Son Dakika Haberler

Başkanlık Sistemi. Canan Çanak

Başkanlık Sistemi. Canan Çanak
Okunma : 112 views Yorum Yap

Canan Çanak
Canan Çanak

Demokrasi üzerine yapılan çalışmalarda irdelenen en önemli konulardan biri hükümet sistemleridir. Hükümet sistemleri yasama ve yürütmenin aynı elde toplanması veya bu kuvvetlerin ayrı organlara tevdi edilmesi yönünden ikiye ayrılır. Kuvvetlerin ayrıldığı sistemler de, başkanlık hükümeti ve parlamenter hükümet olarak ikiye ayrılmaktadır.
Kökeni ABD’nin 1787 Anayasasına dayanan başkanlık rejiminin; başkanlık, yarı başkanlık ve seçilmiş başkanlık olmak üzere üç değişik uygulaması bulunmaktadır. Bugün ABD’de ve çoğu Latin Amerika’da olan Venezuela, Costa Rika, Kolombiya ve Şili gibi ülkelerde uygulanmakta olan başkanlık rejiminde yürütme ile ilgili yetkilerin neredeyse tamamı başkanda toplanmıştır.
Yürütme ve yasama güçleri arasında çatışmaların çıkması ihtimali olmasından ve bu çatışmayı çözümleyecek hukuksal araçların bulunmamasından dolayı, 1956 yılına kadar, Fransız yazarlar başkanlık rejiminin fazla yaşama olanağına sahip olmadığı görüşünü taşımaktaydılar.
Parlamenter sistem, topoğrafik açıdan dünyada en fazla uygulanan temsili demokratik bir sistem özelliğine sahiptir.
Bütün parlamenter sistemlerde bölünmüş bir yürütme organı vardır. Bir yanda, pek fazla iktidarı bulunmayan sembolik ve törensel bir devlet başkanı, öte yanda hükümetin başı olan kabine ile birlikte yürütme yetkisini büyük ölçüde kullanan bir başbakan vardır. Buna karşılık, başkanlık sistemlerinde başkan, aynı zamanda hem devletin, hem hükümetin başıdır.
Bir parlamenter sistemde yasama organının kabineyi düşürme yetkisinin mantıksal paraleli, başbakanın da parlamentoyu feshederek yeni seçimlere gitme yetkisine sahip olmasıdır. Aynı şekilde, başkanlık sisteminde başkanın yasama organını feshedememesinin mantıksal paraleli, yasama organının da başkanı düşürememesidir.
Başkanın yasama alanına tekabül eden yetkileri, kanun hükmünde kararname çıkarma, bütçe yapma ve referandumdur.   Ayrıca başkanın kongreden geçen herhangi bir kanun tasarısını veto etme yetkisi vardır. Anayasaların başkana tanıdığı veto yetkisi, cep vetosu, kısmı veto ve paket vetosu olmak üzere üç türdür. Cep vetosu başkana sadece bir tasarıyı imzalama yetkisi verir. Kısmı veto, başkana, tek tek hükümleri iptal etmek sureti ile tasarıdan çıkarımlar yapma imkanı verir. Paket vetosu ise bir tasarıyı tümüyle reddetme yetkisi olarak tanımlanabilir.
ABD hariç olmak üzere hemen hemen tüm başkanlık istemleri, başkana olağan üstü hal dönemleri boyunca temel hak ve hürriyetleri askıya alma ve yerel düzeyde yönetme yetkisi sunmaktadır. Şili, Brezilya gibi bazı ülkelerde ise başkan kararname yoluyla olağan üstü hal ilan etmeye yetkilidir. Başkanın olağanüstü hal kararnamesi kongrenin salt çoğunluğu tarafından onaylanarak yürürlük kazanır.
Diğer taraftan, başkanlık sisteminde, bakanları başkan atamakta ya da görevden almaktadır. Üstelik başkanın, bakanları meclis içinden seçme zorunluluğu da bulunmamaktadır. Başkanlık sisteminde öngörülen kuvvetler ayrılığı temelde kuvvetlerin eşitliği koşuluna bağlıdır. Ancak belirtmek gerekir ki, başkanlık sistemlerindeki eşitlik, hukuki eşitliktir. Siyasi açıdan ise başkanlık sistemi yürütmenin yasamaya karşı üstünlüğüne yol açmaktadır. İşte bu üstünlük nedeniyle sistem, “başkanlık sistemi” olarak adlandırılmaktadır.
Yürütme gücünün sabit bir görev süresine sahip olması, başkanlık sistemlerine istikrar kazandıran önemli bir etkendir. Ancak, aynı zamanda bu sistemleri esneklikten yoksun bırakarak katılığa da yol açmaktadır. Bir başkan ne kadar yeteneksiz ve başarısız olursa olsun, makamındaki görev süresini doldurmadan toplumun ondan kurtulmasına olanak yoktur.
Başkanın kongre önünde siyasi sorumluluğunun olmadığı belirtilse de, başkan cezai bir sorumlulukla karsılaşabilecektir. Buna göre, temsilciler meclisi tarafından suçlanması ve Federal Anayasa Mahkemesi Başkanının başkanlığında senato tarafından yargılanması gerekir, verilecek ceza en çok “görevine son verme” olabilir. Bu mekanizma bir defa 1966’da Başkan Johnson’a karsı işletilmiş fakat temsilciler meclisi tarafından yöneltilen suçlama yersiz bulunmuştur. Yani “impeachment” diye anılan bu yöntemin uygulandığı hiç olmamıştır.
Meşruiyetini kaybetmiş bir başkanın buna rağmen görevine devam etmesi başkanlık sistemlerinde meşruiyet krizinin rejim krizine dönüşmesine ve demokrasinin çöküntüye uğramasına neden olabilir.
Başkanlık sistemlerinde karşılaşılan önemli sorunlardan biri de yasama ve yürütme organlarının birbirleriyle yarışan meşruiyet iddiasında bulunabilmeleridir. Çift meşruiyet olarak tanımlanan bu özellik, başkanlık sistemlerinde yasama yürütme organlarının her ikisinin de halk tarafından seçilmesinin bir sonucudur. Her iki organın da birbirinden bağımsız olması, bunlardan birinin diğerinin yaşayabilirliği üzerinde herhangi bir yetkiye sahip olmaması, uzlaşmayı güçleştiren hatta imkansız kılan bir duruma yol açabilir ve sistemde bunu çözebilecek hiçbir demokratik ilke yoktur.  Kimin gerçekten demokratik meşruiyete sahip olduğunu tanımlayacak mantıki bir ilkenin yokluğundan başkan, sistemin başkanlık unsurlarını meşrulaştırmak, kendi politikalarına muhalefet edenleri gayrimeşru kılmak üzere, kurumsal çatışmaları ciddi siyasi ve sosyal çatışmalara dönüştürecek ideolojik formülasyonlara başvurabilir.
Başkanlık sistemlerinin yarattığı önemli sorunlardan biri de, bu sistemlerin demokratik siyaseti, kazananın her şeyi aldığı, kaybedenin her şeyi kaybettiği bir toplam sıfır oyununa indirgemeleridir. Kazanan aday, bir sonraki başkanlık seçimine kadar yürütme gücünü tek başına kontrol edecektir. Kaybeden aday için ise, parlamenter sistemlerde olduğu gibi garanti edilmiş muhalefet sınırları mevcut değildir.  Bu oyun teorisi ya hep ya hiç  şeklinde de ifade edilebilir.
Başkanlık yarışını kaybeden aday, elde ettiği oy oranı ne olursa olsun, bir sonraki başkanlık seçimi için tercih edilen bir aday olmayacaktır. Bu nedenle, belki partisindeki liderlik pozisyonunu da kaybedecektir. Bu da zorunlu olarak siyaseti kutuplaştırır, siyasal mücadeleyi bir gladyatör savaşına dönüştürür ve kaybeden tarafı anayasa dışı yollara başvurmaya teşvik eder.
Başkanlık sisteminin bir başka özelliği de, bu sistemlerde siyaset sürecinin kendine özgü bir üslubunun olmasıdır. Başkanlık sistemlerinde siyasetin, parlamenter sistemlerden farklı bir üsluba sahip olması, kutuplaşma, çoğunlukçuluk, temsilde dengesizlik, yönetimde kişiselleşme kavramlarıyla açıklanabilir.
Başkanın yürütme alanında hiçbir ortağı yoktur. Yürütme departmanlarının başına getirdiği bakanlar ancak onun izin verdiği ve uygun gördüğü biçimde yetki sahibidirler.
Bunların yanı sıra bir de siyasal güçlükler vardır. Çünkü rejimin işleyişini felce uğratabilir. Başkanın ve parlamento çoğunluğunun aynı partiden olmamaları durumunda iki organ arasındaki gerginliğin artma tehlikesi vardır. Oysa başkanlık rejimi iki organ arasındaki muhtemel uyuşmazlıkları giderecek mekanizmalara sahip değildir.
Türkiye’de parlamenter sistem yerine başkanlık ya da yarı başkanlık sistemini önerenlerin bu sistemler hakkında etraflıca ve derinlemesine bilgi sahibi olmaları gerekir. Bu sistemlerin uygulandığı ülkelerin toplum yapılarını, tarihlerini, siyasi kültürlerini bilmeleri gerekir. Söz konusu sistemlerin arka planı ve siyasi pratikle iç içelik arz eden siyasi felsefeleri hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. Dolayısıyla bu sistemleri önerenlerin, bilgi düzeyleri, sistem karşıtlarından daha yüksek olmalıdır. Neden istemediklerini bilmeyenlerin karsısında neden istediklerini bilmeleri gerekir. Türkiye’de başkanlık sisteminin önde gelen savunucularından Prof. Dr. Burhan Kuzu’ya “başkanlık bu kadar ideal bir modelse neden ABD dışında sistemin düzgün işlediği başka bir ülke yok ve neden az tercih edilen bir model?” sorusunu yönelttiğim bir panelde, kendisinden cevabı içeren bir karşılık alamadım. Konudan uzaklaşan cümlelerle soruyu geçiştirdi. Başkanlık sisteminde başkanın yetkilerinin, parlamenter sistemdeki başbakandan az olduğunu ileri sürdü. Şimdi size sormak istiyorum zaten iktidarda olan sayın Erdoğan bir sabah uyanıp “yetkilerim çok fazla bunları azaltmamız lazım” mı demiştir? Sayın Kuzu bunları hangi kesimin inanacağı dilde anlatıyor çok merak ediyorum. Ayrıca yukarıda belirttiğim gibi, başkanın olağan üstü hal ilan edebilme ve olağan üstü hal durumlarında da temel hak ve hürriyetleri askıya alma gibi yetkilerinin Türkiye’de anayasaya eklenmesi ihtimali bile ürkütücüdür. Katıldığım bir seminerinde TC. Mersin Milletvekili Av.İsa Gök Türkiye’de zaten başkanlık sistemi uygulandığını, bunun yasalaşması durumda büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu belirterek bir gerçekliği ortaya koymuştur.
Türkiye’de hükümet sisteminde yapılacak değişiklik, demokrasiyi çöküntüye uğratacak krizlerden kaçmayı garanti edemez. Başkanlık sisteminin yaratılış amacı olan güçlü ve istikrarlı yürütmenin sağlanabilmesi için, ancak cumhurbaşkanının parlamento çoğunluğu ve hükümetin aynı partiden olması şartına bağlıdır. Rejimin yapısında ise, bunun sağlanabilmesini garantileyecek bir mekanizma yoktur. Bu iki unsurun ayrı partilerden olması halinde ise rejimde tıkanma ve kilitlenme olması kaçınılmazdır.
 
Yüzyılı aşkın süredir parlamenter hükümet geleneğini sürdüren Türkiye’de, istikrarlı hükümetleri teşvik etmek ve rejimin istikrarını korumak için başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçmek yerine, seçim kanunlarında parti sistemindeki parçalanmayı önleyecek ve partileri merkeze yaklaştıracak değişiklikler yapmak, parlamenter sisteme işlerlik kazandıracak yeni kurumsal mekanizmaları yürürlüğe koymak yeterli olabilir.