Son Dakika Haberler

Yılmaz Özdil: Cihat Yaycı istifasının perde arkasını açıklıyorum

Yılmaz Özdil: Cihat Yaycı istifasının perde arkasını açıklıyorum
Okunma : 4.461 views Yorum Yap

Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, Yaycı’nın istifasını, anlattığı bir hikaye ile açıkladı.

İşte Özdil’in anlattığı o hikaye:
Minik bir fare varmış.

Bir gün, duvardaki çatlaktan mutfağa bakarken, çiftçiyle eşinin paket açtıklarını görmüş.

Kendi kendine sevinmiş, sanırım akşama ziyafet çekeceğim, kimbilir o paketin içinde ne güzel yiyecekler vardır demiş.

Ama…

Ambalajı bir yırtmışlar ki, paketten çıka çıka kapan çıkmış!

Eyvah…

Farecik telaşla bahçeye fırlamış, ilk gördüğü tavuğa korkuyla seslenmiş, evde kapan var demiş.

Tavuk omzunu silkmiş, bana ne birader demiş, o senin sorunun, seni benim kümese alırsam başıma iş alırım, başka kapıya.

Fare anlamış ki, tavuktan fayda yok, panikle ağıla koşmuş, ilk gördüğü koyuna yalvarmış, evde kapan var.

Koyun hiç üstüne alınmamış, hiç kusura bakma, seni ağıla alamam, elalemin derdiyle kendi huzurumu kaçıramam demiş.

Farecik son çare ahıra dalmış, adeta çırpınmış, evde kapan var.

İnek bön bön bakmış, kafasını öbür tarafa çevirmiş, cevap vermeye bile tenezzül etmediği gibi, farenin söylediklerini duymamak için dönmüş kıçını yalağa doğru yürümüş,

Farecik kalakalmış.

Yapayalnız.

Çaresiz.

Bükmüş boynunu, dışarda kurda kuşa yem olmamak için mecburen evin yolunu tutmuş, yüreği ağzında, neredeyse nefes bile almadan, parmak uçlarına basa basa duvardaki daracık çatlağa sığınmış.

Gün dönmüş, akşam olmuş, zifiri karanlık basmış, tam yorgunluktan uykuya dalıyormuş ki, çıtonnkk!

Önce ölüm sessizliği, ardından canhıraş bir çığlık!

Hayırdır inşallah demiş bizim farecik…

Zıplamış yerinden, çatlaktan bakmış, bir de ne görsün, sinsi sinsi mutfağa süzülen yılan, kuyruğunu kapana kaptırmış iyi mi… Üstelik, kör karanlıkta yatağından fırlayıp, uyku sersemi kapana uzanan çiftçiyi elinden sokuvermiş.

Kafayı fareye takan çiftçi, yılana çiyana hiç önlem almadığını düşünmüş o anda ama, artık çok geçmiş tabii.

Çiftçinin eşi de feryatlara uyanmış, apar topar doktora gitmişler.

Sarıp sarmalatıp eve dönmüşler.

Gel gör ki, bünye yılan zehiriyle allak bullak olmuş haliyle, çiftçinin ateşi 40 dereceye fırlamış, yanıyor.

E, hastaya çorba iyi gelir.

Kadın kapmış bıçağı, tavuk suyu çorba için, dooğru kümese gitmiş.

Ertesi gün, konu komşunun haberi olmuş, geçmiş olsuna gelmişler.

E, ikram ister.

Kadın gene kapmış bıçağı, dooğru ağıla gitmiş, yatırmış koyunu, pilav üstü tandır yapmış.

Ateş 40 derece 42 derece filan derken, maalesef çiftçi sizlere ömür, vefat etmiş.

Hadi bakalım, bütün köy doluşmuş cenaze evine, taziyeye gelmişler.

E, ikramın büyüğünü ister.

Kadın gene kapmış bıçağı, ahıra girmiş, inek de sizlere ömür.

Mevlit filan bittikten sonra, evli evine köylü köyüne… Kadın tası tarağı toplamış, çocuklarının yanına taşınmış, ocak sönmüş.

Ev kısa sürede harabeye dönmüş.

Kümes, ağıl mezbele olmuş.

Ahır çökmüş.

Diyeceksiniz ki…

Fare noolmuş?

Perde arkasını merak ettiğiniz amiral Cihat Yaycı meselesi, işte tam olarak böyle bir şeydir.

(Makarayı az geri sararsak…

Asrın iftiraları Balyoz, Ergenekon davaları turnusol kağıdıydı.

Memlekette ne kadar çok vatan haini olduğunu gösterdi bize.

Kim asit, kim baz, herkesin rengi ortaya çıktı.

Toplumun bir kesiminin, toplumun bir başka kesiminden delicesine nefret ettiğini, bu kinle yanıp tutuştuğunu, bu vahşi duygusunu tatmin etmek için, yalan olduğunu bile bile, en pespaye iftiraları alkışladığını gösterdi.

Milattı…

O güne kadar bir devletimiz olduğunu sanıyorduk.

Hollywood yapımı kovboy filmi dekoru olduğu ortaya çıktı.

Önden bakınca, heybetli bina gibi görünüyordu.

Arkasına bakınca, meğer kalasla tutturulmuş, dandik kontrplaktı.

İttirsen yıkılacaktı.

İttirdiler, yerlebir oldu.

Balyoz, Ergenekon davaları, bu milletin milli marşının neden “korkma” diye başladığını teyit etti maalesef… Korku’nun kayıtsız şartsız milli egemen olduğunu kanıtladı.

Aynı zamanda…

“Dahili ve harici bedhahların olacaktır, cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler”in ne kadar isabetli bir öngörü olduğunu kanıtladı.

Sınavdı.

Sınıfta kalındı.

Emperyalizm, yerli işbirlikçileriyle milleti denedi.

Bir avuç istisnaları tenzih ederim, millet, millet olmayı beceremedi.

Çoğunluk sustu, gözünün önündeki bu utancı sessizce seyretti.

Bazıları utanmadan destekledi, vebalini üstlendi.

Varlığıyla onur duyduğumuz Atatürkçü generaller, amiraller, sınıflarının birincisi madalyalı subaylar, kahraman astsubaylar hapislere tıkıldı, dünyanın en güçlü ordularından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri, mermi bile sıkmadan, kendi devleti tarafından, kendi hükümeti tarafından “esir” alındı, kahrından canına kıyanlar oldu, kahrından ölenler oldu, kahrından kanser olanlar oldu, kahrından annesini babasını eşini kaybedenler oldu.

Pırıl pırıl kariyerler, pırıl pırıl aileler mahvedildi.)

İhanet, üstümüzden silindir gibi geçti.

Tüm bunlar herkesin gözünün önünde yaşanırken, sayın ahalimiz cesaret gösterip neler oluyor demedi…

Şimdi, vay efendim amiral Cihat Yaycı istifa etmiş de, acaba perde arkasında neler oluyormuş filan.

Sen merak edene kadar, ahır çöktü, ahır!