Son Dakika Haberler

Yunanistan Gezi Notları (3) SELANİKTEYİZ. İbrahim Balcı

Yunanistan Gezi Notları (3) SELANİKTEYİZ. İbrahim Balcı
Okunma : 124 views Yorum Yap


ata_selanik_muzeYolcu yoluna gerek… Aynı yolu takiben Selanik’e ulaşıyoruz, Sun Beach Hotel’deyiz. Lobi de dört otobüs yolcusu bir arada beş on dakika geçiriyoruz. Sonra odalarımıza çıkıyoruz. Suat’la aynı odadayız. Hayret tertemiz tuvalet ama burada da taharet musluğu yok. Ama banyonun duşunu kullanmak en akla yakın. Önce ölçmek gerekir yetişir mi diye…  Çaresiz baktım, ölçtüm, biçtim karar verdim duşu kullanacağım. Yahu şeytan insanın aklına neler getiriyor. Duşu popoyu temizlemek için kullanacağız, bari duşun kalitelisi olsun diye düşündüm. Markasına baktım; Eca değil, Vitra değil… Yani kısacası bizden değil! İşimizi görürken, lovabo önündeki cam rafta iki büyük bardak gördüm, aha buldum diye bağırdım. Nefis bir maşrapa olabilir! İş bitti aynen vaki oldu, işimi rahatlıkla bu maşrapa ile gördüm. Suat’a seslendim darısı arkadaşların başına!

            Duş almak iyi geldi, yıkanıp temizlendik ve bir saat kadar uyuduk ama oda soğuk. Biraz daha uyumaya gayret etsek, ya da inat etsek hasta olacağız, lobiye indik… Oooo lobi hayli kalabalık. Meğer onlarında odaları soğukmuş. Kalorifer yanıyor mu yanmıyor mu belli değil. Bizimkisi soğuk üflüyor… Nihayet herkesten şikâyet gelince görevliler harekete geçmek zorunda kaldı. Onarım yapılarak sorun çözüldü.

 balci_not           Akşam yemeği 21.00 de, hem de müzikli. Bu iş için de 25’er EURO ödemek gerekti. Bastırdık EURO’ları… Restaurant’ın ismi de SUN… Olay anlaşıldı. Bu restaurant da Otele ait. Müzik eşliğinde gece geç saatlere kadar devam etti yemek. Oturduğumuz masadakiler müthiş yiyip içiyorlardı, tahammül edemedik kalktık. İç kısma geçtik ve öğretmenlerin masasına konduk. Dr. Ahmet Bekâroğlu,  Mustafa Yetiş, Şemsettin Karabulut, Coşkun İnce ve İbrahim Gül aynı masayı paylaştık. Hepsi de kalite insanlar, can dost gibi davrandılar bize! Onlar rakıyı yudumlarken, biz de bir televizyon programında Kürt vardır ama Türk yoktur diyen Prof. Dr. Yasin Aktay’ı ele alarak sülalesine rahmet okuttuk. Sabah altıda kalkmak üzere, yeni güne girdiğimiz saatte yataklara attık kendimizi…

   beyhan_hoca         Umarım herkes rahat bir uyku çekmiştir. Zira yolculuk zevkli olsa da hayli yorucu oldu. Önce mutat veçhile ibadetimizi yaptık ve lobiye indik. Kahvaltı hazır, alacaklarımız aldık ve bir masaya oturduk. Aaaa hayret etmemek elde değil! Şükrü Başkan teşrif ettiler. Gece yola çıkmış ve sabahın köründe Selanik’e geldi. Sıra sıra kahvaltıya inenler Bel. Bşk. Şükrü Genç’i görünce hayretlerini gizleyemediler ve takdirlerini ifade ettiler… Şükrü Başkan’ın bizi görünce “Evet gençler nasılsınız?” diyerek hatır sorması yok mu? Bize o yeter de artar bile… Çünkü ben gelebileceğine hiç ihtimal vermiyordum, Hatta hiç kimse ihtimal vermiyordu. Kahvaltı sonrası toparlandık ve otobüslere doluştuk. Yolumuz Selanik’in görülecek yerlerini dolaşmak, görmek…  Rehberimizin anlatımları arasında ilerliyoruz. 9.30 da Beyaz Kule önündeyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün gizemli günlerinin geçtiği yer Beyaz Kule… Manastır Askeri Rüştiyesinde okurken tatil günleri gelir, saatlerce Beyaz Kulede oturur yarının hesaplarını yapardı. Okuduklarımız, anlatılanlar bunlardı bize. Mustafa Kemal için Beyaz Kule çok önemlidir. Orada huzur bulur, orada ülkenin yarınlarını delikanlılığında düşünür ve arkadaşlarına yapmak istediklerin, yapabilecekleri ve ülkenin durumunu anlatırdı. Elbette ki bir duble rakı yanında sarı leblebiyi de eksik etmezdi. Beyaz Kule içinde bulunduğu zamanlarda ve bilhassa tek başında iken hayal âleminde yaşadıklarını, gerçek hayatta da yaşayarak hem kendisini ve hem de ulusunu mutlu yarınlara taşıdı. Elbette ki o günleri yaşamamıza olanak yok. Ama okuduklarımızı, anlatılanları hayata geçirerek o günleri kulenin etrafına dönerek yaşamaya gayret ettik. Beyaz Kule Cenevizliler tarafından yapılmış, bir süre Bizans çok uzun bir süre de Osmanlıların hâkimiyetinde kalmış. Şimdi Selanik’e güzellikler katan bir simge!

            Beyaz Kule çok ilgi çeken bir tarihi eser oldu. Kafile mensupları bilhassa öğretmenler, öğrencileri ve benim gibi meraklılar yüzlerce kare fotoğraf çekerek günün anlamını albümlere, arşivlere taşıdık.

            Haydi otobüslere… Aman yarabbi Türkçe bir ses… “Simit, simit, İstanbul simidi”.  O  tarafa baktık. Rehber Mario “Bu simitçinin ailesi mübadil olarak gelmiş. Aynı işi devam ettiriyor” dedi. Hayli simit aldı arkadaşlar, adamın yüzü güldü. Kriz var ülkede nasıl memnun olmasın, nasıl gülmesin!

            Selanik sahil boyu… Göze hoş bir görüntü veriyor. İzmir Kordon boyu gibi… Çok uzun bir kordon boyu yani tur alanı var.  Tekrar yola çıktık. Selanik içinde tur atıyoruz. Selanik dört büyük cadde ile modern bir görünüm veriyor. Birinci ve ikinci caddeler çok kalite… Yani Beyoğlu, Teşvikiye gibi… Diğerleri de orta… Şehir içinde tur atıyoruz. Alâattin Köşkünü gördük. Bu köşk hayli isimli bir köşk! II. Abdülhamit tahttan indirildikten sonra ailesi ile birlikte Selanik’e sürgün edilmiş ve bu köşkte beş yıl kalmış. Sürgün ağır ama böyle muhteşem bir köşkte birkaç yıl geçirmek isterdim doğrusu!  Caddelerden geçerken rehber dikkatimizi çekti. Görüyorsunuz, evlerin dört tarafı da balkonlu. Yunan halkı balkonsuz evde durmaz. Keyif sahibidirler. Akşamları, cumartesi, pazar günleri balkanda oturup keyif yaparlar. Son 30-40 yıldan beri yapılan binaların hepsinde firdola balkon varmış, dikkat edince anladık ki gerçekten doğru, adamlar zevk sahibi…

            Atatürk’ün evi önündeyiz. Ev Konsolosluğun bahçesi içinde! İki cephesi caddeye bakıyor. Dışarıdan görünüm harika, Mükemmel onarılmış. Kare kare fotoğraflar çekildi. 20’şerlik gruplar halinde içeri aldılar bizi. Bahçede korunan bir dev nar ağacı dikkat çekti. Atatürk bu ağaç altında oynamış çocukluğunda… İçeri giriyoruz beklenen hava yok… Bir küçük köşe oda var, elbette ki kapısı açık. Bakıyoruz içinde beş on bakır sahan, üç beş bakır tencere, iki üç tane bakır cezve, eski bir masa, birkaç sandalye! Salon duvarları boydan boya resim, keza diğer odalar hep resimle doldurulmuş. Üst kata çıkıyoruz yine aynı şey… Soldaki odada Atatürk’ün oturur durumda balmumu heykeli çok görkemli, fotoğraf çektik… Aynı salonda ve diğer odalarda Atatürk’e ait hiçbir obje yok… Adeta Atatürk’e ambargo uygulanmış gibi bir durum. Çok kişi yüksek sesle proteste da bulundu. Görevli kişiler güç durumda kaldılar. Öyle zannediyorum ki Bel. Bşk. Şükrü Genç protesto ederek içeri girmedi… Ya da girdi de ben farkına varmadım, görmedim… Ama duyduğumuz doğru ise birkaç ay evvel İstanbul’dan gelen bir Türk vatandaşı evi ziyaret ettikten sonra Konsolos böyle tartışmış. Atatürk’ün unutturulmak istendiğini ifadeyle bunu yapamazsınız, gelenler Atatürk’ü yaşayabilmeli demiş. Aldığı yanıt ise ürpertici! Konsolos adeta bir İmparator gibi hükmediyor karşısındakine ve diyor ki; “Yahu adam burada yedi yaşına kadar kaldı, ne anısı olacak ki, müze dediğiniz böyle olur” Ziyaretçinin dalaşması bir süre daha devam etmişse de değişen bir şey olmamış. Buradan da anlaşılıyor ki müze onarım amacı ile 2,5 yıl kapalı tutulmuş, onarılmış ve bu süre içinde Atatürk’ün evinin ziyaret edilmesi unutturulmak istenmiş… Konsolos bu yanıtı veremez. Bu devlet değilse de Atatürk diyemeyenlerin Atatürk’ü tarih sahnesinden silmek ve unutturmak istenmesi politikasının devamıdır. Ama bunu başarabilirler mi? Çok zor  Müze’den ziyaretçilerin anılarını yazdığı, günün önemini belirten, Atatürk sevgisini ifade ettikleri defter de kaldırıldı, artık defter ziyaretçilere açık değil. Bu mu hizmet, bu mu Atatürk’ü sahiplenmek! Bu defteri kaldırmakla, ziyaretçilerin hükümet edenleri Atatürk’e şikâyet etmeleri de önlenmiş oldu…  Mustafa Kemal’in ordularını İzmir’den denize döktüğü Yunanlıların sevgisi bizden fazla olabilir mi? Hatırıma bile getirmek istemiyorum. Ama onlar Mustafa Kemal Selanikli, bizim diyebiliyor. Hatta en büyük rakibi Venizelos tarafından 1930 da Nobel’e aday bile gösterilebiliyor. Bizim hükümetimiz ise O’nu unutturmak istiyor… Yaş mı? Gücünüz yeter mi? Her neyse güçleri yeter yetmez buna gelecek günlere bırakalım ve gezintiye devam edelim.

 Pargalı           Selanik caddelerinde dolaşıyoruz. Osmanlıdan kalan nefis bir şadırvan, kilise yapılmış bir cami (Hamza Bey Camii)  ve diğer eserleri görüyoruz. Selanik’i terk edeceğiz, yolumuz üzerinde eski Selanik var… Cumbalı evleriyle Fatih’i, Sarıyer’in Dursun Fakih Sokağını, Büyükdere sokaklarındaki evleri hatırlatıyor… Selanik’teki kışlayı görüyoruz, kalesini görüyoruz. Kışla içinde zindanlar. Adı üzerinde Yedikule zindanları! Yunanistan devleti aleyhinde bulunanlar asla affedilmez ve cezası ağır olarak kabul görürse Yedikule olarak isimlendirilen bu zindanlardan birine atılırmış. Buradan delirmeden çıkması imkânı yokmuş. Zira hükümlüye canlı hayvan yedirilerek delirtilirmiş! İyi ki böyle bir halt işlemedik, yoksa papazı bulurduk.

Devam edecek, Yarın Kavala Yolundayız

Yazan: İbrahim Balcı