Son Dakika Haberler

KORKUNUN ESİRİ OLAN TOPLUM…Prof. Dr. Levent Seçer

KORKUNUN ESİRİ OLAN TOPLUM…Prof. Dr. Levent Seçer
Okunma : 81 views Yorum Yap

Tarihçi yazar Johannes Glasneck’in 1971 yılında yazdığı ‘Atatürk ve Modern Türkiye’ adlı kitabını okudum. Glasneck Atatürk’ün devrimleri nasıl gerçekleştirdiğini ve politik olarak nasıl başarıyı yakaladığını anlatıyordu kitabında. Ülkesinin insanlarını esaretten kurtarıp özgür yaşamlarını sağlamayı başaran Atatürk’ün, eğitimte  de başarı sağlamak adına harf devrimini yaptığına işaret ediyordu. Atatürk’ün ülkeyi nasıl bir felaketin ortasından sıyırıp bağımsız bir cumhuriyet kurduğunu anlatıyordu Johannes.

 

Günümüzde Atatürk devrimlerini yeni yetişen gençliğin belleklerinden silmeye çalışanların bu kitabı okumalarını isterdim. Biz o insanı şimdi yok etmeye çalışıyoruz. 10 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin hiç birinin ağzından ATATÜRK kelimesi çıkmadı, onlar Atatürk değil Gazi Mustafa Kemal diyorlar. “Ne Mutlu Türküm” diyemiyorlar, kaldı ki kitaplardan Türklük değerlerini bir bir çıkarıyorlar. Merak ediyorum acaba şu anda sisteme hakim olanların, millet vekili andındaki ”Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma ve laik cumhuriyete” sözlerinin yerine, bir gün ”(RTE) ilke ve inkılaplarına Ilımlı İslam Cumhuriyetine bağlı kalacağıma” sözlerini koyacak cesareti ( ki istedikleri bu) bulabilecekler mi?

 

Laik çağdaş cumhuriyetin yerine Ilımlı İslam Cumhuriyeti hazırlıkları zaten çoktan hayata geçirildi. Tek bir adamın konuştuğu ve ona danışmadan hiç bir şeyin yapılamadığı, her şeyden,  konuşmaktan, yazmaktan, okumaktan, düşünmekten bile korkar hale gelmiş olan bir toplum olmak, işte Atatürk’ün bıraktığı modern Türkiye’den geriye kalanlar. Ne acı…

 

TEHLİKENİN AYAK SESLERİ…

 

Atatürk’ü bu kadar yok sayan bir zihniyetin, O’nun huzuruna bile giderken samimi olmadıklarını düşünüyorum. Yoksul halkının insanca yaşaması için mücadele eden, bunun içinde tek yolun devrim olduğunu savunan bir isim Arjantinli Ernesto Che Guevara. (1928-1967)Bolivya da hunharca katledildiğinde sırt çantasından Atatürk’ün NUTUK kitabı çıkıyor. Böylesi bir devrim adamının Atatürk’e hayranlığını burada yazmak istedim. Dünyanın birçok liderlerinin ondan feyz aldıklarını bilmemek mümkün mü? Bize bu cumhuriyeti hediye eden bir büyük insanın biz devrimlerini,  inançlarını,  fikirlerini, çağdaş değişim anlayışıyla yok etmeye çalışıyoruz neden?  Çünkü O’nun bu değişim anlayışından rahatsızlık duyanlar, onu yok edebilirlerse kendi inandıkları ”Ilımlı İslam Cumhuriyetini” kurmak için önlerinde başka bir engelin kalmayacağını düşünüyorlar. Ama Atatürk’ü devrimleriyle yok etmek, işte bu ülkeyi çağlar ötesine sürüklemek felaketin tam ortasında bırakmak anlamına geliyor. 2023 senaryoları bunun bir işareti değil mi?

 

Burada felaket tellallığı yapmıyorum, gerçekleri anlatmaya çalışıyorum. Atatürk’ün tüm izlerinin yavaş yavaş silindiği bir süreçteyiz, önce onun resimlerinden rahatsızlık duyanlar vardı, sonra onun resimlerini mahzenlere ve sokak çöpleri arasına attılar, tepkiler geldiğinde yanıt hazırdı ”bir yanlışlık olmuş veya takdir-i ilahi.”  Bu ülkeye Başbakan olmuş biri (RTE) belediye başkanıyken bile fazla resimlerden rahatsızlık duymadı mı? Her 10 Kasım’da ve şimdi yasaklanan törenlerde ne hikmetse onlar beklenmedik biçimde rahatsız oluyor ya da başka programlara katılıyorlar şaşırtıcı değil mi?

 

Atatürk ”Ben size akıl ve bilimi miras olarak bırakıyorum” demişti. Ama biz onun bıraktığı bu değerleri bir bir yok etmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Milli Eğitim sistemindeki değişiklikler bana ucube olarak görülüyor, küçücük çocukları daha bu yaşta akıl ve bilimselliğin dışında tutmak asıl felaket bu bana göre. Türkiye elbette bir Müslüman ülke, kimse kimsenin inanç anlayışına karşı değil, ama siz bunu farklı amaçlarla siyasetin ortasında kullanacak olursanız,  işte bu Atatürk’ün Modern Türkiye’sine yakışmayacak görüntülerdir. Her şeye tek hâkim olma anlayışı, sultanlar ülkesi ya da başka bir deyimle başkan olma hayali, ülkenin felaketlerin ortasında kalması demektir bana göre.

 

Uluslararası saygınlığını yitirmiş bir ülke, terörü sırf siyasal kimliklerini kaybetmemek, ümmet anlayışının yerleşmesi noktasında senaryoların hayata geçirilmesi adına cesaretlendirenler, her gün gelen şehit sayılarına sadece ”üzgünüz kanları yerde kalmayacak” mantığıyla yaklaşmaları çaresizliğin bir ifadesi bana göre. Ama AKP sadece değiştireceği anayasayı düşünüyor, kendi anayasasını kurmaya çalışan bir anlayışın nasıl olurda günahsız insanların ölmesine acıma hissini duyabilir değil mi? ”Elbette üzgünüz ve bunun bedelini mutlaka vereceklerdir” demek kolay, her şehit haberinden sonra söylenen sözler, “üç – beş Mehmet ölmüş” ya da şehitlere “kelle”ler diyen bir anlayışın Türkiye’yi sürüklemeye çalıştığı felaketin tam ortasındayız. YENİ OSMANLI İMPARATORLUĞU  kurma hayalleriyle yatıp kalkanlar bir gün ülkeyi nasıl bir tehlikenin ortasında bıraktıklarını anladıklarında iş geçmiş olacak. Türkiye her taraftan kuşatılmış durumda, ama güdülmüş koyun misali uyuyan halkın bunlardan bir gün olsun haberi olmayacak. Kendisini Ortadoğu’da Eş başkan sıfatıyla, lider olma hayaliyle göstermeye çalışan (RTE) nin özde demokrasi umurunda değil, onun istediği sadece Ilımlı İslam Cumhuriyeti, yeni Osmanlıyı yaşatmak.

 

Giderek demokrasiden uzaklaşan bir Türkiye’de Dini hegemonya kurarak İktidarı bırakmamak, giderek sertleşecek, kızacak, bağıracak, eleştiriye bile tahammül edemeyen biri diktatörleşecek,  bunun içinde her yolu deneyecek, bunları yaparken de Türkiye kaybedecek bu ise onun asla umurunda olmayacak. Beni asıl üzense dünün aydınlarının sırf farklı imtiyazlılık adına Başbakan’a toz kondurmayıp ona biat etmeleri. Ama onlarda  uyandılar ne istediklerini biliyorlar ki biat ediyorlar. Ben toplumu korkunun esiri yapan bir anlayışa asla biat etmeyeceğim.

 

Ne mutlu Türküm Diyene.

 

Prof. Dr. Levent Seçer