Son Dakika Haberler

HRİSTO PANDELLİ -TOSUN PAŞA

HRİSTO PANDELLİ -TOSUN PAŞA
Okunma : 111 views Yorum Yap

Yıl sonu gelmiş, Unutulmayan anılar anlatılmaya, neşeli ve düşünceli yolcuların beyninin içlerinde hafif dertli kurcalamalar olmuş olsa da günü kurtarmanın derdine düşmüş bu kişiler varlarını, yoklarını siyasete adapte ettiklerinden olacak etraflarında olup bitenlerden bir haber sadece seyahati düşünmekte, arkalarına bakmadan bu yolculuğa birlikte çıktık birlikte devam edeceğiz yeminleri yapılamaktadır

Lakin, yemin ederken bazıları tek ayaklarını yerden kaldırmaktadırlar. Bunu görenler ise sessiz kalmakta. Sebep sormamaktadırlar.

Oysa “Çilehane” ye gitmeleri gereken insan sayısı oldukça fazladır. Delikli taştan birilerinin geçmesi gerekmektedir. Delikli taştan geçmek için zayıf şişman olmanıza gerek yok. Önemli olan bu taştan geçmek ve günahlarda arınmak demektir. Sanırım bizim yolcularda bu işin çözümünün kurban kesmek olduğunu ve gidip adağımızı yerine getirdik düşüncesinde olmalılar ki, geçemeyeceklerinden pekte sorun yapmamaktadırlar.

2010 un son günlerinde bombalar peşi sıra dizilmeye başlamış buna nispeten etkinliklerde sürüp gitmektedir.

Ben salonun en ücra köşesinde denize yakın yerde beklerken, Kuzey çalışmaları yapmakta Çağanoz Hamdi, Kerpeten Yavuz, Muşmula Metin, Cemil Muhtaroğlu, Pandelli nin torunu Rum Hristo paşa, çalışmalarda bulunurken, Osmanlı hanedanından Bardakçı Rasim, Arife Meşeci, Kimyasal Ali karşımızda oturmakta, Yılın son haftasında, Konuları salamuraya yatırmış, hafif tuzlu olarak basılan yerel gazeteleri takip etmekteyiz.

Kafamda derin sorular geçmekte, sorumluların neden halen daha pasif kaldıklarını merak etmekteyim diye yakınırken, Eczacıbaşı yetkililerinden 200.bin dolar kim istemiş ki konuları geçmekteydi. Bizi 20.30 bin dolarla kandırıyorlar diyenler hiç konuşulmuyor du. Ben savunmamı hazırlamıştım, gardımı almış bekliyorum. Şimdi geldi gelecek bana laf sokacaklardı. Eksik olan bir kişi vardı, Kont Avcı gelmeliydi. Gecenin kararını ve gidişatı, Mekan ve rakı muhabbetleri olmalıydı. Lakin Cafer’in zamanının az oluşu bizleri ister istemez üzüyordu.

Cafer’in son zamanlarda bana ters davranışlarını seziyordum. Kurultay sonuçları, Kızıl Şef’in yanından fazla ayrılmaması, Baron’u satması hep aynı bağlantılı mevzuuydu ama benim bunlarla pek işim olmazdı. Sonuçta Çafer arkadaşım ve dertlerimizi paylaştığım dostumdu. Kızmasına gerek yoktu. Konuşmalıydım.

Bir şekilde Cafer’ i farklı bir masaya çağırdım.
Nasılsın?
Sorma!
Neden, Bu kadar canın sıkkın. Problem ne?
Kule Amirine canım sıkılıyor.
Ne oldu ki. Bildiğimiz şeyler değimli?
Ne biliyorsun ki balcı, nerden bileceksin!
Hayırdır. Anlat bakalım, Sıç Cafer biraz, Konuşalım dertleşelim, Bir sorun varsa çözüm bulalım, elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışayım. Kule Amirinde neden sorun olsun ki. Bence iyi adam sayılır.

Cafer patlıyacak ve ben merak içinde, neden konuları saklanarak açıyor, neden sıkılıyor, kaçamak etrafla bakışmalar ve rutinliğinden uzak. Denize bakıyor, sanki görende benimle konuşmuyor da manzara seyrediyor misali, yakın temas içinde bulunmak istemiyor havası var. Caferi’ in ortamdan sıkıldığını anlamıştım ve buradan uzaklaşmamız gerekiyordu. Dank..

Cafer gel biralama yapalım dedim.
Tamam kaçalım dedi. Ve Pup a kadar uzandık. Gereksiz geyik muhabbetinden sonra derin konulara girmek için Cafer’ in beyin fırtınasının dinmesini bekledim.

Kule Amirini GÖNDERİYORLAR!
Nasıl yani. Neden gitsin ki.
Çok sıkı Baykalcı, bunu herkes biliyor,
Ama o eskiden di Cafer, Şimdi olay çok farklı, Yeni CHP ve Yeni siyaset, Hatta dönemsel siyasette NEOCON’ cu bile olabilecek kapasitede. Ve bunu en iyi uygulayabilecek bir insan. Biraz daha ileri gideyim, ORYANTALİZM bilgisi yeteri kadar var. Fakat ben ondaki eskiliğin DOĞU politikası olduğunu düşünüyorum. Yani adaptasyon sorunu var. Yani yerelde kaldığı için, gelişen Doğu politikasında aktif olarak kapasitesi zayıf sanıyorum. Lakin bu açığını gidermek içinde yardımcılarının sendikal birikiminden yaralanıyor.

Geçmişte Kürdistan bilgisi var. Balcı. birlikte çalıştık.
Yani. Ne kadar?
Duvarlara yazmaktan tut. Siyasi tartışmalara katılacak kadar bilgi birikimi var. Biz onunla BİJİ RİZGARİYE KÜRDİSTAN diye bağırmış insanlarız. Birlikte çalıştık.
Sen bence, Bugün ki milliyetçi akımının farklı bir boyutu onu değiştirdi diyorsun sanırım.
Hepimiz değiştik. Hangimiz değişmedik ki. Zaman içinde neler yaşamadık. Siyaseti aktif olarak yapmaya başlayınca, Kapitalizmin bütün nimetlerinden faydalanmanın tüm koşullarını yerine getiriyorsun. O zamanda bize, neler demiyorlar.

İçelim. Birer tane daha versene canım. Birazda patates ver. Çerezde getir hayatım. Cafer ikide sigara alalım. Yetmez herhalde. Alalım. Koçum baksana ordan iki pakette sigara alıver. Tamam Ağbi.
Garson. Ağbi Çağanoz Hamdi kim var dedi. Bende Balcı ile Cafer Sıçar oturuyor dedim,
Tamam canım. Sen al gel hadi!
Balcı, Çağanoz gelirse kaçarım haberin olsun.
Tamam kardeş. Nasıl istersen.
Hemen ben çaktırmadan Çağanoz Hamdi ye mesaj yazmaya başladı. Caferle birlikteyim, gelmemen lazım stop.
Çağanoz cevap olarak. Gene ortalığımı karıştıracaksın basarım ulan sizi mesajı ile ben hemen kendime geldim.
Aman uzak dur. Rica ediyorum Hamdi.
Tamam hayatım, kalkınca ara seninle konuşacaklarım var.

Sen NEOCON culuğunu nerden çıkardın, Kule Amiri bu vasıflara uymaz ve böyle düşüncelside hiç olmamıştır.
Sana göre öyle Cafer. Bana göre hafif bir kayma var. Yani bunun biz göre uygulamasını yapıyor bence.
Nasıl yani?
Hem yayılmacı, hem de müdehaleci, demokrasiyi destekleyen bir duruş sergiliyor. yani baş kaldıran diktatörler ve düşman ideolojilere karşı koymayı ve bunları yıkmaya çalışıyor. Liberal demokratik ilkeleri destekler hareket ediyor. Politika olarak “ iyimsever hegemonyayı” uyguluyor. Küreselleşme, Rekabetçilik, Gelişme ve diğer meseleler hakkında pek fazla fikir üretmiyor. Hatta NEOCON ların genel fikri olan idealleri uğruna ARACI OLARAK savaşmayı kullanmaktadır. Yani ilk anti Stanilistciler gibi hareket etmekte ve uygulamaktadır .

Balcı nerelere girdin yaa.
Bu adamın bunlarla ne alakası var.
Nasıl yok. Sence yok mu Cafer. Yeme beni!
İzah et bakalım.
Benimi deniyorsun. Arkadaşım ya. Bugün KULE de yapılan hareket bir NEOCON hareketi değimli yani. Bunun için illa Amerikan yandaşı olmaya gerek mi var yani. Kule de yapılanların tamamı bence bunu tamamlıyor. Yapılan baskı, İnsanların katılım göstermek istediği halde amir tarafından mazeret gösterilerek uzaklaştırılmaları. Sadece kendi çıkarları uğruna belirli çevreleri kullanarak, İktidarını sürdürmek için yapılabilecek örgütsel çalışmalarda hem fikir olduğu halde asgari düzeyden fazla bir şekilde detay bilgilere ulaşmak istemesi. Her türlü gelişmede müdehaleci ve kanun koyucu olarak ortaya çıkması. Yapılabilecek gelişim ve yeteneksel yani bireysel çalışmalarda demokratik olmayışı. Başarılı olan ve hatta kadın çalışmalarında destekler gözükerek, Sistem içinde başarılı olanların bilinçli bir şekilde diktatörce uzaklaştırılmaları. Ve her gidenin yerine gelenlerin daha uysal ve daha yaklaşımcılardan seçilmesi. Filizlenebilecek yeteneklerin önünün kesilmesi. Yani İyimser gözükerek içindeki hegemonya yı kullanması, Rekabetçilikten uzak. Yani çıkabilecek rekabeti daha gelişmeden bastırması ve çalışmalar hakkında da sadece merkeze bağlı olarak kalması. Yönetimsel fikir üretememesi.
Tüm bunları yaşamsal değer olarak algıladığımızda, örgüt toplantılarını uzun zamandır yapılmaması. Heyecanlı bir toplumu sindirme ve uyanmanın bastırılması kısaca bu NEOCON değil mi? Bunun için Amerika ya gitmeye gerek yok.

“İnsanlar için rahatsız edici olan kimse, Sonunda insanların birleşip kendisini yok edeceklerini bilmelidir. Goethe”

İktidarda durması için bunları yapmak zorunda ama balcı. Daha nasıl durabilir. Elbette bunları yapacak. Yoksa ne amirlik kalırdı. Nede gelişme durdurulabilirdi.
Cafer, Bende aynısını söylüyorum zaten. Demek kabul ediyorsun. Adı ne olursa olsun yapılan bu.

Oryantalist oluşunu nasıl izah edicen.
Aile yapısı içinde muhafazakar bir yapı var. Dine bağlı ve saygın, çevresel ilişkilerde yıpranmamış ve bunu ailede yaşamına uygulayan bir topluluk. Yani. Bu durumda kimse kalkıpta dini ön plana atıp Kule Amiri ile din konusu konuşması. Yani yok eski solcusunuz. Yok efendim ateistsiniz gibi bir suçlama yapılabilmesi mümkün değil bu konuda çok şanslı. Yani seçimde o tarafta ulaşabilme sorunu yok. Bu vesile ile ailesel yapı gereği Oryantalist diyorum.

Sen ne anladın Cafer?
Ne gülüyorsun! Ne oldu olum.
Cafer burada kahkaha atmakta ve ben ne dedim ve ne yaptım düşüncesinde, nerde hata yaptım diyorum. Halen daha gülüyor. Oysa ben farklı bir analiz yapmaktayım bunun derdi başka. Kim bilir ne düşünüyor.

Balcı. Kule Amiri, Bu camiada oryantal dir de senin anlamında değil. nasıl yani.
Düne kadar Baykalcıydı dedim ya. Şimdi Kılıçdaroğlu başa geçince plak terse döndü hayatım. Şimdi asıl GÜRSEL TEKİN problemini nasıl oynayacak sen ona bak.

Ulan Cafer ne adamsın ya. Ben sana ciddi bir p0litikadan bahsediyorum birden ne düşünüyorsun. Boşa mı konuşuyorum yani. Nedir bu gürsel olayı. Gidiyor diyorsun ne yani şimdi seçim dönemi görevden alma olur mu ki.

Olmaz mı? Ortalık çok karışık. Gelişmeler bildiğin gibi değil.
Bence bir şey olmaz buna emin ol. Yıllarca başta. Seçim kazanmış. Hele ki şimdi Belediye bizde mümkün değil hayatım. Sonra President le arası çok iyi. İlk başlarda bazı hareketler oldu ama. Ortaklık anlaşması yapılınca her şey değişti, bence.

Küle de gelişmeler çok farklı balcı. Bunları bilmiyorsun.
Nedir baba. Bunlar. Bilmediğimiz bir şey mi var yani.

Seçimler oldu hatırla. Gürsel adam koydu listeye, sonra yönetime girdi. Şimdi nerde? Disipline verildi. Neden!

Yaptığı açıklamadan dolayı Cafer. Dokuz kusurlu hareketten biriydi ondan. Gerçi bir gün yönetimde disipline verildiği halde toplantıya girmek istemiş birisi, Silahlar çekilmiş diyorlar, olaylar olmuş ve toplantıdan kibar olmayan bir şekilde uzaklaştırılmış ama. Oda yanlış hareket yapmış. Zaten gelme dedikleri halde gelmiş bence. Neyse.

Ondan sonra bir Karslı olayı daha oldu!
Bilmiyorum!
Ne biliyorsun ki zaten, ben söylemesen bir bok bildiğin yok. Birde gazetecisin. İçeride Karslılara karşı farklı hareketler olmaya başladı. Nerde ise ben Karslıyım diyen içeri giremeyecek. Tepki vardı. Ve bu gelişmeler bire bir Gürselin kulağına gidiyor. Ve pekte iyi duyumlar almıyorum.

Bunlar her zaman olağan hareketler bence Cafer, Her kulede olur bunlar. Eski amirlerle fikir alışverişinde bulunuyorum da, onlarda senin gibi düşünüyorlar. Bende bunun bu şeklini bilmiyorum. Ama inanıyorum ki yıllarca orayı kendi evi gibi gören bir adam her türlü önlemi almıştır. Ve bunun üstesinden gelir diye düşünüyorum.

Ben sana ne dedim balcı? Oryantalizm demiştin. Bende ondan güldüm işte. Siyasi manevrayı bilen adam her türlü raks eder anladın mı? Gülmem ondan yani. Fakat senin bilmediğin şeyler var. Bunları başka zaman konuşuruz.

Neden burada, Sarıyer de bu bir hastalık var. Bu insanları anlamıyorum. Bir bok oluyor. Hemen atama olur. İl Başkanlığı diyoruz, Atama olur. Bu gelişmeleri nerden biliyor ve duyuyorsunuz. Bunu anlamıyorum. Niye adam görevinde kardeşim. Madem aday olacaksınız, çıkarsın, çalışmanı uzun vadede yaparsın seçimlerde Genel Kurulda başkan adayını çıkarırsın, Yöneticilerini belirlersin. Birde konuşma yaparsın. Hee çift liste çıkar olsun, Hiç olmazsa bir amaç uğruna mücadele yapılmış olur. Hemen efendim Atama bu ne yaa.

“ Pusulanın sana doğru yolu göstermesini mi istiyorsun, Öyleyse onu yanındaki mıknatıslardan koru.”

Bu işlerin nasıl olacağını veya olabilirliğini sen git Fani PALTOCU ya sor. O sana anlatır ben senle uğraşamıycam kardeşim.

Hadi Kalkalım mı: Benim biraz işim var sonra konuşuruz.
Geç gelmeye başladın Cafer. Hacı BAYRAKTAR her gördüğünde uçağı ne zaman kaldırıyorsun diyor. Haberin olsun. Şikayet var yani. Artık kurultay filan kalmadı. Yılbaşı da geldi, sayılır.

Yılbaşında sonra diyorsun yani.
Bay bay balcı.

Cafer Sıçar. Durgun, üzüntülü. İç yapısında yorgunluk vardı. Yoksa Cafer benim bildiğim. Neşe içinde hareket eden beni görünce durmadan espiri yapan, benimle kafa bulan neşeli bir adamdı, bugün bir şeyler olmuştu. Sorun vardı! Bunu bilmiyorum. Ne kadar düşünsem de çıkaramıyordum. Acaba Cafer, Limana geldikten sonra mı? canı sıkılmıştı. Merak içinde çıldırıyorum. Yok kesin bir şeyler var. Topla kafayı balcı. Cafer Kuzey grubunu zaten biliyordu! Burada bir sorun yoktu. Masada kimi gördü. Kim Vardı o an masada? Gidip bakmam lazım.

Hemen uzun adımlarla limana gitmeye başladım. Havada yağmur çiseliyordu, bankamatikte kuyruk vardı. Birkaç insan şemsiyelerini açmış. Koşuşturmakta, Burgerking pekte kalabalık değildi. İlk açılışta uyguladıkları fiyat tarifesine devam etselerdi harika olacaktı. Bütün gençlik oraya takılıyordu. Şimdi ise fiyatlara yüzde yirmi beş zam yapmışlar bu yüzden ahali tepki göstermiş kimseler gitmiyordu. Sakindi. Ulan Konuya bak ya. Tam da benlik, Şimdi çağıracaksın Nasuh AJANTUĞRUL’ u gel bakalım, neden bu incelemeleri yapmıyorsun diyeceksin. Senin bunlardan haberin yok. Denetlesene kardeşim. Ne der acaba bana. Tüketici haklarına ben bakmıyorum diyecek tabi. Kim bakar o zaman, Kaymakamlık, neye bağlar dersin balcı. Kardeşim sen Hayati KAPTANOĞLU ne git. Kaymakanlık sosyal yardım işlerinde sorumlu zaten. O sana aracı olur kaymakamla tanışırsın diyecek. Benim sorunum o değil ki zaten amaç sana sarmak koçum desem. Kim bilir ne kadar ince ayar yapmış olurum aslında. Şimdi oda haklı tabi. Daimi Meclis üyesi olunca Fiyat tarifesi başkasında tabi.

Islandık biraz be. Bayağıda dalga var yani. Hava poyraz herhalde. Yağmurla beraber birde fırtına var. Motorlar yerinde zor duruyor. Yazık değimli şu iskeleyi yaparken altını doldurmak, dalgalar olduğu gibi limanın içinde, Aslında President bu işi halleder ama. Kim ona söyleyecek. Sen Başkan şu limana bir çare bulsan altını doldursanız da bu Sarıyerliler biraz rahat etmiş olsa. Alt tarafı kanallar kapatılıp beton dökülecek. Bütün problemler bitmiş olacak. Nerde. Adamın etrafını dalkavuklar doldurmuş. Aman beyim Aman paşam hiç kimse gerçekleri göstermiyor. Hep terane yani. Laf olsun. İnsan bir düşünür ya. Sabah President Ofise gelir. Herkes arsa, imar. Yok falanca çatım ne olacak. Çöpler ne olacak. Ulen adamlar her biri aynı şeyi, istiyor. Dikkat ediyorum da. Önüne gelen her şeyde toprak var. Adamı toprağa gömecekler sonunda. Bırakın adamın peşini kardeşim. Sırf sizin istekleriniz yüzünden. Yok efendim başkan bir şey yapmıyor filan. Daha ne olsun. Öneri getirin. Hatta önerinizi önce gazeteye söyleyin gelin SARİYER TİMES olarak röportaj yapalım. Birde sorunları halktan değil sizden dinleyelim. Yani dizayn eden siz olsun. Siz yönlendirin. Sizin projeleriniz olsun. Bunu paylaşın. Bizleri kullanın gerekirse baskı unsuru olsun yok. Herkes bilmem nesinin doğrultusunda gidiyor. Bir bok çıkmıyor tabi. Ondan sonrada başkan kale bile almadı. Nasıl aslın ki.

President geçenlerde Sarıyer’ e geldi. Oysa bir gün önce Nasuh AJANTUĞRUL ve Hacı BAYRAKTAR bazı belediye çalışanları tüm esnafa saat dağıtmışlardı. Ertesi gün Sarı Platforma uğradım Seval Balcı ile laflaşıyoruz. Çay muhabbeti bir baktım. President ve ahalisi cümbür cemaat esnafı dolaşıyorlar. Ulan dedim neler oluyor ya.

Meğerse, President de Adamlarına güvensizlik sorunu varmış o zaman anladım. Hem yeni yıllarını kutluyor esnafın, hem de saatler çalışıyor mu? çalışmıyor mu? diye kontrol etmeye başlamış. Tabi şaka bunlar, ben uydurdum yaa. Hani bir esnaftan bana bozuk saat verdiler başkanım deseler var ya. Yanındaki kim varsa işte o zaman fırçayı yiyecek tabi. Allahtan operasyon iyi geçti. Esnafta mutlu oldu tabi. Lakin sorun sonra başladı. Esnaf tepkiyi hemen ertesi gün koydu! Bazı kişiler dükkan önlerini izinsiz olarak fazladan yola kaydıklarından her birinde çirkin ve de gösterişsiz, dağınık olarak duran fazladan çıkmaları o gün not aldıklarından hemen operasyon başladı, Kardeşim bunlara ne gerek var ya. Bu sokakların sorumluları yok mu? Her yerde adam var. Neden işinizi yapmıyorsunuz da başkan geldiği zaman mı bunları görüyor yani. Yazıktır kardeşim ya. bak seçimler var. Uff banane be kardeşim. Kafam takık zaten Cafer’e şu problemi halletmem lazım.

“ İnsanın yalnız olması, hele yalnız çalışması hiç iyi değil, Bir şeyi başarması gerekiyorsa, başkasının ilgisi ve teşviki gereklidir.”

Selam millet.
Gitti mi Cafer!
Gitti çağanoz. Arayacaktım seni de. Ben kalkarım dedi. Hayırdır. Problem var ama ne çözemedim.
Çözemezsin. Cezalı. Biraz beklemeye aldık onu. Kurultaydan sonra.
Kesin Kızıl Şef ceza vermiştir ona.
Yok canım. Söylemedi mi?
Hayır. Bir sıkıntısı var ama bilmiyorum.
Balcı ya fazla yaklaşma dediler. Çok konuşuyorsun. Biraz daha ileri gidersen bizi yakacaksın diyorlar, ondan kulağı çekildi.

Ulan Hamdi yeme beni. Yılların siyasetçisine bu racon söker mi? koçum ya.
Bir çay alayım kardeş.

Hava soğuk. Isınmak lazım. Masaya bakıyorum. Cafer’ in canını ne sıkmış olabilir. Herkes burada. Çağanoz,Kerpeten, Muşmula, Muhtaroğlu, Bardakçı, Hristo paşa, Kimyasal herkes burada, Siyam ikizleri hiç gelmedi. Başka kim vardı ki masada. Uff şimdi sorsam masada kim vardı başka diye o zaman olay çözülecek. Cafer’ in neden canı sıkkın anlaşılacaktı, kimseye sormadım. Zaman içinde nasılsa aklıma gelir diye düşünmeye başladım. Masada insanlar farklı muhabbetlere dalmışlardı. Konuya dahil olucam ama kafamı kurcalayan asıl mesele başka. Uff. Tabi yaaa. Hass…tir bee..

Muhtaroğlu nasılsın. Şu Kültür işinden pek bir şey duymadık galiba. Ama iyi çalıştınız.
Dur ona gelicem.
Gel bakalım. Hristo nasıl gazi olduğunu mu halen daha anlatıyorsun. Ne adamsın ya, anlat bakalım. Bizde dinleyelim. Nasılda gaziliğini siyasette kullanıyorsun enteresan. Ve hayret. Sen aslında Pontuslu değimlisin yaa..İç çayını hadi…

Bizim Hiristo aslında bir Rum. Yani eski Sarıyerlilerden Pandelli nin torunu!

PANDELLİ bir PONTUS lu, vakti zamanında TRABZON da mübadele oluyor öyle tüm Karadeniz bölgesinde. 1.5 milyon insan mübadelede göç ediyorlar. Girit. Sakız. Midilli, Rodos, Santorini. Kos, Mykanos adalarına buradan çok büyük sevkiyatlar oldu. Bunların ailelerinden hep parçalanmalar oldu. Kimisi dağıldı. Fakat içlerinde o zamanın uyanık Rum ailelerinden olan Pandelli ni devletle pek iyi ilişkiler içerisinde, oldukça nufüslu. O zamanın farklı zengin ailelerinden biriydi. Tabi o zaman para nerde. Altın vardı. Ve altını iyi kullanmasını bilen Pandelli tüccar olduğundan rüşveti kime ne zaman vereceğini bilen bir insandı. İşte bunu iyi kullanan aile Trabzon dan rüşvetle Karaburun, Karaburun dan motorla kaçamak yapıp yolu Sarıyer’ e düştü. Yenimahalle de ikamet ettiler bir süre. Vakti zamanında İstanbul da çete hareketleri var ama bunlara bulaşmamışlardı. Birde Osmanlı hanedanı var tabi. İstanbul da. Hemen uyanık Pandelli kedini paşa yapı verdi. Zamanla artık ismini kullanmaz olmuş. Paşa aşağı, paşa yukarı tüm muhabbetlerde kimse de geçmişini soramıyordu. Tam muhabbet olacak. Hemen masanın hesabını öderdi. Kim karşısına çıksın mutlaka masaya çağırır onunla efkari umumi muhabbeti yapar. Eski savaşlardan bahseder. Balkanlardan Viyana ya kadar nasıl ulaştıklarını anlatırdı. Karşısındaki hele ki biraz konuşsun veya hakkında soru sormaya kalkışsın. İşte o zaman Viyana kuşatmasında sonra nasıl geri çekildiklerini anlatırdı.

Sağ Kolunun omuz kısmında motorda denizden dolayı küpeşteye vuran vücudu ağır yara almış, Mosmor olmuştu. O zaman sıkıştığında hemen omzunu gösterir Savaşta nasıl da kılıç darbesi aldığından bahsederdi.

Aslında omzundaki darbe geçmesi lazımdı. O kadar zaman geçmişti. Yanına kim gelirse gelsin konu içinde omzunu gururla gösterir ama Pandelli de devamlı alışkanlık olmuş aynı yere, yani yaranın üzerine yumruk atar. Devamlı omzunu döverdi. Bu artık alışkanlık olmuştu. Bir gün biri neden yaranın üzerine devamlı vuruyorsun dedi. Hiç sobe be koço, hep içim dağlanır uçarım Viyana ya. Derttir içinde. O acıyı yaşatıyorum kuzum derdi. Ahh. Ahh. Sorma garibim biz neler çektik derken öyle bir anlatırdı ki. Konuyu anlattıkça saatler geçer, millet dinlemekten bıkar ve evine giderdi. Pandelli, daha yeni geldik kuzum, neden hemen kalktın yeni başladık daha rakimizden içmeye derdi. Motorun küpeştesine düştüğü ve vücudunun darbe aldığı günden beri Pandelli bir Osmanlı gazi paşasıydı, bu yara kapanmaması için devamlı aynı yere vuruyor. Yara devamlı morarmış kalıyor. Aslında kısaca kendi pasaportunu kendisi hazırlıyordu. Pasaport Allahtan mühür Pandelli dendi.

Pandelli zengin, altınlar içinde yüzüyordu. Fakat efkari umumiye çakmasın diye. Bir küçük alamana kayığı aldı. Balıkçılık yapacak. Hem oyalanacak hem de akşama rakının yanında balık hazır olacaktı. Aldığını değilde, tuttuğunu yemek daha zevkliydi. Şahane mezeler yapar, masası gibi teknesi de kalabalık tayfadan oluşurdu. Ne yazık ki, Pandelli bir Rum du, Bunu kimse bilmez lakin bizim Pandelli camiye de giderdi. Biz kul ile Allah arasına girmeyi burada yazamıyoruz. İşte bu limanda, denizin tam kenarında. Evinin avlusunda ağlıyan bir bebek vardı. Zamanla büyümüş, mektep medreseye gerek olmadan torununu yanına alır balığa çıkardı. Kimdi bu tabiî ki torun HİRİSTO.

Pandelli eski bir Osmanlı paşası olduğundan Torununa da HRİSTO PAŞA derlerdi.

Hristo daha küçük yaşlarda. Nedense onun doğumundan sonra, Sarıyer de sorunlar oluşmaya başlamıştı. Bir uğursuzluk gelmiş sanki, Sarıyer de büyük bir sel felaketi yaşanmış bütün ahşap evler derelere uçmuş denizle bir olmuştu. Pandelli o zaman Yenimahalle ye taşınmıştı. Mutluydu. Yakınında mahallenin iki ev ötesinde kilise var. Ve çan sesi ile uyanır evinde gizliden ibadet ederdi. Tam bu senelerde Hristo artık büyümekte fakat kocaman bir yangın çıkar, Sarıyer’ in tarihi yangını olur ve semtte sağlam ev kalmamaktaydı. Bu felaketten korkan Pandelli artık çan sesine de kulak asmaz, bir an evvel daha uzaklara gitmeye karar verir, Artık buradan taşınmak ve yeni ev almak farz olmuştur ve tekrar göçe zorlanmaktadır. Yol görünmüştür. Kendini cemiyete sevdiren ve güzel bir hikaye tutturan paşa efendi biraz daha sakin bir yere alamana kayığını da yanında getirerek aynı müşgülatı kurmak üzere RUMELİ KAVAĞI na taşınmıştı.

Hirsto, dedesinin de yardımıyla balıkçılığı öğrenmiş. Genç yaşta usta olmuştu. Hristo büyümüş askerlik çağı gelmişti. Bir yanda okul vardı. Fazla ilerlemeye gerek görmeden bir anda askerlik hikayesi işin içine girince hemen gitmeye karar vermiş. Ve genç kara yağız zıpkın gibi balıkçı olarak askere gitmişti. Herkes mutluydu. Aileler. Dedesi. Ve mahalleden arkadaşları seviniyorlardı. Artık eskisi gibi ne Pontus hareketi vardı. Nede 1956 daki gibi yağmalama hareketi. O zamanlar dahi Sarıyer de evler yakılıp yağmalanırken Pandelli Osmanlı paşası değimliydi. İşte şanlı kahramanımız o zamanda yırtmıştı.

Hristo askerden ancak iki mektup atabilmişti. O zaman, Ecevit başta. Sene 1974 Kıbrıs harekatı olmak üzere Hristo askerde. Hristo’ nun şansızlığı veya denirse ki uğursuzluğu burada da geçerliliğini korudu, Kıbrıs harbi çıktı.

Gelecek zaman içinde, buradan edindiği yaşam savaşı, ayakta durmanın ve kıvrak zekanın semeresini ileride siyasi olarak nasıl başarılı olunur, yıllarca nasıl ayakta durulur. Siyasi oyunlar nasıl oynanır, hepsi bu savaşta edindiği hayat ve yaşam mücadelesinde kazanımları bir siyasi dehanın ortaya çıkmasına en büyük vesile olacaktı.

Komando birliğinde yerinde duramayan, çevik atak, zeki, uyanık, her türlü savaşma kabiliyeti olan Hristo birliğinde attığını vuran adam olarak kendini ister istemez gösterir. Fakat, Kıbrıs savaşı çıkınca. Birliklere haber verildiğinde. Seçilen adamlarda ilk kişi olur. Hristo hemen düşüncelidir. Bir şeyler dönüyor ama kimseye haber verilmemektedir. Mersin limanına gittiklerinde işin farkına varır. Hemen ilk fırsatta birlikten dışarı çıkmanın yolunu bulur yarım saat sonra birliğine döner. İstanbul a telgraf çektiğini kimseye söylememiştir. Hristo neden telgraf çekmiştir?

Gecenin bir yarısı gemiler çıkartma yapmak için Kıbrıs sahilinde Şafak vakti görülürler. İlk gemi Şimdiki Kocaali sahiline inecektir, gece zifiri karanlık. Rumlar sahili bütün kapatmış ve çıkarmada hiç bir asker ve komutan kurtulamamıştır. İkinci gemi bunun farkına varır ve bu sefer yön değiştir. Daha sonra bir sonraki koya yönelir. Çıkarma yapılmaktadır. Tüm askerler denizle birlikte su olmuş, yavaş yavaş karaya ayak basmaktadırlar. Çünkü çıkarma gemisi denizdeki kayalardan tam sahile yanaşamamış, kayanın üzerinde kalan gemi mecburen askeri boşaltmış ve tüm komando birliği sahile yapışık vaziyette her biri kum tanesi kadar olan bu yiğit insanlar, Rumların makineli atışlarında bir çoğu nasibini almış. İnsanlar ölmekte, sabah saatlerinde artık gün ağırmakta, çatışma devam etmektedir. Askerlerden vuruldum. Ölüyorum sesleri, yaralananlar. Hadi bir adım daha yiğitçe çarpışmalar. İlk makineli susturulur. El bombaları, ve ağır makineli tüfek ele geçirilir. Bir nebze olsun artık Rumlar geri çekilmeye başlamış. Ortalık sakinleşmiş. Askerler mahalle aralarında gezmeye başlamışlar. Hafif ölçekli sokak çatışmaları yerel çeteler tarafından olmakta, bütün bunlar püskürtülmektedir.

Uzaktan Hristo ortaya çıkar. Elinde makineli tüfek. Mahallede ele geçirilen bir ev hemen komutan evi yapılır ve Hristo yerini alır. Oda ne. Hristo. Herkesin denizde ıslak ve yara bere içinde olduğunu görür. Kafayı çalıştırmaya başlar, nerde ise ağzından kaçıracak. Ulan ne kadar ıslanmışınız. Hasta olacaksınız olum diyecek. Cin fikirliği aklına gelir ve matarasındaki suyu üstüne dökmeye başlar, ayağı yere takılmış gibi bir hareketle yerde sürünür artık üstü başı kirlenmiştir. Hristo askerlerin sağ tarafta çatışırlarken, o sahilin sol tarafına gitmiş kayaların arasında tam siper olmuş. Havai fişek gibi parlayan çatışmayı, bomba seslerini bugün dahi gerçekten yaşamış gibi olduğundan ataride oynayan savaş oyunlarında hep sonucu önceden bilmiştir.

Yorucu bir gün geçer ve Hristo ilk gece nöbetinde bulunmuştur. Gece hiç gözünü kırpmamış derin hesaplar içerisinde yarınki projeyi uygulamaya koymaktadır. Sabahın ilk ışıklarında tekrar mahallelere çıkılır. Hristo cesaretinde dolayı bir eve girmekte, TEMİİZZZ. Der tekrar içeri girer. 10 dakika sonra çıkarmış. Bu böyle devam etmiş. 2. gece tam hareket edilecek. Hristo ortada yoktur. Zaman geçer tam ilerliyoruz emri gelir. Hristo elinde kazma ile birliğin gerisine zor zahmet koşarak katılma çalışır, yetişir ve ilerleme devam etmektedir. İstikamet, LEFKOŞA dir. Burada belirli zaman geçirilir. Bir gün daha savaş sürer. Komando olan Hristo aslında bir piyade gibi belki de kazma kürek taşımakta ve her fırsatta yerleri kazıyıp kapatmaktadır. Anlatanlar, Hristo büyük kahramandır. Rum leşlerini gömüyor zanneder. Aslında efsanedir. Savaş biter. Barış görüşmeleri olmuş. Birlikler yerlerinde ve zamanda oldukça geçmiş. Hristo ilerde anlatmak üzere anıları burada keserek tehris olur. İlk gemi ile Türkiye ye ve Sarıyer döner.

“ Fedekarlık, Savaş seferini de, Haç seferini de kutsallaştırır.”

Hristo bu savaştan sonra, gerçek kimliğini bulmuştur. Terhis olurken komutanı, sen Mehmetçikle savaştın, sen bir gazisin senin adın bundan sonra Mehmet olsun demiştir. İşte Meşhur Pandellinin torunu Rum Hristo paşa. Olmuş Mehmet Pandelli.

Rumeli Kavağında törenle karşılanmıştır. Pandelli Mehmet. Burada sırdaşı, çocukluk arkadaşı Cemil vardır, Cemil bugünkü Cemil Muhtaroğlu dur. Pandelli Mehmet bir plan yapmakta ve bunu Cemil e nasıl anlatacağını bilmemektedir. Aradan dört sene geçmiş. bir gün, Muhtaroğluna seninle İMROZ ‘a gidelim demiştir. Plan işleyecek. Onu hiç kırmayan muhtaroğlu hemen hazırlıklara başlamış, iki gün sonra yola çıkmak üzere hareket etmişler, Yolda hemen Pandelli Mehmet, Cemil Muhtaroğluna bu adada Rumların ne eserleri vardır. Bunlar hep korsanlardan saklamak için adadakiler mallarını değerli eşyalarını toprağa gömerler demiş. Adaya çıktıklarında kafası çelinen muhtaroğlu ve uyanık Pandelli Mehmet, İlk fırsatta rakı masası kurmuşlar planlarını yapmaya başlamışlar. O kafayla adanın etrafında bir tur atarak, Pandelli uyanık ya, bak bu taş işaret gibi duruyor burayı kazalım diyerek gün boyunca yedi tane yer kazmışlar Hiç bir şey bulamamışlar, lakin Pandelli hedefine ulaşmıştır. Dördüncü gün adadan dönerler ve yolda dalgaların beşik gibi salladığı bu iki kafadar zevki alem içinde, yanlarına aldıkları rakıyı geminin kıç tarafında götürerek hayallere dalmışlardır.

Pandelli Mehmet. Ula Cemil, ben Kıbrıs ta o kadar savaştım. Duyduğum kadarıyla bazı askerler bizden sonra başka yerlerde hep evleri bastıklarında Sterlinleri evlerden çuval çuval topraklara gömüşler, her evde altın varmış filan demeye kalmadı. Cemil de o zaman oraya da gideriz ne olacak demiştir. Muhtaroğlu, Pandellinin tuzağına düşmüş ve. Seyahat için gerekli planları daha İmrozdan dönerken yolda yapmışlardır.

Aradan az bir zaman geçer ve Kıbrıs yolcuları, hareket etmeye başlarlar. Fakat ailede hasta vardır. Ağır hastadır Muhtaroğlunun ailesi, gidemez. Biraz düşünür, Ulan der ne dedi nereye gittik. İmrozdan bir şey çıkmadı ordan mı? çıkacak diyerek, zaten hayal olan hikaye ye aldırmadan. Boş yere ne gerek var deyip ben gelmiyorum demiştir. Pandelli artık yalnız gidecektir Kıbrıs’a, Hemen hazırlıklara başlar ve önce Mersin oradan Kıbrıs’ a geçer. Adaya ilk varışta. Bir motele yerleşir. İlk gün anılara dalar, Girne limanında memleket havası alarak rakının dibine vurur. Zevki şahaneleri Rum mezelerinden yiyerek dedesinin nefesini hisseder ve anılara dalarak ilk geceyi Motel de geçirir. Gece uyuyamaz. Uzun zaman düşünür. Ve uykusuz gecenin sabahında. İlk iş. Dükkanların açılmasını beklemek.

Bir elinde kazma kürek sırt çantasında çuvallar. Girne’nin altını üstüne getirmekte ve ilk gün başarısı olarak ama yer tespitleri mükemmel bir şekilde yaparak. Otele döner. Gece ilerlemiş hiç alkol almayan Pandelli Mehmet Motel’e döner. Çuvalları açar. Aman yarabbim diyerek bildiği bütün duaları etmeye başlar. Gömüler tam tespit yapılarak alınmış ve İstanbul’ a dönülmesi gerekmektedir. Bir. İki. Üç. Dört. Tam bir ay Girne de kalır Pandelli Mehmet, Adamını bulur ve Mersinden gelen kuru yük gemisiyle dönüş hazırlıkları yapar. Balıkçı olduğundan tüm gemicilerle muhabbette hiç sorun olmaz. Hatta Mersine döndüklerinde Pandelli sanki geminin iki yıllık tayfası muamelesi görür, O kadar derin bilgili ve tecrübeli olan Mehmet için gümrük hiç nafiledir.

Artık Pandelli Mehmet Rumeli Kavağına gelmiş. Evinde istirahat etmektedir. Zaman geçer, Muhtaroğlu Cemil’ i yanından hiç eksik etmez. Rakı balık. Midye tava. Tüm balıklar gırla gitmekte. Her gece alem. Kireçburnu Ankara oteli. Çamlaraltı. Neşe suyu. Yemede yanında yat. Mehmet zamanla hakkı olan servetle yemekten bitirememiş ve yedikleri yanında kar olmuş, almış olduğu kilolardan tosun gibi olmuş, şişman kocaman çam yarması gibi bir adam. Bu paraların vitaminli oluşundan kilo üstüne kilo almış. Gören tosun gibisin dediklerinde, gururlanmış, Mehmetliği unutulmuş. Pandelliliği unutulmuş. Kıbrıs gazisi olduğu halde yara almadığı için, pekte içki muhabbetinde anlatacak hikayeler fazla tutmadığından ve inandırıcılığını yitirdiğinden olacak ki. Gazi dahi denmemektedir. Ne kaldı geriye diyeceksiniz. İşte olay bu zaten. Kendini zaman içinde Hristo olduğunu dahi unutan bu zatı şahaneleri dedesinden kalma Osmanlı Paşalığını almış, Yediklerinden dolayı da Tosunluğu kalmış Olmuş sana TOSUN PAŞA.

Vay bee. Pontuslu Tüccar Pandelli, Oluyor Osmanlı Balkan Harbi ve Viyanaları kuşatan Pandelli paşa ve onun Torunu. Sarıyerli Hristo Pandelli, zamanla oluyor Gazi. Sonra Mehmetcik Mehmet, Hepsi gidiyor kıyısından Paşa, kendinden kalan Mehmet. Yediklerinden Tosun Oluyor şimdi anlı şanlı TOSUN PAŞA.

Tosun paşa onun içindir ki. Rumeli Kavağında. Hangi çalışma olursa olsun her zmaan ön planda. Hangi siyasi hareket olursa olsun haberi olan. Tüm örgütlenmeyi ve delege hatta üye savaşlarında baş aktör, Örgütlenmenin yegane adamı olmuştur. Zaten solculuğu da aslında aileye dayanmaktadır. Çünkü ataları Pontusta yaşamış birkaç akrabası Batum dan geldiklerinden, tarihte batum kongresinde bulunan dedeleri ve akrabaları vardır. Yani Azınlıklar olan meşhur ana çekirdek kadronun TKP kurucularından geçmişte bir çok büyükleri görev almış. Bir çok zamanda solcuların babalığını yapmış destek vermiş. Yedirmiş, giydirmiştir. Tosun Paşa, bizim mahalle solculuğu gibi lümpence değil, Gerçek Yeraltı çekirdek Komünistlerinden den biridir.

Siyasi etrikaları bilmesinin nedeni bundandır. Avrupa Kültür Başkenti projesini Devlet AKP hükümeti ve Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir TOPBAŞ’ ın öncülüğünde yapılan bu çalışmayı Rumeli Kavağına aldırmış. Bilakis gidip gördüğümde gelenlerin sanki bu işi Tosun Paşa yapmış gibi inanması ve bunu tamamen kendi becerisi ile üstlenmesi. Tamamen siyasi beceri ve uyanıklığın en büyük eseridir. Genç nesillerde ders olacak bir efsanedir. Bu yüzdendir ki Benjamin Franklin Airlines’ te yolcu olmak için uçak rezervasyonunu en başta yapan kişidir.

“İnsan yazdığı gibi konuşmalı. Konuştuğu gibi yazmalıymış. Çünkü bana konuşmak ve yazmak, her biri kendi hakkını iddia edebilecek iki ayrı şey gibi geliyor. Goethe.”

Devam edecek…