Son Dakika Haberler

BALIKÇILIĞIMIZ VE DENİZCİLİK BAKANLIĞI

BALIKÇILIĞIMIZ VE DENİZCİLİK BAKANLIĞI
Okunma : 123 views Yorum Yap

Denizcilikbakanligi-1

Ülkemizin üç tarafı deniz ama Denizcilik Bakanlığımız yok!

Ülkemizin üç yanı deniz ama deniz ticaretinde dünya klasmanında yerimiz yok! Ülkemizin üç tarafı deniz ama balıkçılıkta dünya sıralamasında yerimiz yok! Ülkemizin üç tarafı deniz ama deniz ürünleri satışında dünyada esamemiz okunmuyor! Ülkemizin üç tarafı deniz ama deniz ürünleri tüketiminde ülkeler arası sıralama sonlarda yer alıyoruz.

Bütün bunları arka arkaya sıraladıktan ve dikkatle okuduktan sonra yapılacak şey, kahkaha atmak değil,  ağlamaktır. Hem de hüngür hüngür ve dövünerek ağlamaktır.

Bir zamanlar Ege ve Akdeniz Türk gölüydü. Yine bir tarihte Karadeniz Türk gölüydü! Bu göller ne oldu? Bu göller nasıl ve neden kaybedildi.

Ülkemiz deniz ürünleri bakımından çok zengin ülkelerden sayılır. Yakın zamana kadar öyle idi. Şimdi bu özelliklerini kaybetmiş durumda. Nasıl oluyor da bu özelliğini kaybediyor.

Ülkemiz balık çeşitleri bakımından da zengin bir ülke idi. Yapılan tespitlere göre, 1975 li yıllara kadar ülkemiz deniz ve göllerinde üç yüze yakın balık çeşidi mevcuttu. Marmara denizinde 167 çeşit balık vardı. Bu gün yok… Keza Karadeniz’de yüzün üzerinde balık çeşidi vardı bugün yok, Ege ve Akdeniz deniz sahili karasularımızda da durum farklı değil.

Türkiye balıkçılığının en önemli yastık altı kitabı olan ve ilk basımı 1915 de  yapılan “Türkiye’de Balık ve Balıkçılık” adını taşıyan İstanbul Balıkhanesi eski Müdürü Karekin Deveciyan’ın eseri incelendiğinde görülecektir ki balıkçılıkta her geçen yıl geriye doğru gidiyoruz. Sadece denizlerimizdeki balık türleri değil, göl ve derelerdeki balık türlerimiz de yok oluyor, kaybolup gidiyorlar.

Balıkçılığın gerilemesinin, balık türlerinin yok olmasının nedenleri üzerinde durulması gerekmektedir. Konu üzerine eğilecek olanlar göreceklerdir ki, “en son teknoloji ile donatılan balıkçı teknelerimizle insafsızca balık avcılığı yapılmaktadır.” Alamana kayıklarının yerini taratalar aldı. Her biri 20 metre ile 50 metre arasında ve saçtan. Hem de dünya üzerinde balıkçılıkla ilgili en önemli teknoloji de kullanılmaktadır. Hatta öylesine ki açık denizlerde bile avlanan devletlerin, balık neslinin tükenmemesi için terk ettikleri sonar gibi radar ve diğer gösterici cihazları terk etmektedirler. Ama Türkiye’de tam aksi oluyor ve yeni cihazlarla balıkçı teknelerinin reis mahalli uzay istasyonu gibi cihazlarla donatılmaktadır.

Türkiye genelinde 300 den fazla gırgır takımı bulunmaktadır. Bunlardan 70 ya da 80 takımı süver takımdır… Diğerleri ise daha alt kategorilerde yer almaktadır. Son yıllarda bilhassa son sekiz on yıldan beri balıkçılık anormal şekilde kan kaybetmektedir. Onca takımdan beş on kişi kazanırken, bir kısım balıkçı takımı at başı kendini kurmakta büyük bölümü giderini karşılayamamakta her yıl birkaç balıkçı reisi iflas etmekte ve meslekten kopmaktadır. Bunun nedeni kendileridir ama asla üzerinde durmazlar. Hatta akıllarına bile gelmez, gelse de bencillikleri buna izin vermez…

Balıkçılar; bilhassa gırgır takımı olanlar, voliciler ve trolcüler balık üzerine “Yasak” konulmasına rıza göstermezler. Evet, bir yasak var ama yeterli değil. Yeterli belki olabilir ama yasağa uyulmadığından iş çığırından çıkıyor…

Yanlış avlanma ve alan pislenmesi yani deniz kirliği balık neslinin yok olmasına neden olan önemli faktörlerden biridir. Hele atık sular. Denizin baş belasıdır. Atık su ile denize ulaşan yüzlerce çeşit deterjanın bıraktığı zehir akla ziyan, değil balık neslini insan neslini bile tüketecek boyuta varmak üzeredir…

Denizler korunamıyor, yasak olmasına rağmen devasa tankerlerin, navlun gemilerinin, irili ufaklı kosterlerin, yatların, balıkçı teknelerinin ve diğer deniz araçlarının denize akıttığı sintine suları denizi ölü deniz haline getirmektedir. Marmara denizi balıkların üreme yeri, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının akıntısız kıyıları balıkların yemlenme meraları ve dinlenme yerleridir. Pislik nedeni ile balıklar buraları da kaybetmektedir. Karadeniz göç balıklara kucağını açar… Bekler göç balıklarını ama çok azı ulaşır Karadeniz’e… Göç balıklarını önce boğaza dökülen pis sintine suları ile deterjanla zehir halini alan atık sular karşılar. Sonra voliciler tepesine biner sonra da az da olsa, nostaljik hava kaybolmasın diye kurulmuş olan dalyanlar Karadeniz’e çıkmalarına izin vermez… Elbette ki Karadeniz’e çıkarlar… Çıkarlar ama orada da rahat bırakılmazlar… Çünkü başlarında başka belalar vardır…

Troller Türk balıkçılığının baş belasıdır. Trolcüler aç mı kalsınlar?

Elbette ki aç kalmasınlar ama trol dünyanın her ülkesinde ya tam anlamıyla terk edildi ya da bir kurallar çerçevesinde ve devletin denetiminde yapılmaktadır. Türkiye’de troller su üstü trolü süsü verilip, su altı trolü olarak yapılmaktadır. Yani balığın dinlendiği kanalda, derin suda ya da bulunabileceği yerde denizin en alt tabakasını yani dibi tarayarak çekilmektedir. Böyle olunca, hele ağı da kör ağsa en küçük balığı dahi (mıcırı) bile içine almakta ve avlanmayı böyle devam ettirmektedir… Yukarı çekilen trol ağı boşaltılır, iri balıklar ayıklanır, mıcır olanlar ya ölü olarak denize dökülür ya da onlar da satılır… Hem de yasak olmasına rağmen satılır. Balık satıcıları da bunların yasak olduğunu bilmesine rağmen satın almaya ve satmaya devam eder.

Hoşgörü… Ne hoşgörüsü be? Yasak şeyin hoşgörüsü mü olur!

Bu nasıl bir şeydir ki denizin balığı tarumar edilecek, nesli tüketilecek ama hoşgörü gösterilerek aynı eylem devam ettirilecek… Bu işin yasak olduğu malum, yasakları takip eden kurumda biliniyor ama gizli ya da açık yine trol çekiliyor. O zaman bu işle görevli kurumun üzerine gidilmeli, hesabı sorulmalıdır…

İşin özeti şudur. Büyük balıkçılar ucuz mazot satın almanın ezikliği içinde hükümete isteklerini ulaştıramamaktadır. Hayli gayret ettikleri de olmadı değil. Heyet kurup ilgililerle görüşme talep ettiler, hatta görüştüler de ama bir kısım yasaklarda anlaşamadılar, uyuşmazlık çıktı, dertlerini anlatamadılar. Anlatmalarına da imkân yok. Zira Türk balıkçılığı Tarım Bakanına bağlı… Tarım Bakanı, öyle bir bakan ki denizle hiçbir ilgisi yok… Denizi olmayan yerden, denizden anlamayan, denizcilikle şöyle veya böyle hiç ilgisi olmayan birine denizciliği bağlamanın anlamı var mı? Böyle bir garabet olur mu?

Yapılacak şey, balıkçıların organize olmaları, bir çatı altında bir araya gelmeleri ve birlikte her hangi bir siyasi görüşün etkisi altına kalmadan örgütlenerek isteklerini hükümete bildirmeleri olmalıdır. Balıkçılar bununla kalmamalı, deniz ticareti ile ilgilenen armatörleri de aralarına alarak birlikte hareket etmelidirler.

            Deniz ticareti ve balıkçılıkla uğraşan deniz adamları veya kurumlarının Hükümetten isteyecekleri tek şey DENİZCİLİK BAKANLIĞI kurulması olmalıdır.

            Denizcilik Bakanlığı kurulmadıktan sonra balıkçıların da armatörlerinde sorunları asla çözülemez. Zira üç yanı denizle çevrili ülkemizde denize önem veren hükümetlere hiçbir dönemde sahip olamadık. Her gelen hükümet denizi, denizciliği, balıkçılığı üvey evlat gördü. İsteklere, sus payı olarak birer parmak bal verdiler yine kendi düdüklerini öttürdüler. Bu nedenledir ki Türk armatörleri on yıldan beri kaos görüyor, Türk balıkçıları yandım Allah diye bağırıyor…

Ey siyasi partiler ne duruyorsunuz. Vaatleriniz arasına DENİZCİLİK BAKANLIĞI  kurulacaktır maddesini koysanıza.

İbrahim Balcı