Son Dakika Haberler

GERÇEKLERİ GÖRMEKTEN KORKANLAR. Prof.Dr.Levent Seçer

GERÇEKLERİ GÖRMEKTEN KORKANLAR. Prof.Dr.Levent Seçer
Okunma : 15 views Yorum Yap


levent_secer1Yazı yazmanın en zor tarafı bu işte, ülkemin son günlerde yaşadığı
 korkunç gerçeği gördükçe, bir şeyler yazmanın sorumluluk olduğunu
 düşünüyorum. Bugüne kadar yazdığım yazılara baktım, bu günlerin bir
 gün yaşanacağını ve ülkenin her geçen zaman korkunç bir felaketin
 içine sürüklendiğini yazmışım. Başbakanın geçmişte yaptığı
 açıklamalara baktım, ”Biz her şeyi sindire sindire geliyoruz, laik
 değil ümmet anlayışı bu ülkeye hakim olacaktır” diyordu.
 Atatürk’ten, cumhuriyetten ve çağdaş anlayıştan bu kadar nefret etmek
neden? Bu kadar kin, nefret ve intikam duygusu neden Sayın Başbakan?
 Türkiye’de bugün inançlara özgürlük, sadakat ve saygı hangi ülkede
 var? Herkes dini vecibelerini özgürce sınırsızca yapmıyor mu? Kim
çıkıp da arkadaş sen namaz kılıyorsun ya da sen oruç tutuyorsun, yapma
 diye tepki gösteriyor? Herkes inançlara saygıyı biliyor bu ülkede.
 
 İNANÇLARA DAYALI SİYASET…
 
 
 Bütün bunlara bakarak siz inançları siyasete bulaştıracak olursanız,
 toplumu iki ayrı çarkın ortasında bırakmış olursunuz. Kendi siyasal
 geleceğiniz adına, inadına dini buna alet ederseniz ülkede bir mezhep
 çatışmasına sebep olursunuz. Bana yüzde elli oy vermiş bende şimdi
 bunları sokağa dökerim demek, işte korkunç tehlikenin adı bu bana
 göre. Toplumun yaşamsal değişimiyle alay etmek, onları kendi
 etkinliğinizde tutmak, karar verme ya da düşünsel yapılarının üstünde
 söz sahibi olmak tehlikenin adıdır. Sizi eleştirenlere ” bir avuç
 çapulcular” demek, tencere çalarak tepkilerini gösterenlere ”tencere
 tava hep aynı hava” sözlerini sarf eden bir Başbakansa bu düşündürücü
 değil mi?
 
 
 
 Milli heyecanların yaşandığı bayramları yasaklamak, sanat ve sanatçıya
 ”istediğin yere git kardeşim” demek, sanata düşman bir anlayışla
özgürlük anıtına ”UCUBE” diyerek yıkılmasını emretmek, tiyatroları
 yasaklama gayreti içinde olmak, ”bu kanunları yapanlar iki ayyaş”
 diyerek Atatürk ve İnönü’yü kastederek içki içmenin yasaklanmasını
 istemek. Bu insanların yaşamsal özgürlüğünü kısıtlamak değil midir?
 Benim yaşamsal değerlerimde bir başkasının söz hakkının olması
 demokrasiyle nasıl bağdaşabilir acaba? Üstelikte bunları yansıtanlar
 ülkeyi yönetenler olunca kaygılarım gelecek adına daha da artmaktadır.
 
 
 GEZİDE YAŞANANLAR…
 
 İşte bu kaygılarımın sadece bir kısmını burada anlatmaya çalıştım,
 Gazi olayları bana göre bu iktidarın yıllarca bu ülkede yapmaya
 çalıştığı otoriter bir rejime karşı sadece uyarısal tepkisiydi. Ama
 keşke bundan birileri feyz alabilselerdi, aksine ortamı yatıştırmaya
 çalışmak yerine alevlerin daha da sönmemek üzere yanmasını devam
 etmesini istediler. Bir ülke düşünün ülkede halk sokaklarda her taraf
 yanıyor, binlerce insan günlerdir anlatmaya çalıştığı haklı oldukları
 bir konuda tepkilerini gösteriyor, siz onlara kör olmaları için
 şuursuzca gaz sıkıyorsunuz, polise vur, kır, sakatla, kör et
 diyorsunuz o aldığı görevi yapıyor. Sonra siz ülke böylesine
 karmakarışık bir durumda iken Başbakan olarak yurtdışına geziye
gidiyorsunuz. Bu hangi ülkede yaşanabilir dersiniz acaba? Sokakta
demokratik hak isteyen topluma karşı sizin bir sorumluluğunuz yok mu?
Yüzde elli sizin arkanızda ama yüzde elli karşınızda demek nasıl bir
 ruh halinin yansımasıdır acaba? Atatürk’ten, çağdaş değişim
 anlayışından, cumhuriyetten bu kadar nefret etmek neden?
 
 
 
 Halkın toplumsal silkinişi sadece gazide yaşananlar değil, gezi
 parkında ağaçların kesilmesi olayı değil, bu yıllardır yapılanlara,
yaşananlara karşı artık bir demokratik hak isteme hareketidir.
 Toplumun haber alma özgürlüğünün kısıtlanması, korku toplumu olmanın
 verdiği rahatsızlıklar ve yıllardır eğitim değerleri düşük, dini
 duyguların sorumluğu altında narkozlanmış bir kitlenin verdiği
 kararla, milletin kararı olarak görenlerin kaygı verici uygulamaları.
 Cumhuriyet ülkesinin Osmanlı anlayışıyla bu sona sürüklenmesi,
 bilimsel değerlerin karşısına inanç siyasetiyle karşı durmak,
 sonrasında tek adam olma gücünün verdiği yansımalar. Beni asıl
 korkutan bunların dışında hala aldığı din afyonuyla uyanamadığı uykuda
 yatan güdülmüş toplum. İşte koca bir ülkenin geleceğini tayin eden de
 bunlar değil mi? Başbakan milletim dediği bu kesime kolay anlatıyor
 her şeyi, çünkü onların yansıttığı gösteride sadece söylenenler
 inanmak var, sorgulamak ya da ülkenin geleceği konusunda söz söyleme
 hakkı yok. Başbakan benim arkamda dediği bu kesime narkoz vermiş,
 uyanmaları mümkün değil, nereye sürüklersen ne dersen onu yaparlar.
 Bunun yerine siz hangi demokratik hareketi koyabilirsiniz acaba?
 
 Başbakan ülkesi yanarken, halkı sokaklarda demokrasi isterken gittiği
 yurtdışından dönmüş adeta bir kahraman gibi karşılanmış. Bunu
 seyrederken canım acıdı. Bu gösteri neden niçin neyin karşılaması,Başbakan ne yaptıda bu kadar abartılı bir gösteri yapıldı,zafermi kazandı ülkesi adına? tüm bakanlar milletvekilleri el pençe durdular gecenin geç saatine kadar.Ülkenin geldiği şu
> manzaraya baktığımda, gelecek adına cumhuriyet adına kaygılarım korkularım arttıyor benim.Günlerce demokrasi adına bir haykırış var ülkede,Gezi direnişi sadece Atatürk cumhuriyet ve aydınlık için bir beraberliğin gereği değilmi?ama bunu anlayamayanlar dün gece Başbakanı karşılamayı zafer kazanmaya dönüştürdüler.Bunu yapanların yaşananların aksine daha sağduyulu davranması gerekirken,saldırgan biçimde gösteriye dönüştürmenin hala yaratacağı tehlikenin farkında değiller anlaşılan.Başbakan toplumu en hassas noktada gerginliğin ortasında bırakmanın zaferini yaşamak istedi sanırım.Böyle bir toplum yönetilmez beyler,yarın iki ayrı toplumun çatıştığını seyredenler,bir inat uğruna,bir heves uğruna,bir ihtiras uğruna ülkeyi nasıl bir felaketin ortasında bıraktıklarının ne zaman farkına varacaklar bilmiyorum.
 
 Prof. Dr. Levent Seçer