Son Dakika Haberler

Hayati Sır son kitabı Sonsuz ‘Bir’ Aşk (Kıyamet Zamanı)

Hayati Sır son kitabı Sonsuz ‘Bir’ Aşk (Kıyamet Zamanı)
Okunma : 150 views Yorum Yap

 (Kıyamet Zamanı)’nda merkeze Şam, Kudüs ve İstanbul’u alarak sır dolu tasavvuf
yolculuğuna devam ediyor. Ve iyiliğin kılıcını iyice keskinleştiriyor. “Ya
‘oku’yacak ve kurtulacaksınız, ya da şeytanın dumansız ateşiyle yanacaksınız”
diyor. Ve hepimizi tefekkür etmeye çağırıyor. ‘Sonsuz bir aşkın içindeki
kıyamet zamanı’ üzerine tefekkür etmeye…

Bir tarafta deccaliyet, diğer tarafta ise Mehdiyet…
İnsana, “Senin sonun yakındır” diyerek şu günlerde bizatihi ‘kurtarıcı’ olarak
görünmeye hazırlanan şeytan ve her müminin elinde iyiliğin kılıcına dönüşecek
Cennet sözü… Meydan okuyan şeytan, dua eden insan…

Ve sonsuz bir aşkın içindeki sonsuz ümit… Hayati Sır kalemin
sorumluluğunu iyi biliyor. Kötülüğün deşifresinin, eğer doğru yapılmazsa,
sahibini güçlendireceğinin farkında. Güç gösterileriyle zihinlere kazınan
‘çaresizlik” imgesini yıkıyor önce ve Kur’an-ı Kerim’in bütünlüğü içinde
sırat-ı müstakimi hatırlatıyor. İnsanları korkuya sevk etmeden, etraflarına
örülen korku düzeninin önce görünürlüğünü sağlıyor, sonra o şeytani kozanın
dışına İslami inanç ve güzel ahlak ile nasıl çıkılabileceğinin formülünü
veriyor. Bunu yaparken de tasavvufi şiir dilini kullanıyor:

Bu kitap “sonsuz ‘bir’ aşk”ın kitabıdır… Ve bir Cennet
sözü ile yazılmıştır…’Şeytan’ inşallah bu kitabın içine sızamamıştır… Tüm
kelimeler aynı ‘saff’ta toplanmışlardır… Ve hepsinin yüzleri ‘Mescid-i Haram’a
dönüktür… Öyle ki birazdan Ezân-ı Muhammedi duyulacaktır… Ve ezanla birlikte
İstanbul, kıyama duracaktır! Yeryüzünde, ezanın dışındaki tüm sesler duyulmaz
olur şimdi… Şeytanın sesi de kesilir… Şeytan dostları, kuruluşları ve medyum
medyası susar ya da susturulur… Böylece şeytanın örtüsü, ‘hakikat’in üzerinden
kalkar ve insanlar o tek ‘bir’ gerçeği tüm güzelliğiyle fark ederler!

Ve Mehdi Aleyhisselam, şeytanın karşısına dikilir…
‘Biz’ler, dünyanın tüm ‘mazlum’ları artık ‘bir’ olmuş ve hepimiz ellerimize
‘iyiliğin kılıcı’nı almışızdır… Hazırızdır biz!

Ve son olarak soruyor Hayati Sır:
Siz hazır mısınız?

Kitaptan seçmeler: Hayati Sır Tasavvuf Sözlüğü

Ayna

‘Günah’ işlemesinin nelere bedel olacağını bilebilseydi
insan, hiç günah işleyebilir miydi? ‘Aşk’ını tümüyle kaybetmek… Şeytan, bunu
ister işte… ‘İnsan’ın aşkını tümüyle kaybetmesini… Ve işte bunun için gecelerin
ışıltılı gözleri çok tehlikelidir… Sizi kör eder… Asıl aşkınızı görememeniz
için kalbinizin aynasını karartır… Ve siz bir daha o aynada kendinizi göremezsiniz…
Her aynaya baktığınızda, gecenin ışıltılı gözleriyle, şeytanın size sokuluşunu
seyredersiniz…

Cehennem

 

Cehennem budur! Aslını kaybetmiş bir suret olarak yaşamak…
‘Nur’ olmak varken, ‘nar’ olmak… Aslına kavuşamamanın verdiği ‘aşk’ acısı ile
yanmak, kavrulmak… Onu bir daha göremeyeceğini bilmek… Bu ‘aşk’ acısı insanı,
şeytana çevirir… Cehennem’e ‘odun’ yapar!

Şeytansılar

‘İnsan’ın yerine kendi ‘ırk’ını getirmek istiyor iblis…
İnsan gibi görünen şeytansılar… Ve uluslararası her önemli kurumun başında
kendi gibi ‘ateş’ten olan bir dost! Bir şeytan krallığı… Ve şimdi onun evi
hazırlanmak isteniyor işte Kudüs’te… Dünyayı tümüyle kötülüğe iterek, bu
kaostan yararlanıp, onu yeraltından yeryüzüne çıkarmaya çalışıyorlar…

Şeytanın sırrı

Şeytanın da bir ‘sır’rı var çünkü! Bunu kendisi bile bilmez
aslında! O sır ‘insan’a söylenmiştir! Kalbini ‘bir’leyenler, kalplerini hep
birlikte birleyenler bu sırra vakıf olabilirler… Ve şeytanın sırrını
öğrenebilirler… Şeytanın sırrına kavuşanlar ise şeytanını secde ettirirler
işte!

Altın

İnsan zamanla bu dünyada da altına tapar olmuştur! Şeytan
çok zengin bir sarraftır! Herkesin altınına bir değer biçer… Ve dünyayı bu
altın sarrafları yönetir! Zulümler hep bu yeraltı için işlenir… En çok altına
kim sahipse ‘ölümsüz’ olacağını sanır! Altın bu yüzden ‘ölümsüzlük’ sembolüdür…
Ve ‘altın’ sonunda kana dönüşür! Kan altın olur! Şeytan bu kan altınla
beslenir! Cennet’ten kovulduğundan beri şeytan, işte insanların bu kan
altınları ile beslenir!

Şey

Hangi insan bu dünyadaki o ‘şey’leri tüketmek uğruna ‘nar’
olmayı tercih edebilir! Yeryüzü halifesi olmaya aday ‘bir’ insan nasıl olur da
‘şey’ olup, Cehennem’de yanmaya bu kadar istekli olabilir! Şeytan, ‘haz’zın
ateşi ile usul usul yakar işte bu insanları! Ve gün gelir bu insanlar artık
hazzın ateşi içinde yanmadan duramazlar! Cehennem’de yaşamaya alışırlar! Ne
zamana dek sürer peki bu ateş pişkinliği! Öldükleri an, şeytan aradan
çekilince, kendi gözleri ile Cehennem ateşini görecekleri o güne kadar!

Cennet

 

Cennet ‘bir’ haldir! Ve o halin içinde elbette ‘şeytan’
yoktur! Şeytanın var olabilmesi için ‘insan’ın ona ‘eşlik’ etmesi
zarurettendir! Yani insanın kendini bir ‘şey’ zannetmesi gereklidir! İnsan işte
tam burada tuzağa düşer! Kendini bir ‘şey’ zannettiği an! Bu dünya ise
‘şey’lerden ibarettir! Cennet’te tek bir ‘şey’in tuzağına düşen insanı, bu
dünyada envai çeşit ‘şey’ karşısında vereceği zorlu bir imtihan beklemektedir!
Ancak bu zorlu imtihanlardan sonra insan, Cenab-ı Allah’ın ‘emin’ ‘bir’ kulu
olarak Cennet’e yeniden girmeyi ‘hak’ kazanacaktır!

Anne

Annenin vazgeçilmezliği bu yüzdendir… Çünkü her çocuk,
annesinin rahmindeyken, Cennet’e en yakın ‘bir’ haldedir… Evet, ‘bir’ hal
içindedir… Anneleri çocukların bu dünyadaki Cennet’idir… Ve o Cennet halini
yeniden yaşamak için çocuklar hiç büyümek istemezler… Annelerinin rahminde
geçirdikleri günleri özlerler… Her anne de kendi annesinin rahmine dönmeyi
özler… İlk başlangıca kadar gider bu durum… İlk rahme kadar! Ey!

Manevi fetih

 

Mehdi Aleyhisselam, şeytanın teknolojisini ‘insan’ların
arasından çıkaracaktır… ‘Bir Cennet sözü’ ile konuşunca, ‘kalb’ler onu
duyacaktır… Ve ‘iyiliğin kılıcı’ ile insanların şeytanla olan irtibatını
kesecektir… Manevi fetih böyle başlayacaktır! İnsan yeniden aslına dönecek ve
varlık, dünya öncesi sessizliğine kavuşacaktır!

Cennet sözü

İnsan ‘bir’‘bir’iyle, dünyada bile olsa bu ‘Cennet sözü’ ile
konuşmalıdır… Ve bu sözü anlayan her kimse ‘bir’‘bir’iyle hemen
‘saff’laşmalıdır! Şeytana karşı bir saff… Ey! İnsanın ‘bir’ dili olunca o söz,
iyiliğin kılıcı olur! Her ‘kelime’ bir ışık-enerjidir… Tüm kelimeler ‘bir’
olunca, o ışık-enerji, nur üstüne nur olur! Ve şeytanın ‘dumansız ateş’ini
söndürür! ‘Altın çağ’ başlar!

Kalb

‘Kâbe’dir ‘kalb’… Her kalp Kâbe’dir aslında… Ama şeytanını
geri çevirebilen kalp ‘Kâbe’dir! Ey ‘insan’ kalbi! Ey ‘insan’ın kalbi! Ey o
‘bir’ kalbin ‘insan’ı! İşte ‘bir’ dünya hayatı! Ve ‘bir’ insan işte! Ey! Ey!
Ey! Şimdi ‘vahyin kalbi’ne yeniden girme zamanıdır… Ve orada ‘bir’‘bir’imizi
bulma zamanıdır! Ve hep ‘bir’likte ‘bir’ yol tutma zamanıdır! Ve o yol üzerine
çöreklenmiş şeytana bizim yolumuzdan çekil deme zamanıdır! Ey!

Zaman

 

Zamanın genişlemesi için ‘bir’ insan şarttır! ‘Bir’ insan
olmadan zaman da olamayacağı için bir genişleme mevcut olmayabilir! İnsansız
bir zaman olmaz! İnsanın mevcudiyeti ile ‘bir’ zaman başlar! Ve o zaman işte bu
içinde olduğumuz zamandır… Ve başka da ‘bir’ zaman yoktur! Zaman ‘bir’ hiçlik
sorunudur! ‘Bir’ bilinme, kendini bilme ve sonra da silinme, yok olma! Ama hep
o aynı anın içinde kalma… Ve sürekli ‘bir’ genişleme! Zamanın genişlemesi
budur!

‘Bir’lik

‘Bir’liği kuramayan insanın işi zordur! Her türlü parçalanma
şeytanın işidir! Zamanın hızıyla bile oynamaya çalışır şeytan! ‘Bir’ Cennet
anını yıkar, yakar! ‘Ateş’ içinde bırakır insanı! Kuşatır onu her yanından… Ve
zikri bozar! İnsanın küçük âleminin zikrini bozar… Milyarlarca hücresinin o
‘bir’ zikrini bozar… Zamanı daraltır! İnsanın nefsi artık sadece önünü görür
olur! Kâinatın bilinmezi onu içine çağırmaz! Çağırsa bile o nefs artık onu
duyamaz… Benliğine karmaşa hâkim olur… Ateş içinde kalan bu insan, sonunda, en
sonunda Cehennem’e odun olur!

Kalem

‘Kalem’ yazdıkça temizlenecek kelimeler… Şeytanın hızından
kurtulacak hepsi… Ve bir Cennet sözü olacaklar yeniden… Ey! Söz ile yazı
arasındaki fark işte bu ‘kalem’dir! Kalemin kelimeleridir onlar! Çünkü ‘insan’
‘bir’ ‘kalem’dir! Ve yazarak şeytanın karşısına dikilir! Kıyam eder! Şeytanı
secde etmeye zorlar! ‘Kelimeler’i ne kadar temizse ona ilahî ‘bir’ yardım
gelir… Kalbi ferahlar… Benliği sükûna erer… Zamanın hızından kurtulur… Nefsi
dinginleşir… ‘Kelimeler’ yerçekiminden kurtulurlar! Ve söz de ‘bir’lenir, yazı
da! Bir Cennet sözü olur hepsi!

Kelime

 

Ağaçlar ‘bir’ kelimedir! Yıldızlar, kuşlar, çocuklar hepsi
‘bir’ kelimedir aslında… Ve onlar aradan çekilince ‘insan’ kendiyle baş başa
kalır! Kalbinin aynasında kendini görür! Ey! ‘Kelimeler’in dili o tek varlığın
dilidir… Kâinatta var olan ‘kelimeler’dir… Yaratıcı kendi kendine konuşur! Ey!

İnsan

Cennet’e doğru baktım şöyle… Uzun uzun baktım… Ve tefekküre
daldım… O an anladım işte… Biz sadece düşüncelerden ibarettik… ‘Kelimeler’ ve
Cennet sessizliği… Varlık âlemi yoktu daha! ‘Kelimeler’in frekansları ile
yakınlaşıp uzaklaşıyorduk birbirimizden… Ve kelimelere yüklenen ‘mana’lar
‘madde’yi bağımlı yapıyordu kendine… Maddenin sonsuz titreşimi… Varlık yokluk
arası ‘bir’ yer! Ve ilk görünme isteği! Sessizce ‘bir’ geri çekme kendini!
Varlık halinden ‘bir’ geri çekilme! İşte o anın içinde kalan düşünce… O düşünce
‘insan’dır! İnsanın ‘bir’ varlık hali kazanması! Ve sonra da sonsuz ‘bir’
unutuluş! ‘Arzu’ içinde kalan ‘insan’! ‘Bir’ insan!