Son Dakika Haberler

Emine Ülker Tarhan ““Hırsız olmaktansa militan olmayı tercih ediyorum”

Emine Ülker Tarhan ““Hırsız olmaktansa militan olmayı tercih ediyorum”
Okunma : 17 views Yorum Yap

eutarhanTBMM’deki son konuşmasıyla yine AKP’lilerin hedefi olan Emine Ülker Tarhan ile, devlet krizini ve AKP’ye karşı mücadeleyi konuştuk. AKP ile Cemaat’in suç ortaklığına işaret eden Tarhan, hükümetin paralel devlet yaygarasıyla kendi suçlarını örtbas etmeye çalıştığını vurguladı.

Hatice İkinci

CHP Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Çarşamba günü TBMM Genel Kurulu’nda yeni HSYK düzenlemesi hakkında konuşurken, AKP sıralarından gelen “militansın sen” sataşmalarına, “Hırsız olmaktansa militan olmayı tercih ediyorum. Yargı güvencesinin, yargı bağımsızlığının, hukukun militanıyım. Ahlaksızlığın yanında durmaktansa yargının militanıyım, var mı diyeceğiniz!” sözleriyle yanıt verdi. Adalet, aydınlanma ve eşitlikten yana kararlı duruşu nedeniyle sık sık AKP’lilerin hedefi olan Tarhan, son kriz süreciyle ilgili düşüncelerini soL’a anlattı.

Genel Kurul’da yaptığınız konuşmada HSYK düzenlemesini “yargıya el koyma” olarak nitelendirdiniz ve darbe dönemine benzettiniz. Ancak AKP bunu yaparken bir kez daha mağduriyet söylemi ve darbe söylemini kullanıyor. Bu kez inandırıcı olma şansları var mı?
Daha üç yıl önce, “yetmez ama evetçi” taife ile beraber allayıp pulladıkları anayasa değişikliğini yine “değiştiriyorlar”. Üstelik bu kez Anayasa’yı bir yasayla değiştiriyorlar. Yargıyı doğrudan Bekir Bozdağ’a, yani Başbakan’a bağlıyorlar. 17 Aralık’ta patlak veren “yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları” olmasaydı bu değişikliklerin peşinde koşarlar mıydı? Bir telaş, soruşturmaları Deniz Feneri’ndeki gibi “güvenilir” ellere teslim etmek istiyorlar. Bunun için de eskiden güvenip, artık güvenmediklerinden kurtulmaya çalışıyorlar. Mağduriyet yaratmak için de kendilerine darbe yapıldığından söz ediyorlar. Bunu kemikleşmiş tabanlarını diri tutmak için bir savunma aracı olarak kullanıyorlar. Ama bence çoktan kendi darbelerini yaptılar bile. Bugün kör topal demokrasimizle, yarım yamalak özgürlüklerimiz bile askıdadır. Yargıya el konulmuştur. Hele yeni internet düzenlemesiyle bilgiye ve dünyaya erişimi bile engellemeye kalkışıyorlar. Haklarında çıkacak iddiaları, belki olası kayıtları, internet sansürü ile hafifletmeye çalışıyorlar. Kendi haklarına, çıkarlarına halkın tüm haklarını, özgürlüklerini feda ettiler. Ama bu rezalet “darbe masalları” ile kapatılabilir mi, emin değilim. Dolar dağları, jammerlar, valiz dolusu paralar ve hanedanın yarattığı kirliliği temizlemeye artık darbe edebiyatı yetmez. Başkalarının masum çocuklarının öldürülmesini “destan” diye niteler, cezaevlerinde çürümesine göz yumarken, kendi şaibeli çocuklarını yargıdan kaçıranlara vicdanlar nasıl dayanır bilmem. Gezi Direnişi vicdanların bazı şeylere katlanamamasıydı, hatırlayalım. Sıradan bir itiraz değildi, birikmiş haksızlıklara karşı, despotlara karşı vicdanların sokağa taşmasıydı. Hem özgürlük hem de adalet talebiydi, unutmayalım. Yaşamak meselesini sağa sola kaba beton atmak düzeyine indirgeyenlere güçlü bir itirazdı. Adalet dağıtmayı kömür dağıtma düzeyine indirgeyenlere niye tepki gösterilmesin ki?

Konuşmanızda “paralel bakan” ifadesi kullandınız Adalet Bakanlığı’na ilişkin. Bu iddianızı biraz açabilir misiniz? Bu kişi kimdir, hangi adımları atmaktadır?
Bu Adalet Bakanlığı ve yargı camiasında herkesin konuştuğu bir konu. Şayia öyle yaygın ki, bakanlık görevlilerinin Bozdağ’dan değil, Başbakan’ın kulaklara fısıldadığı Şentop’tan gelecek sinyallere odaklandıkları, alınacak keskin kararlar nedeniyle, yüzü eskimiş Bozdağ’ın yıpranmasına göz yumulacağı, geri plandaki diğer ismin yıpranmasının istenmediği söyleniyor. Ne yapmaya çalıştıklarını önümüzdeki günlerde birlikte göreceğiz.

‘Haktan anladıkları mülkiyet hakkı’
Yargıda Gülen Cemaati’ne yakın isimler yerine ülkücülerin ve diğer cemaatlerden isimlerin atamalarda öne çıktığı iddia ediliyor. Bu konuda bilginiz ya da duyumunuz var mı? Varsa, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Böyle söylentiler var. Ama bu tarihin tekerrüründen başka bir şey değil. Bu anlayışın, çıkar çatışması yaşadığı an ittifak kurduğu her yapıyı tasfiye edeceği kesin. Ama asıl vahim olan yargıyı bir güç paylaşımı alanı olarak görüyor olmaları. Çünkü onlar için yargı kararlarının sadece piyasalara etkisi önemli. Varsa yoksa özelleştirmelere engel olmasın, ihaleleri bozmasın, istikrarı sürdürsün, muhalifleri sindirsin. Mahkemeler istikrar, toplum bir sessizlik makinasına dönüşsün ki, iktidar mutlak olsun. Bebeklerin soğuktan ölmesinden, gençlerin tekmelerle katledilmesine kadar halka karşı işlenen bütün suçlar örtbas edilsin. Yargıdan anladıkları bundan ibaret, nasıl hak deyince sadece mülkiyet hakkını, özgürlük diyince girişim özgürlüğünü anlıyorlarsa işte öyle. Bu demokrasiye bakışlarının açık göstergesi.

‘Paralel devlet yaygarası soyguna devam etmek için’
AKP siyasi davalardaki bütün suçun “paralel devlet”te yani cemaatte olduğunu söylüyor. Sizce AKP bu şekilde sorumluluktan kurtulabilir mi? Kendini temize çıkarabilir mi?
Daha önce de söyledim. Yargıdaki yapılanma yolsuzluk dosyalarının açıldığı gün oluşmuş değil. Kaldı ki, paralel devlet dedikleri şey muazzam iktidar olanaklarını kullanmadan yaşayamaz. Devlet bu yapıların hizmetine verilmeden nasıl devlet içinde devlet oluşur ki? Peki bu devlet olanakları birilerine silah zoruyla mı sağlandı? Bizler dinlenir, izlenir, fişlenirken bunlara kim izin verdi, bırakın izin vermeyi, yasa dışı dinlemeleri, kim meydanlarda kullandı söyler misiniz? Günahlar ilk günden beri birlikte işlenmiştir. Bugün bilmediğimiz ama tahmin ettiğimiz nedenlerle savaş başlamış, daha önce sayısını bilmediğimiz ve üstü örtülen pek çok yolsuzluk ortaya saçılmıştır. Şimdi paralel devlet yaygarasıyla soyguna devam etmek, suçlarını da örtbas etmek istiyorlar. Böylece sorumluluktan kurtulabileceklerini zannediyorlar. Oysa o meşum günlerde hepsi birlikte oradaydılar. Ben Erdoğan Bayraktar’ın her şeyi Başbakanla birlikte yaptıklarını itiraf etmesi gibi gün gelecek bu konuyu da birileri ifşa edecek sanıyorum.

Temize çıkabilirler mi? Artık ayakkabı kutusu bizim çocukken, dut yaprakları yayıp ipek böceği beslediğimiz masum ayakkabı kutusu değil yüz kızartıcı bir suç aleti olarak algılanıyorsa, halkın vicdanında mahkum olmuşlardır zaten. Yargı önünde hesap vermeye gelince, belki bir dönem Bilal Erdoğan’ın ifadesini önce ona bir topuk selamı verdikten sonra alan bir yargımız olur. Ama her felaketin sonu gelir. Eğer bu olağanüstü süreçte çıkar siyaseti yapanlar elenir, temiz ve ilkeler üzerinden siyaset yapanlar öne çıkarsa, muhalefet yüksek bir kamuoyu bilinci yaratma görevini layıkıyla yaparsa, halkın vicdanı ve sağduyusu güç dengelerini makul bir ölçüye getirirse hesap sorulur. Ya da Erdoğan bir yurt dışı seyahatinden dönmemeyi tercih edip, Esenboğa’ya belediye otobüsleri ile taşınıp toplanmış yandaşlarını boynu bükük bırakabilir mi, bırakabilir! Bunlar olmazsa, kaydı hayat şartlı bir diktatörlük gelebilir. Topluma bir susturucu takılır, hani istikrar istikrar diyorlar ya, o zaman yaşam boyu istikrar ödülünü de bu ülke alır.

AKP Grup Başkanvekili Belma Satır, “be” ve “yahu” gibi ünlemlerini “itici” bulduğunu söyledi. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
İtici bulduğunu, gücü yetiyorsa Başbakan’ına iletmesini öneririm. Çünkü “be, cibilliyet, ulan” gibi “nezih” sözleri kullanma şampiyonu Başbakanlarıdır. Boğazını parçalarcasına, kulakları sağır edercesine, promtıra zulmederek yaptığı konuşmalarda sık sık bu sözleri kullanır. Ben de Meclis kürsüsünden bu sözlerden birine atıfta bulunarak tepkilerini ölçtüm ama benim tırnak içerisinde kullandığımı anlayamadılar, pek sinirlenip -aslında Başbakanlarını ayıpladılar.

‘Kadın hiç bu kadar elzem olmamıştı’
Toplumda kadın konusuna bakışınız? Siyasette kadının adı var mı?
Yok. Toplumda nasıl kadın hep başkalarının dayattığını seçmeye zorlanıyorsa siyasette de öyle. Seçemediği gibi seçilemiyor da. Siyasette, yönlendiren, düşünen, lider kadın değil vitrinin önüne konulacak biblolar isteniyor. Gerçek sesler değil, sadece liderlerin yankısı olmanız bekleniyor. Bunları reddeden, hizaya çekilmeye reddeden ise yok sayılıyor. Politika üreten her kadın siyasette ayrımcılığa da, dirsek yemeye de, yalnız kalmaya da hazır olmalı. Ama artık yeter demek gerekiyor. Oyalama taktikleri, oy istemeye gelince sıraya girmeler, kadını broşür dağıtmaktan ibaret görmeler, hanım kardeşimiz masalları, kota hikayeleri rahatsız edici derecede sahte. Üstelik kadın hiç bu kadar elzem olmamıştı. Bu kirlilikte, toplumun temiz siyasete, kadın vicdanına ihtiyacı var. O yüzden yerel seçimde daha fazla kadın aday olmalı. Bu seçim bile bence geç. Kadınların da seçilemeyecek yer ve sıralardan adaylığa eyvallah demekten vazgeçmeleri gerek. Kadını seçilmeye layık görmeyenlerin ise onlardan oy istemeye hiç hakları yok! Demokratik kitle örgütleri, yargı da siyasetten pek farklı değil. Sorun belli ki, iktidar sorunu. Birilerinin egemen olması için birilerinin boyun eğmesi gerekiyor. En kolay boyun eğecek olanlar da kadınlar sanılıyor. Ama bu bir kader değil. Ben dünyaya eşit geldiğimize ama eşit büyümediğimize inanıyorum. Kimse için gereksiz ayrıcalık istemiyorum ama dünyayı nasıl yarı yarıya paylaşıyorsak her alanda eşit olmalıyız. Adalet savaşı kadar, yoksullukla mücadele kadar, eşitlik mücadelesi de benim için vazgeçilmez.

Solhaber