Son Dakika Haberler

TRİBÜNDE KAVGA OLURSA? İbrahim Balcı

TRİBÜNDE KAVGA OLURSA? İbrahim Balcı
Okunma : 106 views Yorum Yap

                “Tribünde kavga olursa Sarıyer gol yer” der yıllardan beri Av. Fikret Canlı. Sarıyer S. K. nün kurucusu ve ayaklı tarihidir Fikret Bey, teşhislerinde yanılmaz. Demek ki amatörlük döneminden bu yana neler görmüş, ne olaylar yaşamış ki, tribünde kavga olursa Sarıyer gol yer sözlerini söylemek ihtiyacını hissetmiş! Birlikte çalıştığımız, amatör ve profesyonellik dönemlerinde birlikte müsabaka seyrettiğimiz için söylediklerinin ne kadar haklı olduğunu takdir ederim. Bugünkü Kırklareli maçında Fikret Bey yoktu ama söyledikleri aynen tahakkuk etti! Yanılmadı, olan da Sarıyer S. K. ne oldu. Yazık!

Seyirci maçın heyecanı bağırıp durdu. Zaman zaman küfür kâfir! Bunu önlemek imkânı olmuyor. Ne oldu ise oldu, Şeref tribününde oturan rakip takım başkanı yerinden kalkıp Sarıyerli taraftarların üzerine yürüyüp tribünlerin karışmasına, itiş-kakışa neden oldu. Bu patırdı da gol yedik. Fikret Bey’i hatırladım.

Maçın hakemi çok müsamahakârdı. Rakip takımın sertliklerine göz yumdu. Barış’ın müthiş atağının, son adam Hasan Can Özkan tarafından kasti olarak kesilmesinin karşılığı kırmızı karttı ama sarı kartı reva gördü. 71. Dakikada rakip futbolcu Serkan Sözmen’in topu elle önüne alıp yakından gol yapmasını görememesi de hakem tarafından Sarıyer’e vurulan bir darbe olarak görüldü.

Müsabaka (1-1) sonuçlanırken her iki tarafın kötü futbol oynadıklarını belirtmek isterim. Her ne kadar sahanın zemini kötü idiyse de yine de idare ederdi. Sarıyer son haftalarda arka arkaya aldığı puanlarla üst sıralara tırmanmaya başlamış, Ünye maçını onca gol kaçırdıktan sonra kaybetmişti. Kırklareli maçını kesinlikle kazanması bekleniyordu. Zira kendi saha ve seyircisi önünde oynayacak ve alacağı bir galibiyetle ilk beş sıra için yani play-of için iddialı duruma gelecekti. Ama olmadı! Olmadı, çünkü Sarıyer’in maç boyu ne oynadığını kimse anlamadı. Maçın kazanılması için de taktik anlamda bir uygulama görülmedi. Şunu kesinlikle söyleyebiliriz; maçı Turgay kaybettirdi. Takım 1-0 galip, işi götürüyor, rakip takımın baskısı yok, tehlikeli bir atağı yok; olanları da Ethem armut toplar gibi topluyor. Sarıyer her an bir ikinci gol bulabilir. Nitekim gelişen bir akında korner kazanılıyor, atış sırasında Turgay kafaya gidiyor ve topa yükseldiğinde hakem faul düdüğü çalıyor. Turgay’ın anlamsız itirazları, yerde iken el ve kolları ile yaptığı anlamsız jestler ve belki de ileri geri bir iki söz ediyor ki, hakem kırmızı kartını gösterip “Haydi git” diyor!

Turgay, sana Teknik direktör kafaya git demişse bir bildiği vardır ve sana hakeme itiraz et dememiştir. Aslında takım galip iken seni kafa ya göndermesi de akıl kârı değil ya neyse! Ama bu senin alışkanlığındır, kendin gitmişindir ve hırsına gem vuramamandan ileri gelmiştir. İyi niyetle gittin ama neden iyi niyetli davranmadın ki? Neden itiraz ettin ve devam ettirdin itirazını? Hakemin verdiği kararın değişmeyeceğini bilmiyor muydun? Ne oldu? Takım on kişi kaldı, rakibin baskısı geldi ve nihayet golü buldular ve maçı 1-1 sonuçlandı.  İki önemli puan kaybedildi.

Sarıyer takımında bir orta saha olayı var, mutlak çözümlenmesi gerekir.  Orta saha adamı olarak iki önemli isim var: Efecan ve Barış ikisi de ileriye dönük oynuyor. Hele Efecan, defansa yardıma gelmesi imkânı da yok! Zina o kadar çok mücadele ediyor ki eli belinde kalıyor! Efecan’ı eski futbolcumuz Tevfik Kızılay’a benzetiyorum. Tevfik, önce rakip taraftarları kışkırtıcı hareketler yapar, sonra rakip futbolcularla dalaşır, sonra da hakemle boğuşur ve maçı müthiş stresli bir havaya soktuktan sonra, kendisi durgunlaşır ve maçı alıp götürürdü. Aynı şeyleri Efecan yapıyor, hem de bir fazlası ile: Yani farkı ikide bir kendini yere atması, oylu boyunca uzanması! Böyle yaptığı sürece yarardan çok zararı oluyor takıma farkında değil! Barış o kadar çok çaba harcıyor ki sonuçta diri kalamadığı için son vuruşu yapamıyor yazık. Sarıyer orta alanı yolgeçen hanı gibi. Zaman zaman forvetle defans arasında 30, 40 ve 50 metrelik boşluklar oluyor. Bu boşlukları dolduran Sarıyerli tek futbolcu görmenin imkânı da yok! Çünkü Sarıyer o yetenekte bulcuya sahip değil. Örneğin, göbekte görevlendirilen Egemen’in orta alanda ne işi olabilir. İyi veya kötü ortada top yapabilecek adam M. Akif o da yedekte ve ısrarla bekletildi.

Rakip takımlar Sarıyer’i iyi okuyup ezberlemişler. Sarıyer takımında Sinan ile Efecan etkisizleştirildiğinde Sarıyer hiçbir şey yapamaz bunu biliyorlar.  Oyunlarını buna göre kurguluyorlar ve kazanıyorlar. Sarıyer Cemre, Sinan ikilisi ile başlasa ve uç adam Cemre olsa, Sinan geriye sarkarak geniş alan bulacağı için çok daha yararlı olur kanısındayım. Böyle yapılırsa belki Cemre de kazanılır. Gerçi Cemre’de başlı başına ayrı bir olay ama olsun, kazanılma yoluna gidilmelidir.

Takım çok genç ama bu takımın ligi istenilen gibi götürebilme şansı yok. Çünkü Hüseyin, Egemen, Semih, Çağrı çok genç ve deneyimsiz! Yedeklerde olan Ünal, Gökhan, Burak, Yusuf de çok genç; takımda büyük deneyim sahibi futbolcu da yok. Bir tek Efecan o da kendisi ile boğuşuyor, seyirci önünde oynamak için kim ne derse desin, bildiğini yapıyor. Hal böyle olunca iş zora giriyor.

Burada Ethem’e bir paragraf açmak isterim: Ethem altın yılını yaşıyor! Yürekten kutluyorum. Yine takımını kurtaran adam olmayı bildi. Kurtardığı iki önemli pozisyon vardı ki parmak ısırttı. Başarılı futbolunu lig sonuna kadar devam ettirebilirse, uçar gider gibime geliyor.

Takım kadrosunu Teknik Direktör yapar ve sahaya sürer. İyi veya kötü futbol oynanır ve bir sonuç alınır. Bu üç neticelidir; galibiyet, beraberlik ve mağlubiyet! Mağlubiyette kızılca kıyamet kopar; ne futbolcu kalır, ne teknik direktör ve ne de yönetim kurulu, eleştiri bıçak gibi saplanır yüreklere! Beraberlikte neden ve nasıl kazanılamadığının hesabı yapılır, eleştiriler yoğun olur. Galibiyetlerde ise her şey unutulur!

Yöneticilerin, taraftarların ve yazarçizerlerin takımları sahaya çıkmaz! O nedenle onların yaptıkları takım hiç yenilmez! Ama teknik direktörler, antrenörler öyle değil! Onların yaptıkları takım sahaya sürülür, mücadele eder yener veya yenilir. Bu nedenle de eleştiri okları onların üzerinde olur.

Ne yapalım durum bu! Daha iki üç hafta evvel bu takım düşmekten nasıl kurtulur diye düşünürken bugün âkildanelik yapıyoruz!