Son Dakika Haberler

Dünyanın gittiği yer ilimdir, fendir… Patenttir, copyrighttır.

Dünyanın gittiği yer ilimdir, fendir… Patenttir, copyrighttır.
Okunma : 25 views Yorum Yap

Ekmelttin ailesiCumhurbaşkanı Adayı Prof.Ekmelettin İhsanoğlu Bugün İstanbulda yapmış olduğu basın toplantısının tam metni.

Basınımızın değerli temsilcileri,

Ekran başında ya da radyolarda bizi izleyen, dinleyen aziz vatandaşlarım,
Hanımefendiler, beyefendiler…

Cumhuriyetimizin en kritik aşamalarından birinde, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk kez vatandaşlarımızın oylarıyla belirleneceği bu dönemde Türkiye’nin Onikinci Cumhurbaşkanı adayı olarak huzurunuzdayım.

“Bu çok hassas dönemde, Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken ülkemizin içerde huzura, birliğe ve dirliğe dışarda itibarını korumaya, komşularıyla ihtilaflarını çözmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
Biz Türkler için, vatan bir tarladır. Bu tarlayı sulamak, ekmek, biçmek gerekir.
Atalar ne güzel söylemişler: “Ne ekersen onu biçersin” diye…
Rüzgar eken fırtına biçermiş… Kibir eken nefret biçer… Nefret eken savaş biçer.”

Komşu komşuya “sen şu partidensin, seninle konuşmam” diyecek hale geldi.
Bana da diyorlar ki, “Sen MHP ve CHP’nin adayısın”… Hayır efendim… Ben MHP ve CHP dahil, AK Parti, HDP, Saadet Partisi, Demokrat Parti (DP), Demokratik Sol Parti (DSP), Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) seçmenlerinin; tüm Türkiye’nin Cumhurbaşkanı adayıyım.
Hiçbir partiye, diğer partiden daha yakın veya uzak değilim.
Her partide namusuyla çalışan sayısız siyasetçi, bürokrat, teknokrat var. Hepsine sonsuz sevgi ve saygı besliyorum.
Benim tüm ülkeme; Büyük Türkiye’me sevgim, saygım ve minnetim var.

SEVGİ
Elimde bir avuç tohum var, bu tohumları vatan dediğimiz, imtihan tarlasına ekmek istiyorum.
Ben bu tarlaya sevgi ekmek istiyorum. Sevgi ekeyim ki, sevgi filizlensin. İnsanlarımız kavga etmesin. Herkes kendi kampına çekilmesin…

“28 Şubat’ta gencecik kız çocuklarına “sıkma baş” diye bağıran ceberrut bir devlet vardı. Ben buna karşı o kız çocuğunun yanında durdum. Makamım elimden alındı, kürsüm kapatıldı. Bu bedeli ödedim. Çünkü ben idealist bir öğrencime “sıkma baş” diye hakaret ettirmem, okuma hakkının elinden alınmasına izin vermem.”

Gün geçti, yeni bebekler büyüdü, yeni gençler doğdu. Bu gençler ülkeleri için sokağa çıktılar.
Dün nasıl gençlerimizin yanındaydım, bugün de gençlerimizin yanındayım.
Ben talebelerime, gözlerinden sevgi fışkıran gençlerime çapulcu dedirtmem. Bir Türk çocuğuna, bir insan evladına böyle hakaret edilmesine izin vermem.
Çok kıymetli bizim evlatlarımız. Bütün evlatlarımız çok kıymetli.

“Geçen sene bugün kaybettiğimiz Ali İsmail Korkmaz da onlardan biriydi… Ben bir daha bu acıların yaşanmaması için bu yola çıktım. Onun da, tüm kaybettiğimiz canların da ruhları şad olsun, mekanları cennet olsun.
Elbette, her yerde, her zaman, bu gibi demokratik gösterileri suistimal etmeye çalışan küçük gruplar olur. Şurada 1000 kişi toplansa, önce su satan esnaf gelir, sonra polis, sonra da küçük terör grupları… Devletin görevi sapla samanı ayırmaktır.
İdealist gençlerin hepsini birden, bir ağızdan itham etmekle; bu ülkeyi üçe beşe bölmekle, her fırsatta ikilik çıkartmakla siyaset yapılır belki ama devlet yönetilmez.”

Analar bu çocukları doğuruyor, yemiyor, içmiyor, büyütüyor… Bu çocukların kalbine sevgi ekemezsek, onları birbirlerine düşürürsek, halimiz nice olur? Yarınlarımız nice olur?
Gençlerimiz çok kıymetli… Tüm gençlerimiz, hepsi, hepsi çok kıymetli.
Edirne’deki evlatlarımız da çok kıymetli, Hakkari’deki evlatlarımız da çok kıymetli.
Sadece onlar mı ? Kadınlarımız da çok kıymetli…
Ama ne yazık ki kadınlarımız Türkiye’de ne siyasette ne de istihdamda hakettikleri noktaya gelebildiler. Halen çocuk gelinlerde dünya üçüncüsü, kadın cinayetlerinde yine üst sıralardayız.
Ben kadınlarımızın tüm hak ve hürriyetleriyle yaşadığı bir Türkiye hayal ediyorum.
Ben çocuklarımızın katil olmayacağı, kimsenin kimsenin canına kast etmeyeceği bir Türkiye hayal ediyorum….
Bu Türkiye’ye ulaşmanın yolu da tarlaya hakaret değil, sevgi tohumları ekmektir.
Dolayısı ile diyorum ki; Sevgiyi ekmek için verin elinizi…

SAYGI
Ekeceğimiz bir diğer tohum: Saygı…
İnsanlar arası saygı… Üslupta saygı. Bir insan hakkında hükmü adalet verir. Bağımsız yargı, bir suç iddiasıyla ilgili hükmünü bildirmedikçe, böyle bir hükmü peşin peşin vermek yargısız infaz demektir.
Maalesef ülkemizde yargısız infaz görüyorüz.
Herkesin herkesle ilgili peşin bir hükmü var. Düşünceler kamplaşıyor. Herkes kendi düşüncesinde olan kişiyi övüyor, karşı düşüncedeki kişiyi düşman biliyor.
İki esnaf dükkanı düşünün, iki esnafın birbirine saygısı yok. Neden? Çünkü ayrı siyasi görüşteler.
Bu saygısızlık tarafların hepsini üzer, hepsine zarar verir.
Bu nedenle Cumhurbaşkanı seçilirsem, derin yaralar almış, hatta neredeyse kangren haline dönüşmüş bu ilişkileri saygı çerçevesine iyileştirmek için çalışacağım.
Hükümleri hukuk versin. Hukuka herkes güvensin.
Hiç kimse adaletten daha üstün değildir.
Suçu ispatlanmadıkça hiç kimse suçlu değildir.
O halde adalete saygılı, muhalefete saygılı, farklı fikirlere saygılı, hükümete saygılı, toplumun her kesimine saygılı olmak için de tarlaya saygı ekmemiz gerekecek. Dolayısıyla diyorum ki; Saygı ekmek için verin elinizi…

DİRLİK
Ekeceğimiz bir diğer tohum: Dirlik…
Ne demek dirlik? Dirliğin çok anlamı var. Dirlik bizim varlığımız demek. Dirlik bir insanın sağlığı, huzuru, mutluluğu, güveni demek. Fertleri dirlik içinde bir toplum, topyekün dirlik içindedir.
Oysa hepimiz borçluyuz. Bütün Türkiye borçlu. Hem devlet borçlu, hem millet borçlu.
Millet borçlu derken şunu da ayırmak gerek: Zenginin borcu olabilir ama zenginin borcu olsa da çocuklarının eğitimi aksamaz, sofrada bal kaymak eksik olmaz.
Peki ya fakirin borcu?

“Türkiye’de fakir çok. Bakmayın yollarda pahalı arabalara, zengin çok görülür, fakir az görülür.
Bugün Türkiye’nin bir bölümü, ödenemez biçimde kredi ve kredi kartı borcu içinde. Bu borcu ödemek için vatandaşlarımız yemelerinden içmelerinden kesiyorlar. Yemelerinden içmelerinden…
Köylü, memur, esnaf, işçi, işsiz.. Nereye gitsem duyduğum tek şey bu faizli borçluluk hali.
Diyeceksiniz ki Cumhurbaşkanlığı, icra makamı değildir. Vatandaşın borcundan Cumhurbaşkanına ne?
Cumhurbaşkanının icra yetkisi yoktur ama icrayı elele vermeye çağırma yetkisi ve pozisyonu vardır.
Büyük kararlar, büyük mutabakatlarla verilir. Türkiye’nin en yoksul kesimini bir basamak yukarı çıkartmak, çok büyük bir siyasi mutabakat meselesidir. Zordur ama imkansız değildir.”

Eğer AK Parti’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi, HDP’lisi el ele verirse, bu devasa sosyal yaraya çözüm üretilir. Bunun için herkesin elini taşın altına koyması gerekir.
Dünyada hürriyet olmadan zenginliğe ulaşan hiçbir ülke yoktur.Hür düşünce toplumdaki zenginliğin baş şartıdır. Hür düşünce olmazsa Amerika’nın akıllı telefonuna Güney Koreli rakip çıkamazdı.
Eğitimde, bilimde, sanatta, her alanda sonsuz hürriyet, artık demokratik bir ülkenin soluduğu hava gibidir. Bu havayı keserseniz o ülke nefessiz kalır.
Bakın şu tabloda görüyorsunuz. Türkiye 2000 yılında dünyanın 18. ülkesi, 2014 yılında 19. ülkesi… 14 yılda gelirimiz artmış mı, artmış. Ama tüm ülkelerin artmış… Herkesin artmış… Bizim de artmış ama diğerlerinden daha fazla artmamış.. Biz büyük bir devletiz, büyük bir milletiz ve potansiyelimizin altındayız…
Bunca gencimiz var bizim. Bu gençler kahve köşelerinde ömür tüketiyor. Bu gençlerin aklını fikrini bilime, sanayiye, bilgisayara kanalize edemiyoruz.
Bunun sonunda ne oluyor? İşte ortaya bu tablolar çıkıyor:

“Dünyanın gittiği yer ilimdir, fendir… Patenttir, copyrighttır… Üreten insanın korunmasıdır. Çocukların daha iyi eğitim almasıdır. Matematiktir, cebirdir. Bunlara dikkat etmezsek düne göre iyi oluruz belki ama rakiplerimize göre iyi olur muyuz? Esas soru bu…”

Bu topraklara dirlik tohumları ekmek, her vatandaşımızın daha zengin, daha mutlu, daha borçsuz olması için meclisle uyumla çalışmak da inşallah göreve geldiğimde yapacağım bir önceliktir.
Dolayısıyla diyorum ki; Dirlik ekmek için verin elinizi…
Tarlamız büyük ve bereketli. Tıpkı ülkemiz gibi…
Size burada aktaracağım son tohum, Birlik tohumudur.
Bizler burada birlikte yaşama kültürüne herkesten daha fazla sahip bir milletiz. Yine de yıllardır ortak acılarımız devam ediyor, ortak sevinçlerimizi ise kaybettik.
Suriye’de yaşanan insanlık trajedilerine, Soma’da aç gözlü bir kapitalist anlayışın vahim faturasına, patlayan bombalara, rehin alınan vatandaşlarımıza, ölen her bir cana ortak olarak üzülüyoruz.
Ama çok uzun zamandır hep birlikte sevinemiyoruz.

“Hep birlikte sevinemeyen bir ülke, ülke olma vasfını yitirmeye başlar.
Barajlarımız, tüp geçitlerimiz, yollarımız hepimizin vergisiyle yapılıyor; hepimizin alın teriyle, mühendislerimizin bilgi birikimiyle yapılıyor… Ama bunun için bile ortak bir sevinç yaşayamıyoruz. Bu konuda bile bir ikilik, bir yarış, 70 sene önceki hükümetlerle anlamsız kıyaslamalar arasında kayboluyoruz.”

Dış dünyaya gelince… Büyük Atatürk’ün sözünü her yere yazıyoruz: Yurtta Sulh, Cihanda Sulh… Ama uygulamada ne kadar başarılı olduğumuz şüpheli.
Hep şunu düşünürüm: Atatürk şu anda yaşasa ne yapardı?
Atatürk şartlara göre en akılcı çözümleri üreten bir liderdi.
Tarihsel bulgular eşliğinde şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, Atatürk şu anda yaşasa Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da barış ve refah için büyük bir işbirliğinin temelini çoktan atardı.

Artık Sovyet tehdidi yok, artık başka bir dünyada yaşıyoruz. Filistinli çocuğun attığı tweet, New York’taki Yahudi genci ağlatıyor ve tüm bunlar bir saniye içinde oluveriyor.
Türkiyemiz bu bölgenin en önde gelen ülkesidir. Bizim teknik üniversitelerimiz var. Bizim aydın, modern, bilgili milyonlarca yetişmiş gencimiz var. Doğal bir çekim merkeziyiz. Şirketlerimiz çevre ülkelerde uzun yıldır büyük markalar arasında.
O halde paylaşamadığımız ne?
Bu koca coğrafya din, mezhep, milliyet savaşlarıyla, despotluk, kibir mi üretecek?
Yoksa laik, demokratik büyük bir birlik içinde el ele mi vereceğiz?
Barış mı kazanacak savaş mı?
Kardeşlik mi kazanacak düşmanlık mı ?
Birlik mi kazanacak ayrışma mı ?
Ben birlikten yanayım…
Ben hem Türkiye’de, hem dünyada insanları birleştirmekten yanayım, bölmekten değil…
Cumhurbaşkanı olduğumda, Türk milletinin yüce menfaatlerini en üstte tutarak, milletimizin birliğini sağlayacağım.
Hem İslam dünyasına, hem tüm dünyaya örnek bir ülke olmamız hedefim…
Dolayısıyla diyorum ki; Birlik ekmek için verin elinizi…

Sevgili kardeşlerim… Aziz dostlarım,
Sizi daha fazla yormak istemiyorum.
Seçim çalışmalarımız son sürat gidiyor.
Devlet normalde seçimlerden önce siyasi partilere yardımcı olur. Cumhurbaşkanlığı seçiminde böyle bir yardım yok.
Neredeyse 1 ay sonra Türkiye önemli bir seçim yapacak. Ama bizim elimizde bu masraflı seçimi finanse edecek kaynak yok.
Bir rakibimiz hem iktidar olmanın getirdiği avantajla, hem de bizzat Başbakanlığın imkanlarıyla bolluk içinde bir kampanya yapacak.
Bazı medya kanallarında “Aman Ekmel Bey’i aciz gösterin, dili sürçer bir hata yaparsa bunu abartın, iyi bir söz söylerse görmezden gelin” gibi kararlar dolaşıyor. Gizlisi saklısı yok, gözümüzün önünde oluyor bunlar.
Bu ahval içinde güvendiğim tek şey var… O da Türk milletinin eşsiz bilgeliği ve derin sağduyusu…
Güzel milletime bir çift sözüm var, bunu aktarırsanız çok memnun olacağım:
Aziz kardeşlerim korkmayınız… Türkiye’deki istikrarı sarsacak hiçbir şey yapmayacağım. Aksine, istikrarın devamı için, AK Parti dahil bütün partilerle el ele çalışacağım…

Bizim bir çift sözümüz var.
Arkada yazıyor… EKMEK İÇİN…
Ne demek ekmek için?

Milletimizin kültüründe çok kutsal kavramlar vardır. Bunların başında kitap gelir. Kitap bizim için çok kutsaldır. Biz kitap diye Kuran-ı Kerim’e deriz. En kutsalımız Kuran’ımızdır.
Bir başka kutsalımız bayrağımızdır. Bayrağımız bizim canımızdır, kanımızdır, bu vatanın tapu senedidir.
Bir başka kutsalımız da ekmektir… Ekmek bizim için çok kutsal bir kavramdır.
Ekmek fırından aldığımız ekmekten daha öte bir şeydir. Ekmek dirlik demektir, tüten ocak demektir. Ekmek alın teri, emek demektir… Ekmek şerefimiz, namusumuz demektir.
Kitabımıza, bayrağımıza, ekmeğimize sahip çıkarız.
Ben Mehmet Akif Ersoy’un manevi dergahında büyümüş bir gurbetçi çocuğuyum. Ekmeğin önemini çok iyi bilirim.
Hepimiz ekmek kavgası içindeyiz, taksicisi, simitçisi, tornacısı, garsonu, mevsimlik işçisi… Hepimizin derdi ekmek.
Bakın Suriye’nin ekmeği elinden alındı. Suriyeli onurlu insanlar, sokaklarda perişanlık içindeler…
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği yaparken, o kadar zulüm, o kadar mazlumluk gördüm ki…
Çocukların hayatı kurtulsun diye, en zor şartlarda arabuluculuklar yaptım… Sonuçta Filistin’in tarihinde Devlet Nişanı alan ilk ve tek Türk’üm. Ne mutlu bana…
Milyonlarca masum bebenin karnının doymasına vesile oldum, yüz binlerce insanın mezhep savaşlarında hayatta kalmasına vesile oldum. Aldığım hayır duaları için ne mutlu bana…
Yüce Allah’ıma hep dua ederim: Vatanımın tüm evlatlarını, kendi öz evlatlarımdan ayırmayacak bir adalet duygusu ver bana diye…
İyilik herkesin hakkı… İyi eğitim, iyi bir hayat herkesin hakkı… Çoluğun çocuğunu mürüvvetini görmek herkesin hakkı… Torun sevmek herkesin hakkı.
Bu topraklarda artık sadece sevgi ekelim, sadece saygı ekelim, sadece nezaket ekelim ki bu topraklar daha nice Yunuslar’a, Mevlanalar’a, Nazımlar’a, Hacı Bektaş Veliler’e, Akif’lere vatan olsun.
Çünkü ne ekersek onu biçeriz.
Güzellikleri ekmek için, Türkiye’min emrindeyim efendim.
Teşekkür eder, saygılarımı sunarım.