Son Dakika Haberler

“MARTI CENNETİNDE BİR LEYLEK”

“MARTI CENNETİNDE BİR LEYLEK”
Okunma : 75 views Yorum Yap

Neopolis’ten Simas’a

Köyün birinde siyasi hareketlenmeler yaşanıyor…

Devletin ele geçirildiği, Hırsızlığın sanat olduğu, Dinin referans olarak kabul edildiği, değerlerin hiçe sayıldığı, Büyük hırsızlarla baş etmeye çalışan bir milletin en güvendiği martılar dahi asırlık limandan hırsızlık yapıyorsa, Neopolis’te aşklarını inkar edenler Simas’da dürüst namuslu hacı olarak geziyorlarsa, Rum vatandaşların ramazan da müslümanlardan daha çok saygı gösterdiği bir semte iftar çadırlarında milyonerler oruç açıyorsa eğer, aşklarını inkar edenlerin, namus bekçiliği yaptığı, kırların, kirazlı bahçelerin, vişne ve üzüm bağlarının, domuz deresinde namuslu villalara dönüşümünü göremiyorsa, hırsızların, dolandırıcıların ve namuslu günahsız martıların uzun göç yollarından gelip Neopolis’te ikamet den bir Leylek’in yaşamasına mani oluyorsa eğer, ezan sesinden önce aslında dedelerinin çan sesi ile uyandığı bir diyar da Meşatlık’ta ( Rum Mezarlığı) doğduğunu inkarda ediyorsan Simas’ta ya kaybedecek yada kaydedecek çok şeyin var demektir.

Ülkenin tarihi derinliğinde, coğrafi olarak en uç noktası, ekonominin merkezi İstanbul’un kuzeyinde bir köyden bahsediyorum.

Gecenin karanlıkları üzerlerine düşmeye yakın, sahilde takaların trol motorlarına dönüştürüldüğü, balıkçılığın en yasak olduğu dönemlerde, tayfa bulmanın zorlukla yaşandığı, paparoz çekenlerden oluşmuş gayri ihtiyari gemiciler, kamaralarda çay yerine şarapların kaynatıldığı, mantarların rüyalarda dizildiği, her bir tanesi kurşunların yakaya bağlı olarak gözlerin aşina karanlığında, kurşunların dizlerinin araya sıkışan parklaklığı beyinleri tırmalarken, unutulmuş, yeni yapılan ağ merhametlerinde dikilen ve kaytan urgan üzerine işlenmiş yeni kurşunlar parıldıyorken….

Boğazın en ücra köşelerinde, emekliler bir araya toplanmış, kimi emekli hikayelerine dalmış dinliyor ve hayatın acımasız tecrübelerini ediniyoruz..

Kimi Matrabaz, Kimi tüccar, kimi öğretmen, Kimi gemici, Kimi anne, biraz büyük annelerin olduğu, genç kadınların torunlarını gezdirdiği ve tabiki bizim jenerasyonumuz.

Biz işte boğazın lodosuna kurban gitmiş, yakamozların derinliklerinde, gözümüzün önünden yunusların volta attığı, sevenlerin sıçramalarını sevdiği ve misafirlerin merakla seyrettiği denizlerin prensleri Yunuslar.

Muhalefet eden reisler, her bir yunus günde 60 kilo balık yemek zorunda diyen çevre katliamcısı balık Sanaii’nin çay ısmarlayacak kadar ekonomisi olmayan, yaşamları kredi ile mücadele etmekte geçen büyük aktörleri.

Öylesine baktığınızda ilk gördüğünüz sabahın ilk ışıklarında kendini emekli etmiş siyasi derinlikleri içinde barındıran eski bir belediye başkanı, gemileri boğazdan geçerken ucunu gördüğünde geminin şirketini, künyesini ezbere okuyan armatörler, Yunan bayrağı renginde Lacivert’in en iyi Beyazla birleştiği tek camianın lokalinde, çağanozlar ağa takılmadan, Tekirlerin yumurta yaptığı, Mezgit’in irileşmediği, Palamut’un yeni bir heyecan içinde bollaşacağını bekleyen fakir motor reislerinin dua’ya çıktığı, oltacılar ile kolpacıların karıştığı, tavşan kanı Çay’ın Osmanlı özentisi nargile ile birleştiği, kızlarına eloğlu arayan koca anneler, Torun gezdiren nenelerin ve dedelerin Simas’ın sorunlarında boğuşurken memleket meselelerini en iyi tartışan ve kanun hükmünde kararnameler çıkaran her sabah ilk gelen’in hükümet kurduğu ve yasaları tayin ettiği kuzey imparatorluğu…

Yanan mahalleler, zorunlu göçler, dostların düşman olduğu ayrılıklar, aşkların ama yasak aşkların merkezinde uçuşan ve damlara konan martılar, Neopolis’te her zaman aynı bacaya konan ve yuva yapan bir Leylek’in gözüyle…

Martı diyarında bir leylek gözü ile bakmak yaşama..

Kışın sıcak iklimlere göç eden, yazın tekrar Simas’a geri gelen bir garip leylek işte..

Her göçte yaşadığı ayrılıklar, aldatmalar, aşklar, yeni filizlenen sevdalar, Fadime’nin ilk çocuğu ile torunu arasındaki ayrışımı, kan uyuşmazlığından sakat doğan çocuklar, engelini saklayan anne ve babalar, Simas’in gerçek sahibi ermeni ve rumların evlerinin üzerinde hak sahibi olduklarını idda edenler, Büyük ayrışmada bir mahallenin dostları, bir yudum mezeye isim verenler, anılar içinde boğulanlar, yutkunanlar, ağlayanlar…

Ben Niko’nun kızını seviyordum.

Tüm Simas erkekleri peşinden saatlerce sokakalarda dolaşıyordu.

Hey Selim sen de gitmedin mi peşinden..
Ruşen neden saklıyorsun.

Anastasia  Nazmi amcanın meramet ettiği yerden denize giriyordu, biz ağ meramet diyorduk, o zaman mayosu ile denize giriyordu. Gençtik..
Ne yalan söylüyorsun oğlum. Sen bakmıyormuydun.
Şimdi hacı oldun, geçmişe sünger mi çektin yani..

Hangimiz sevmedik!
Hangimiz aşık olmadık Niko’nun kızına…
Sen sevmedin mi oğlum..

Hayır be Selim, ben sevmedim.
O zaman, oğlum o zaman beni neden dövdün. Neden kavga yaptık, neden…

Hepimiz çocuktuk, gençtik, delikanlıydık yani..
Günah değildi.
Aşk, aşık olmak günah mı yani!

Şimdi hacı olunca mı unuttun…

Dinlerin ayrımı yoktu, bizler camide namaz kılar, orucu evde açardık, sahurda allah ne verdiyse ama gözümüzü papaz okulunda açardık..

Niko’nun evi Neopolis’te en güzel evdi, Büyük yangından sonra en sağlam kalan evlerdendi, işte o ayaklanma yok mu, Niko’nun kızı Anastasia yangın esnasında bizim bahçede, ev yanıyor, Anatasia perişan korku ve telaş içinde, sokakta bir kalabalık, bağırıyorlar, Demokrat parti zamanı bizde genç çocuklarız, annem rahmetli ablam eve aldılar, bir rüzgar gibiydi, bu nasıl bir kin anlamadık, evler yağmalanıyor, yakılıyor, rum komşularımız kaçıyorlardı.

Biz o zaman ne rum bilirdik, nede bir başka şey, komşumuzdu, sevdiğimizdi, arkadaşımızdı ya. Azmı kaldı bizim evde, Mina her zaman bizi yemeğe çağırırdı, Mina Anastasi’ya nın annesi,

Kimse inkar etmesin, edemezde, musalla taşında hesabanı sorarım, yatamazsınız, ayıptır be..

Neopolis’te biz ramazanda oruç tutar. Mina’nın yemekleri ile iftar yapardık, vallahi  rumdu ama çok müslüman kadın dı..

Niko balığa çıkardı, Anastasia yanında, Mina evde, Neopolis iskelesinde küçük tekneleri vardı, balıktan dönüşlerinde bir gün Anastasia’yı yorgun bittik gördüm, Babam Niko kızın hastamı dedi. Niko kızım da senin gibi oruç tutuyor abe Recep, ya ramazan’dır sen ne dersin..

Hangimiz müslümandık, şaşırdık.

Kilise vardı, kilise içinde okul vardı. Yanında camii,

Niko oruçlu, Anastasi’a oruçlu, Mina’yı görmedim, Biz kilise de cenazenin kaldırılışını seyrediyoruz, Niko Bizim cenaze namazımıza geliyor.

Niko Neopolis’te Papaz, Kilisenin bahçesinde erikler,

Hangimiz çalmadık ki papazın eriğini? Biz Günah mı İşledik Ruşen…

****
Neopolis’ten Simas’a
Martı cennetinde yaşıyoruz ama gönlümüz bir leylek gibi değil mi…

 

Mustafa Balcı

( 1 ) Dizi Yazılar.