Son Dakika Haberler

SARIYER’DEN GİDENLER VE KALANLAR

SARIYER’DEN GİDENLER VE KALANLAR
Okunma : 1.384 views Yorum Yap

Sarıyer tılsımlı bir yerleşim bölgesi! Boğaziçi’nin
incisi, İstanbul’un gerdanlığı bir yer. Unutulmayacak bir yerden ne
aranır. Hava, su ve doğal güzellik! Bunların tamamı Sarıyer’de mevcut!
Tabii ki dahası da var. Mehtabı, balığı, böreği ve dillere destan
muhallebisi, dondurması… Ve son yıllarda anormal çıkış yapan midye
tavası…

İnsanız gün gelir sekte-i kalpten gideriz, öyle zaman olur
ki, “aaa dün konuştuk, bugün gitti” der dostlar beyin kanamasından
yolcu olur…

Hastalanır, yatar birkaç ay gözden ırak olur, unutulduğu
sanılır ama unutulmaz, aranır, sorulur, gidilir, görülür ve hal hatır
sorulur. Birkaç gün sokağa çıkmayanlar aranır, taranır ve haber
alınır.

Bunlar hayattan kopuşlardır. Önüne geçilmesi olası
değildir. Normal gidiştir bu gidişler, doğa yasasına boyun eğmek ve
tevekkel olmaktır.

Diğer gidişler vardır akıllara durgunluk veren. İşi vardır
gidiş gelişler güçlük arz eder. Zamanında işine gidip gelmesi için
Sarıyer’i terk etmek zorunda kalır ama her hafta sonu kapağı yine
Sarıyer’e atar, vaktini geçirir. Evlenir çeker gider Sarıyer’den… Ya
karı dırdırından kurtulmak içindir bu gidiş ya da zorunlu kopuştan…

Çoluk çocuk derken bir iken iki olmuştur, üç olmuştur…
Arttıkça artmıştır ailenin birey sayısı zorunlu olarak terk etmek
zorunda kalır Sarıyer’í! Dert geçim derdidir.

Bir diğer grup Sarıyer’i terk etmek zorunda kalır. Aile
sorunları, geçimsizlik, ilgisizlik ve ailevi sorunlar. Bunlar da az
değildir. Bu tipler Sarıyer’i terk ederken akıllarını beraberlerinde
götüremezler. Küçükkuyu’dadır, Babakale’dedir, Edremit’tedir,
Ören’dedir. Altınoluktadır. Ayvalık’tadır. Turgut Reis’tedir,
Bodrum’dadır, Didim’dedir. Marmaris’tedir. Kuşadası’ndadır,
Fethiye’dedir… Sayıları az değildir bunların. Ama yerleştikleri yere
Sarıyer havasını taşımışlar, orayı Sarıyer haline getirirler; farkında
olmadan…

Pek çoğu derdini içine akıtır Cerrahpaşa misali…
Kulaklarını çınlatır Volkan Konak’ın… Baba darbesi, anne tokadı yemiş
hayatına küsmüştür, “durulmaz burada” deyip çekip gitmiştir. Kimisi
evladından aradığını bulamamış varını yoğunu harcadığı halde
yaranamadığı için çekip gitmiştir Sarıyer’den. B:ir diğeri hanımı ile
ters düşmüş, yıldızları barışmamış bir türlü. Hele çocuklar büyüdükten
sonra yaraları daha da derinleşince “ayrılık başa bela” diyerek yola
çıkmıştır, Sarıyer’den ve son durak demiştir Akdeniz’de bir güzel
koyu.

Bilirim ben de yaşadım bu havayı… Sarıyerliler
birbirlerinin kokusunu alırlar. Hele birbirlerinden habersiz bir yere
iskân olsunlar iki üç gün içinde mutlak bir araya gelir yudum yudum
boğazın suyunu yudumlarlar. Balığından söz ederler, çay bahçesinden
mesiresinden muhallebisinden ve böreğinden dem vururlar…

Unutmazlar, dostlarını hararetle sorarlar Ayşe hanımı,
kızlarını, komşu emekli Ahmet Amcaları…

Akdeniz’in ya da Ege’nin deniz sahilinde plastik bir masa
ve etrafında üç dört plastik sandalye, elleri çeneleri altında
dertleşip dururlar Sarıyer dertleriyle. Rüya âleminde olurlar
saatlerce… Sorup, sarmaladıkları insanların bir kısmı terk-i dünya
eylemiştir “rahmet” okurlar, bir kısmı sere serpe yataktadır yıllarca
“hay Allah” der geçerler, kimilerinin serüvenlerini anlatır dururlar
biteviye.

Çoğu zaman dalar giderler kendi dünyalarına; Kocataş
önünden mehtabı seyreder, kafeterya’da çay içer, Yenimahalle parkında
dost sohbetine dalar, Rumelikavağa giderken Otuzbir bayırından
Karadeniz Boğazına bakar doyasıya, serin rüzgâra göğüs gerer. Köylere
giderken Nalbant Çeşmeden Boğaziçi’ni seyreder doyasıya, Havantepe’den
el sallar gelip geçen gemilere… Saatlerce dolaşır Belgrad ormanındaki
devasa ağaçların arasında, bentleri seyreder, havasını teneffüs eder.
Rumelihisar’da Duatepe, Emirgan’da Çınaraltı, İstinye, Yeniköy,
Tarabya’da yürüyüş parkuru, Kireçburnu’nda Aliyev Parkı, Kefeliköy
Dalyan sırtları ve Büyükdere Sarıyer arası… Buna derler aslında: Gönül
Yarası…

Gençlerin; bıyıkları terlemeden, kızların yanaklarına
pudra değmeden yürüyüş yaptıkları Piyasa caddesi! Birbirlerine
çalımları, işmarları, el etmeleri… Büyüklerin tüm saygınlıkları ile
selamlaşmaları, birlikte volta atmaları. Ediplerin, sanatçıların yan
yana yürüyerek güne gün katmaları; kâğıt helva ve taze sütlü mısırın,
çekirdeğin müthiş bir zevkle yenilmesi ve faytonlardan gelen kamçı
sesleri… Gecenin geç saatine kadar yürüme ve dönüş…

Gecenin zifiri karanlığında gazeteye sarılı şişesinden
yudum yudum içkisini yudumlayan Şekerci İbrahim’in şiiri kulakları
tırmalar:

Sarıyer demek mehtap demektir,
Bir tatlı gülüş hayat demektir.

İbrahim Balcı