Son Dakika Haberler

Bu anlaşma Türkiye’yi bataklığa sokan kanlı ütopik dış politikanın sahibinin mutlak bir hezimetidir.

Bu anlaşma Türkiye’yi bataklığa sokan kanlı ütopik dış politikanın sahibinin mutlak bir hezimetidir.
Okunma : 115 views Yorum Yap

Onemunşteaytunciray
One Minute tiyatrosundan İsrail’in kapısına yüz sürüldüğü günlere geldik.
Rusya ile de öyle… Kapalı kapılar arkasında Rusya’dan çoktan özür dilemeyi kabul ettiler. Daha önce “biz emir verdik de düşürdük” dedikleri Rus uçağının düşürülmesinde şimdi suçu pilota atmaları sırf bu yüzden.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın Muhammed Ali’nin cenaze töreninde Amerika’da bu kadar küçük düşürülmesi milli onurumuzu yerle yeksan etti. Doğrusu Amerikalı dostlara teessüf ederim. Hiç olmazsa kadim dostları olan Türk milleti hatırına daha nazik olabilirlerdi.
Bunları söylerken yanlış anlaşılmasın. İsrail dâhil Türkiye’yi komşularıyla ve bölgesindeki ülkelerle kanlı bıçaklı hale getiren feci dış politikanın yeniden ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ rotasına sokulmasına ne itirazım var, ne de bundan bir sıkıntı duyuyorum. Aksine bundan gayet memnunum.
Sırf Türkiye’yi batıran ve adına stratejik derinlik dedikleri bu dış politika felaketi yüzünden başta Antalya ve Güney Ege olmak üzere turizmden ekmek yiyen on binlerce insanımız işsizlik kâbusunun pençesine düştü. Kaldı ki başka dış politika felaketleri de sırasını ve zamanını kolluyor, adeta kapıda bekliyor.
Sayın Binali Yıldırım facianın farkına vardı. Bunun için de altı gün önce ‘dostlarını arttıran düşmanlarını azaltan bir dış politika izleyeceğiz.’ dedi. Binali beye kolay gelsin ama işi zor. Hem de çok zor.
Çünkü maalesef dış politikanın ipleri Başbakan’da değil. Yani her alanda olduğu gibi dış politikada da ipler kendisinde değil. Bu maalesef ortaya çok karanlık bir manzara çıkarıyor.
Bunun çok açık deliline son olarak Sayın Cumhurbaşkanı’nın Başbakanı tamamen devreden çıkararak kendi inisiyatifiyle İsrail Enerji Bakanı ile görüşmüş olmasıyla şahit olduk.
Bunu nereden biliyorum? Üst düzey iki Dışişleri bürokratının açıklamalarından. Birincisi açıkça ‘böyle bir görüşmeden haberimiz yok, protokole uygun değil’ diye görüş belirtti ve diğeri de şahsıma çok özel bilgiler verdi.
Çok kullanılan bir söz var biliyorsunuz: gerçeklerin önünde sonunda ortaya çıkmak gibi huyu vardır. İsrail Enerji Bakanının sayın Cumhurbaşkanıyla Mart sonunda yaptığı bu görüşme medyaya düşmekle kalmadı. Bu görüşmenin İsrail Enerji Bakanı tarafından haber verilen meyvelerinden ilkinin 26 Haziran’da açıklanacak anlaşmayla alınacağı ortaya çıktı.
Güya İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleşme sürecinde önemli bir viraj alınmış olacak. İsrail bunun için Gazze’ye uygulanan ablukayı kaldırmasa da Türkiye için gevşetecek. Türkiye’nin burada birtakım alt yapının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmasına müsaade edecek. Neyin karşılığında?
Bunlar radikal fanatizmin iktidardaki temsilcilerinin yeni yalan dünyasıdır. Bu anlaşma Türkiye’yi bataklığa sokan kanlı ütopik dış politikanın sahibinin mutlak bir hezimetidir. Bu hezimetin bedeli önce Mavi Marmara’da, sonra IŞİD ve PKK katillerinin terör saldırılarında hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız tarafından ödenmektedir. Türkiye savaşmadan toprak kaybına uğramaktadır.
Ancak Türk insanı ve bölgedeki halklar böylesine ağır kayıplara uğrarken, acılarımız büyük çıkarlar ve kazançlara tahvil edilmektedir.
İsrail Enerji Bakanının Sayın Cumhurbaşkanıyla yaptığı ciddi ve anayasal bir devlete yakışmayacak görüşmesi de maalesef bu tür bir çerçeveye yerleştirilmeye son derece uygun gibi görünmektedir. Bu tür bir uygunluk ne yazık ki ciddi bir şekilde sorgulanması gereken bir uygunsuzluğu ifade etmektedir. Ben bu uygunsuzluğu yazılı bir soru önergesiyle Meclis’e taşıdım ve sayın Başbakan’dan şu soruları cevaplandırmasını istedim:
1. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Mart ayında İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz ile Amerika’da bu görüşmeyi yaptı mı? Yaptı ise bu görüşme sizin bilginiz dahilinde Dışişleri Bakanlığının inisiyatifi ile mi gerçekleşti? Öyle ise görüşme tutanakları Dışişleri Bakanlığı’na teslim edildi mi? Bu görüşmeler sizin bilginiz dâhilinde gerçekleşti ise neden gizli tutuldu?
2. Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının Kuzey Irak’ta Singapur kayıtlı şirketler aracılığıyla petrol işleri yaptığı bilinmektedir ve bu işler ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından da ifşa edilmiştir. Cumhurbaşkanı bu görüşmede Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın Kuzey Irak’ta petrol faaliyetleri yürüten aile şirketinin adına birtakım angajmanlara girdi mi?
3. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Sayın Berat Albayrak’ın aile şirketinin çıkarlarını İsrail ile müzakere masasına koymuş olması Türkiye’nin milli çıkarlarını nasıl etkilemiştir ve etkileyecektir? Şirketin çıkarları adına ülkemizin çıkarlarından tavizler verilmiş midir?
4. İsrail’le barışma sürecinin gizli tutulan maddeleri nelerdir? Enerji ile ilgili maddeler neden gizlidir? Sayın Albayrak’ın enerji ile ilgili maddelerde rolü ne olacaktır?
5. Bu bağlamda Kuzey Irak yönetimi ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ihtilafın nedeni nedir? Bu ihtilafın İsrail Enerji Bakanı ile yapılan görüşmelerde ele alınan konular ile ilişkisi var mıdır? Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı bu ihtilâfla ilgili olarak Kuzey Irak yönetimi ile hangi konuları görüşüyor?
6. Sayın Albayrak görüşmelerde Kuzey Irak’la petrol ticareti yapan aile şirketinin mi yoksa devletin çıkarlarını mı savunuyor?
7. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı belirttiğimiz çerçeve içindeki konumuyla Anayasayı açıkça ihlal etmiş olmuyor mu?
8. Bu iş ve işlemlerde açıkça bir Anayasa ihlâli var mı yok mu?