Son Dakika Haberler

Aytunç Altındal bize tarihi sorgulamayı öğretti… Mahiye Morgül

Aytunç Altındal bize tarihi sorgulamayı öğretti… Mahiye Morgül
Okunma : 262 views Yorum Yap


st_meryemIşıklar içinde uyusun… 

Kızı Zeyno’ya onu hiç tanımasam da sıcacık sevgilerimi yolluyorum. Ona Zeyno adını veren babası, Zeyno kimdir mutlaka kızına anlatmıştır. O Zeyno bizim Leyla Zeynep Sultan’dır, Mısır’a sultan olan gerçek sultandır. Son günlerde ekranlarda duyuyoruz, Mısır halkı meydanlarda “Zeyno Zeyno” diye türkü çığırıyor… O bizim Zeyno’dur.

Biz de “Leyla Leyla” diyoruz, Zeynocan.

İsa var mıydı yok muydu, Vatikan’ın aklını iyi karıştırmıştı yazar Aytunç Altındal.

Nasıl karışmasın, bizim Kemerhisarlı doktor Apollonius’un mucize ilaçlarını İsa’nın mucizeleri diye belletmişler, sonra da tavanında Apollonius resimleri bulunan bütün kaya evlerine kilise demişler…

Onu 18 Kasım’da akciğer kanserinden kaybettik. Bir süredir hastanelerdeydi. Tam da onunla konuşmak istediğim bir konu kafamda şekillenmeye başlamıştı. Ağabeyi Serendip Altındal’a onu aramak istediğimi söyledim, “Durumu pek iyi değil, aramazsan iyi edersin” dedi, ben de üstelemedim. Aklımdaki soru öylece duruyor.

Sağolsun ağabeyi, iyi ki onun TV programlarını Youtube’da yayınladı, aşağıda bulacaksınız.

Vatikan kardinallerinin ezberini bozan adamdır. İsa ile ilgili yaşamadığına dair ortaya koyduğu belgelere itiraz edemiyorlar. Tuanalı Apollonius’u İsa diye anlatıyorlar, ispatladı.

            Orta Anadolu’da bilimi insanlığa hizmet için yapan ulu kişilere eski dille “aklın ulu ağabeyi” anlamında Apo-Ulu-Naus deniyordu. Aslında Apollonius bir tek kişi değildir, hepsine böyle denilirdi. Bugüne kadar değişik telaffuzlarla Ulu-Opa’yı Alp, İlyapa vb. şekilde de söyledik. Hatta, Halife (Ulu-abe) sözcüğü bile böyle bir kökene işaret ediyor.

Eskiden vatanı ve bilimi koruyan Oğuz beylerine de Oğuz-ata /Agusto ünvanı verilirdi. Tuanalı doğan beyin eşi başkadın savaşçı Leyla Zeynep Sultanımızın da Agusto ünvanı ve Halife madalyonu vardır. Madalyonunda Buğday, Hilal ve Kızıl kurdele vardır. Madalyonun diğer yüzünde geriye bakan Kerkenes kuşu, sekizli Şems (Türk yıldızı), elinde Asa vardır.

            Roma tarihçileri Orta Anadolu için “Oğuz-ata yurdu” der, bununla Tanrıların Ülkesi demek isterler, İsa onlara göre Tanrıdır ya, Apollonius da tıbbın Tanrısıdır ya… Ankara Ulus Bilimevine de Agusto Tapınağı derler. Agusto ünvanı vatanı ve bilimi koruyan krala verilirdi.

193 yılında Roma’nın gözlerini Niğde’ye dikmesine sebep olan bir olay yaşandı. Pozantı’da Kastabala beyi  Tarkan Di Mete’ye yenilen Romalı Ekustriyani Septemus Seferus’un yaralı askerlerini Kemerhisar’da sağaltıp dirilten Apollonius’un bu iyiliğine karşılık bölgeden vergi almadılar ve buraya Tanrılar Yurdu dediler.

Tıbbın Tanrısı dedikleri Apollonius’un adı, Us-Ana Ulu-Abe, burada Hasan/Usan dağında duruyor. Bir Hasuni dağı da Silvan’da var; oradaki kayaevlerinde de Apollonius tasvirleri duruyor, 300 kilise(!) de orda var. Tarihten silme cezası verilen Hasan Keyf Bilimevleri de oradadır; bir daha tarihten siliniyor, tümüyle suya gömüyorlar.

Bu kadar yanılgının içinde bir yanılgı da Meryem için yapılmış olamaz mı?

Meryem Ana’ya “kurtar bizi” diye dua ederler. Oysa, dara düşeni kurtaran bir efsaneye sahip değildir… Öte yandan böyle bir kişilik biliyoruz ki 240-274 yılları arasında yaşamış olan Azize Leyla Zeynep’te var. Bu tarih, İncil’in İznik’te kabul edildiği 331 yılından daha eskidir. Efsaneleşen Zeynep Sultan’ın Azize heykelleri vardı, onlar da başka bir isimle anılabilirdi, bu şekilde tarihten de silinirdi…

Milattan sonraki ilk yüzyıllar Anadolu Milet Uygarlığını yerle bir etme, tarihten ve hafızalardan silme, böylece tarihi sıfırlama yıllarıdır. Roma senatosunun kararıdır. Hatta tartışılır, Sezar Milat’ı senato kararı almadan ilan etti derler. Çünkü, Anadolu’da Şamani Oğuz kültürü ile başa çıkamıyorlardı, “Birliğimiz dirliğimizdir” deyip Millet oluveriyor, kendi parasını basıyor, Roma’dan borç almıyor, vergi vermiyorlardı. Böyle bir Kuman (Komün) kültürünü yine kültür yoluyla parçalamak dağıtmak lazımdı.

Eğer sağlıklı olsaydı Aytunç Altındal ile bunları ve özellikle Zeynep’i, Zeyno Aba’yı konuşacaktım.

Leyla Zeynep Sultan’ın Azize heykelleri olduğu gibi, Sitti Zeynep türbeleri de var. Yeteri kadar ünlüydü Zeynep. Tuana (Niğde) Oğuz beyi Doğan’ın eşiydi, ilk kadın halifeydi, Agusto ünvanı vardı, Mısır’a sultan oldu, Gazze’yi ve Ankara’yı kurtardı, 14 yıl ülkesini Roma’dan borç almadan ve halktan vergi toplamadan yönetti, 5 dil biliyordu, bilge kadındı, Roma komutanı Auralino tarafından Pülümür’de çocuk yaştaki oğlu Hasan ile birlikte esir alındı, Auralino İstanbul boğazını geçerken Hasan’cığı öldürülüp denize attı,  bunun Roma’ya isyan sebebi olacağını bilen korumalar Tekirdağ civarında Auralino’yu öldürdü, Roma’ya vardıklarında Kral Gladio zincire vurulmuş halde Zeynep’i Roma sokaklarında dolaştırdı ve sonra saray hapsindeyken onunla sohbet etmeye gelen oligarklara tepeden bakardı, onun zincirli esaretine önce Kosova halkı sonra Gazze ve Palmira halkı isyan etti, halkını isyana teşvik etmekten suçlanarak öldürüldü. Tüm Anadolu’da beyaz mermerden oğluyla birlikte ya da tek, Azize heykelleri yapıldı, Zeyno, Leyla, Zeynep ağıt türküleri yakıldı… Esir alındığı yer olan Pülümür’de onun Azize adını taşıyan Zaza halkı ve Ferhatuşağı, Zeyneboğulları, Zeynalı gibi boylar onun adını yaşatmaktadır.

Şimdi düşünüyorum da… İsa resimleri Apollonius’dan esinlenilmiş ise, Meryem heykelleri neden Zeynep Sultan’a benzetilmesin? Hatta, Milet uygarlığını yok etmek için Roma senatosunda ilan edilen Anadolu Milet uygarlığını sıfırlama cezası, tarihten ve hafızalardan silme cezası, sadece 6.Büyük Bedri (Hubyar Sultan) için değil, Zeynep Sultan’ı da unutturma cezası olsa gerek.

Tarihten silme cezasına yakın tarihten bir örnek vereyim;  Miralay Mehmet Arif’in adının önüne Ayıcı lakabı eklendi ve artık onu ne Başkomutan Yardımcısı olarak, ne Atatürk’ün dublörü olarak, ne Teşkilatı Mahsusa’nın Rumeli Reisi olarak, ne Eskişehir’de Kızılay taburlarını hazırlayan olarak, ne Bandırma Vapurunun kutlu yolcusu olarak, ne de 1920 Bakü Konferansında Sultan Galiyev’le görüşen temsil heyetinin başındaki olarak bilen eden yok. Daha savaşın bitiminde Tabip Miralay Mehmet Arif bey İzmir suikasti tezgahıyla beden olarak da yok edildi, alnına da Atatürk’e suikast düzenlediği iftirası takıldı, tarihten tümüyle silindi, sonunda sıra eserini yok etmeye geldi. Ki, Mustafa Kemal, onun mezarı başında “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” demişti. İşte hepsini tarihten silme noktasına getirdiler.

Dönelim 3.yüzyıla…Leyla Zeynep Sultan Roma’da 14 Şubat Sevgililer Günü dedikleri o günde öldürüldükten sonra, biz bugün kimi anıyoruz? Aziz Valentin’i. O kimdir? Zeynep Sultan’ın kapı bekçisi. Aşık olmuş bizim Zeyno’muza. Onu aziz ilan ettiler, Aziz Valentin var şimdi Azize Zeynep yok… Bize kimi andırıyorlar, bakar mısınız?

Ne yapmış insanlığa hizmet diye bu Valentin adlı genç asker, zindan bekçiliği yapmış, nesi aziz? Ticareti canlandırdığı için aziz, paraya tapanlar tarikatı şenlik ediyor o gün… İşte buna ölüsünden yağ çıkartmak derler. Fakat Zeynep yok oldu. Zeynep’in adını nasıl ansınlar ki, ya benzerleri yetişirse?

Bebekli Meryem heykeli neyi tasvir ediyor, ben bilmiyorum; İsa bebekken öldürülmedi ki. Bebeği gözünün önünde öldürülen bir tek Azize var, o da Zeynep Sultan’dır.

Bu ayrıntıları gördüğüm için Aytunç Altındal’a sormak istiyordum:

Azize Zeyno Abamızın heykellerine Hz.Meryem’in adı verilmiş olabilir mi?

Tuanalı Apollonius:

“Gerçeği söyledim diye beni hapse attınız, ya söylemeseydim daha kötü ne olabilirdi!”

 Bize, bize öğretilen tarihi sorgulamayı öğrettiği için Aytunç Altındal’a binlerce teşekkür. Işıklar içinde uyu!

Mahiye Morgül.