
yok. Oysa Yenimahalle onca başarılı futbolcunun yetiştiği bir kulübe
sahip! Eyüp Odabaşı, Şener Çınar, Yakup Kaptan, Engin Toygar, Ayhan
Çınar, Arif Odabaşı ve diğerleri… Ayrıca uzun yıllar Türk futboluna
antrenör ve teknik direktör olarak hizmet etmiş olan Kel Yakup
(Kaptan)… Ne var ki günümüzde top koşturacak alanları yok. Kulüp ise
yaşama/yaşatılmaya çalışılıyor…

Yenimahalle’de Pazarbaşı’nın az ilerisinde Fırıldakbahçe ve Havantepe
yolu üzerinde Fıstık Ağacı mesiresi vardı. Ancak önemli olan
Fırıldakbahçe mesiresiydi. Türk edebiyatının önemli isimleri ile
müzikişinaslar burada toplanır günün keyfini çıkarırlardı. Birkaç isim
verip kapatalım. Efendim Mehmet Rauf en önemli eseri olan “Eylül”
romanını burada yazdı. Fırıldakbahçe’ye, Halit Ziya, Mehmet Rauf,
Ahmet İhsan, Mehmet Asım Us, Ahmet Rasim, Hüseyin Fırat, Lemi Atlı,
Rıza Teyfik, Yahya Kemal gibi edebiyatçılar, Kanuni Sarı Talat,
Kanuni Arif Bey, Hanende Mazhar Bey, Serezli Şekip Bey, Tamburi Raşit
Molla, Hafız Yusuf Efendi gibi meşhurlar gelirlerdi.

RUMELİKAVAGI’nı yazacağım. Yazmak zor değil de nereden başlayacağım
ona karar vermekte tedirginim ama yine de fazla gerinmeye gerek yok
zira Rumelikavak isimli kalbin attığı kalbin sesini dinleyen İrfan
Terzi’den dinlemek iyi olurdu. Ama olsun yine de İrfan Terzi’den
yararlanacağım.

Rumelikavak Tarihi çalışması var İrfan Terzi’nin tamamen özgün,
kendine has bir çalışma. Onca yayın ve ansiklopedi tarayarak
hazırlanmış uzunca bir makale keşke yayınlasaydı ne kadar güzel
olurdu. Olsun ben yine de o makaleden yararlanacağım.

Rumelikavağın ismi Bizans döneminde Hieoron Romelias idi. Bu ismi eski
kalenin bulunduğu yerdeki Bizans mabedinden alıyordu. Bir diğer söylem
ise çarşı içindeki anıt çınar ağaçlarından aldığı idi. Halk arasında
Çınar ağaçlarına “Kavak” denilmektedir. “Kavak” kelimesine “Rumeli”
eklenerek semtin adı tamamlanmıştır. Bu ağaçlardan bir kaçı hala
ayakta! Hele Sevda Çınarı 750 yaşın üzerinde, ortadan ikiyi
ayrılmasına ve dış kabuklarından beslenmesine karşın hala ayaktadır.
Ancak “Kavak” ismi gerçekte Osmanlı döneminde boğazdan geçişleri
kontrol etmek amacı ile yapılan kale hisarı isimli (çarşı içindeki
küçük kale) den alıyordu. Rumeli de olanı Rumelikavak, karşıda olana
da Anadolukavak deniliyordu. Öylesine iddia var ki iki kale arasında
zincir çekilerek kaçak geçişler önleniyordu. Şu kaydı da düşelim.
İstanbul’un en leziz incirleri “Kavak İnciri” dir. Semtin isminin
incirden geldiği de söylenegelmektedir…

Rumelikavağın yerli halkı Rum’du. Eski kale yıkılıp gitti. Suçlusu
tamamen kontrolsuz bir şekilde kaçak kazı yapan define arayıcılardır.
Eski kalenin bir ismi de Polikhnion idi. Hammer de boş durmaz o da
kaleye Başmelek kalesi der. Bu kale Bizanslıların güçlü kalesi iken
Cenevizlilerin eline geçer (14. YyAsomaton Kalesi, İmroz Kalesi, Ceneviz kalesi de diğer isimleri. ) ve epey bir süre onlarda kalır.
1452 de Osmanlıların eline geçer. Bu kale yok ama biz üzerinde fazla
durduk. Kale dışında diğer bir kale Kavak Hisarı olarak köy içinde
1624 de IV. Murat tarafından yapıldı. Bu kale zamanla hayrı onarım
gördü. 1913 Ekimindeki büyük Sarıyer selinden de yara almadan kurtuldu
ama kale duvarı dibindeki Cami sele dayanamadı ve yıkıldı.

Kavakta tarihi eser sayısı hayli fazla. İstanbul’un en büyük
manastırlarından biri de Kavak sınırları içinde Mavramolos
bölgesindeydi. Manastırda zararlı faaliyetler tespit edildiği için üç
kez yıktırılmasına karşın keşişler ve papazlar tarafından tekrar
tekrar yapıldı. Fakat öyle bir zaman geldi ki Sadrazam Damat Şehit Ali
Paşa’nın hışmından kurtulamadı ve manastır yerle bir ettirdi. Burada
önemli bir ayrıntı var onu da anlatalım kısıca. Kadınlar manastırından
genç bir rahibe kız Müslüman balıkçıya âşık olur ve balıkçının
sandalına binerek kaçarlar. Telli Tabya önünde geldiklerinden rahibe
heyecana dayanamaz ve ölür. Balıkçı genç rahibenin cesedindi dışarı
çıkarır ve Telli Tabya’nın üst kısmına gömer. Gelin olamayan rahibenin
üzerine de gelin teli koyar. Gel zaman git zaman burası ziyaretgâh
olur, rahibe de Telli Baba’ya dönüşür. Doğru mu? Yanlış mı? Onu ben
değil, benden önce kâğıda dökenler düşünsün derim… Ama er kişi de
olsa hatun kişi de olsa yararlı.

Kavak Türk balıkçılığının önemli bir merkezi! Halkının büyük kısmı
1970 li yollara kadar balıkçı idi. Sonraları balık lokantaları ile
ünlendi. Çarşı içinde ne kadar bina varsa hemen hemen hepsinin altında
bir lokanta var. Her sınıftan insanın rahatça girebileceği lokantalar
var. Balıkçılar basit balık avlanma usulünden en son teknolojik
cihazlarla avlanmaya kadar hür tür avcılığı yapıyorlar. Ülke dışına
gidiyor, çalışmalarını devam ettiriyorlar. Bilhassa balık
lokantalarının artışı ile semte göç de arttı. Değişik kentlerden
gelişlerle nüfusu hayli arttı.

Rumelikavak halkı eskiden yani Rumlar gittikten sonra
Karadenizlilerden meydana geliyordu. Bilhassa Sürmene/Trabzon… R.
Kavak adeta, Garipçe’nin kardeşi gibidir, Sürmeneli ailelerin
birbirleriyle bağları devam etmektedir.

Balıkçılığın bir kolu olan midyecilik önemli iş koludur. Türkiye’nin
en lezzetli midyelerini Rumelikavaklı midyeciler yakalamakta ve halka
sunmaktadırlar. Rumelikavaklı Romanların yaptığı bu mesleğin
azımsanmayacak bir getirisi var. Ülke dışına da satılarak döviz
girdisi sağlanmaktadır. Bir de doğru dürüst çalışma tesisleri olsa her
halde çok daha yararlı olabilirler. Buradaki Romanların diğer
Romanlardan farkı çok çalışkan ve yaşam seviyelerinin çok üst düzeyde
olmalarıdı, buna da ayak uydurmada maharet göstermeleridir.

Rumelikavak Boğaziçi’nin renkli semtlerinden biridir. Altınkum,
Elmaskum gibi ünlü plajları yaz aylarında binlerce insana hizmet
verir. Orduya ait ayrı bir plaj, daha ileri de Karataş mevkiinde
kadınlar plajı… Unutmayalım Limana doğru gidilirken, bayırından
başından liman başına kadar sağ tarafta 31 Mesiresi vardı. Bu mesire
ismini Balkan Savaşında sonra burada konuşlandırılan 31. Tümenden
almıştır. 1965 li yıllara kadar çalıştı. Burada da yüzülecek yer
vardı. Sahil boyunun temiz havası, suyu ve güzelliği, içeri doğru
gidilince de botanik bahçeleri ve bahçecilik…

Tabii Rumelikavağın biraz da futbolcu tarlası olduğunu hatırlatmak
gerekir. Fuat Bıçakçı ile başlayan futbolcu patlaması Cemil Turan,
Bora Öztürk, Mehmet, Hamdi Demirtaş kardeşler, Kamil Doygun, Mehmet
Sülün gibi futbolcularla devam etti. Unutmayalım Sarıyer ilçesinin
İstanbul Lig Şampiyonluğunu kazanan tek Kulübü Rumelikavak Spor
Kulübüdür.

Bu arada ayrı bir kayıt düşmek gerekir. Mareşal M. Fevzi Çakmak’ın
çocukluğu Rumelikavak’da geçmiş ikinci Cumhurbaşkanı İnönü’de burada
ikamet eden teyzesinin yanında bir süre kalmıştır.

MADEN mahallesine geçebiliriz. Maden genç bir mahalledir. 93 Harbi
denilen (1877/78 Rus harbi) ve Balkan Harpleri (1912) nedeni ile
gerçekleşen göçlerden oluşan bir mahalledir. En eski eseri Camisi olup
1900 yılında yapıldığına göre yeni bir yerleşim bölgesidir. Gerçekten
de öyle yeni yerleşim bölgesi olmaya da devam etmektedir. Zira hemen
her tarafı yeni yeni sitelerle büyümektedir. Yerli halkı göçmendir.
II. Dünya Savaşları sırasında Doğu Karadeniz’den ve daha sonraları
değişik bölgelerden gelen göçlerle hayli kalabalık bir yerleşim
bölgesi oldu.

Maden’in ismi hemen hemen Sarıyer ile kardeş isim gibidir. Sarıyer’in
isme Şifa Suyu mesirenin üstü ve sağ tarafındaki yarların sarı
olmasından ileri gelir. Yani bir yerde madeni olan bir arazi!
Osmanlının ilk yıllarında altın madeni bulunmuş ve uzun yılların
işletilmiştir., Zamanla altın, zamanla bakır gibi madenler
çıkarılmıştır. Maden mahallesi Yenimahalle gibi Sarıyer’le iç içe
gibidir. Halkının bir kısmı eskiden balıkçılık uğraşırdı ama sonraları
değişik mesleklere yöneldiler. Bilhassa Kibrit Fabrikası, Kavel Kablo
gibi iş alanlarına çalışır oldular.

Maden mahallesinin iki önemli ve talihsiz olayı vardır. İkisi de
cinayetle sonuçlanmıştır. Biri Sarıyer güzeli Sevim Başay’ın katlidir.
Biri de Ana Katili Cemal Kanca’nın anasını öldürmesi nedeni ile idam
edilmesidir. Sevim Başay’ın öldürülmesinin üzerinden 66 yıl geçmesine
karşın katil bulunamamış ve olay faili meçhul kalmıştır.

İbrahim Balcı