Son Dakika Haberler

Konya Adlı At! (Söylev’den Alıntılarla)

Konya Adlı At! (Söylev’den Alıntılarla)
Okunma : 1.176 views Yorum Yap

Uygar dünyanın içinde yer almanın ne önemi vardır? Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar değil mi? Tek dişi kalmış canavara dönüşmenin ne gibi albenisi olabilir?

Birçok farklı yöntem kullanıp karşındakini yanıltmayı böylelikle etkileyerek kontrolün altına almayı sağlayabilirsin yine de karşındakini kandırmanın en etkili yöntemi, onu alışkanlıklarını değiştirmeyeceğine ikna etmektir. Bu kolay yöntemdir, maliyeti en düşük olan yöntemdir. Zaten insanoğlu hayvanları evcilleştirirken de bu yöntemi kullanmıştır. Bu en eski ancak en etkili yöntemdir. Özgürlük ve güvenlikten birisinin seçimi söz konusu olduğunda, bu ikilem karşısında büyük bir çoğunluk güvenliği için özgürlüğünü yitirmeye razıdır. Avı toplayıcı toplumun özgür yapısından tarım toplumunun efendi köle diye insanları ayıran yapısına geçiş bunun önemli kanıtıdır. Emperyalizmin kullandığı güçlü argüman tam da budur.

Bir de Mustafa Kemal gibi düşünüp davrananlar vardır. Tahmin edileceği gibi güvenliği özgürlüğe tercih edenlerin nicel (sayısal) üstünlükleri karşısında bu nitelikte olanlar azınlıktadır. Önünde sonunda özgürlük, insanın yaşam-kalım savaşında hayati önem taşıdığından yani insan özgürleştikçe türünü sürdürebildiğinden dolayı Mustafa Kemal gibi davrananlar insanlığı geleceğe taşıyabilmenin yolunu hep bulabilmişlerdir. Gelecek onların davranışlarına pirim verici seyretmektedir. Buharın gücünü keşfedip onu kontrolü altına alan insan buhar çağından geçmiştir. Petrolün gücünü keşfedip onu kontrolü altına alan insan makinaları işletmiş, arabaları yürütüp, uçakları uçurmuştur. Güneşin çevresinde döndüğü sanılan dünyanın tam tersi kendisinin güneşin çevresinde döndüğü anlaşıldığından beri insanların buluşları artmış, buluşları artıkça hayatı kolaylaşmış, ömrü uzamış, hastalıkları yenmek konusunda önemli gelişmeler sağlamıştır.

Mustafa Kemal, Söylev’inde (Nutuk) Afyonkarahisar milletvekili Hoca Şükrü imzasıyla yayımlanan “İslam Halifeliği ve Büyük Millet Meclisi” adlı kitapçıktan bahseder:

“Kitapçığın üzerinde sadece 1339 (1923) yılı yazılmıştı. Ama kitapçığın, daha ben Ankara’da iken hazırlanıp basıldığı ve benim Ankara’dan ayrıldığım 14 Ocak 1923 ertesinde ortaya çıkarıldığı anlaşılmıştır.” Diyerek belirtir, arkasından işler çevrilmekte olduğunu.

“Şükrü Efendi Hoca ve arkadaşları: “Halife Meclisin, Meclis Halifenindir” gibi bir uydurma sözle Millet Meclisini, Halifenin danışma kurulu ve Halifeyi, Meclisin ve dolayısıyla devletin başkanı gibi göstermek ve kabul ettirmek istemişlerdir.” Der.

“Baylar,” diyerek sürdürür konuşmasını: “halife bulunan kişiyi umuda düşürecek kimi içten bağlılık gösterileri de dikkati çekiyordu. Gizli olarak yapılan bağlılık gösterileri ise bizim görünüşe göre anladıklarımızdan daha çok imiş. Bu konuda bir örnek vermiş olmak için, o sırada İstanbul ve Trakya görevlimiz ve temsilcimiz olan Refet Paşanın yine o günlerde “Konya” adlı bir atı halifeye sunması dolayısıyla kendi kardeşi, hem de emir subayı Rifat Beye yazdığı bir kapalı tel ile, Halifenin başyaver aracılığıyla bu tele verdiği karşılığı olduğu gibi bilgilerinize sunacağım:”

Arzu edenler telgrafları Söylev’den okuyabilirler. Burada Refet Beyin Rifat Beye çektiği telden bir cümle alıntılamak isterim:

“…Hayvanın Halife Hazretlerince beğenilmesini Tanrı’nın bir iyiliği olarak kabul ediyorum.” Diye bir cümledir bu, Tanrının iyiliğine bakın! Bir sene kadar sonra makamı Meclisçe sonlandırılacak birinin Konya adlı atı hediye olarak kabul etmesi… Tanrı yanılmayacağına göre, yanılan kimdir? Böyle yanılgılar içinde olanlarla devlet yapılabilir mi? Bir de başyaver Şekip Hakkı imzasıyla verilen uzunca bir cümleden oluşan yanıta bakalım:
“Yüce Cebrail, evrenin övüncü Peygamberimiz Efendimize (Ona selam olsun) Tanrı’nın elçisi olduğunu bildirdiği gibi, yüksek kişiliğiniz de Halife Hazretlerine Peygamberin vekili olduğunu bildirdiğinden dolayı yüce varlığınız kendilerine bütün yaşadığı günlerin en mutlu ve en kutlu bir olayını her zaman için hatırlatacaktır.” Bu nasıl bir paslaşmadır? Bu nasıl bir hayal gücüdür? Bu nasıl bir anlayıştır ki, aynı düşünceleri paylaşarak medeniyeti tek dişi kalmış canavar gören bugünkü torunları medeniyetin akıllı cep telefonlarıyla sarmaş dolaştır?

Mustafa Kemal (Soyadı kanunu henüz çıkmadığından Atatürk yazmadım.) olanlar karşısında şunları söylüyor:

“Onların ileri sürdükleri gerekçelere ve kuramlara göre, Halife denilen Devlet Başkanı Çin, Hint, Afgan, İran, Irak, Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen, Asir, Mısır, Trablus, Tunus, Cezayir, Fas ve Sudan’daki kısacası, dünyanın her yerindeki Müslümanların ve Müslüman ülkelerin işlerinde etkili olacaktı.” Bugün çoğunun Türkiye’ye ambargo koyma yarışında olduklarını düşünürsek hem de tüm dinsel söyleme rağmen durum buysa, varın konuyla ilgili siz akıl yürütün. Bir düşünün, zorlayabileceğiniz kadar zorlayın kendinizi, bakın bakalım, özünde halifeliğin kişisel egemenlikten başka tutar bir yanı var mı? Yok, olmasına yok ama kafalarda bir alışkanlık var ve alışkanlıklarına dokunulmayacağına inandırdıklarınızı özgürlükten mahrum bırakıp sürüleştirme şansınız…

Mustafa Kemal alışkanlıklarına dokundu insanların, Hz. Muhammet’in Mekkelilerin, Medinelilerin alışkanlıklarına dokunduğu gibi. O yüzdendir bizim neslimiz onuncu yıl marşını pek sever. Serhad, “sınır boyu” demektir. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, benim iman dolu serhaddim var. Yani batının sınırı çelik zırhlı duvarsa benimki imanımdır deniyor. İyi güzel de, yanınızdan ayırmadığınız o akıllı cep telefonları neci oluyor? Biz onuncu yıl marşını severiz, çünkü orada anayurdu demir ağlarla örmek vardır. Çünkü orada bilim yolunda yürümek, geleceği kucaklamak vardır, çünkü orada sanrılara kapılıp kaybolmak yoktur.

Al atını sevmiyorum tımarını ya da at yalanı sevmiyorum inananı…

İrfan Kaban